YAVUZ’UN DOĞU İLE DERDİ NE İDİ?
Selim Han’ın Mısır seferi bazı tarihçiler ve ilahiyat hocalarınca tenkide tâbi tutulmaktadır. “Küffarla cihad dururken neden bir İslam memleketine veya halifelik merkezine saldırdı?” denilmektedir. Hatta, “Ataları gibi Batı’ya yönelik ilerlemeye devam etseydi İslam coğrafyasının sınırlarının Fransa’ya, Manş Denizi’ne ulaşması işten bile olmayacaktı.” Ne dersiniz? Bir evin her yöne açılan farklı pencereleri vardır. Hangisinden baksanız farklı manzaralarla karşılaşırsınız. Ancak hepsi birer parça olmaktan öte gidemez. Tarihe de salt bir pencere açamazsınız. Bırakın doğru bir değerlendirme yapmayı gülünç durumlara düşebilirsiniz. Mesela İran’a neden savaş açtın diyerek tenkide tâbi tutmak Osmanlı ülkesi parçalansın, İran’ın tahakkümü altına girsin ve Sünni inancı yok olsun demekle eşdeğerdir. Şimdi bu sözlerimi okuyanlar “Ne alaka, neden öyle olsun ki?” diyeceklerdir. İşte bu söylem ya tarihi bilmemek yahut da Osmanlı düşmanlığı saikiyle hadiseye tek cepheden bakmaktır. Zira, “Selim Han durup dururken neden İran üzerine yürüdü ki?” demek, Osmanlı’ya yönelen büyük tehdidi görmemektir. 1502 yılından itibaren Safevi Devleti’nin kurulmasıyla birlikte Anadolu’da başlayan hareketlenmeyi anlamamaktır. Şah İsmail’in Akkoyunlu Devleti’ne neden son verdiğini bilmemektir. Yezd’de, Kazvin’de, Bağdat’ta, Dulkadıroğulları ve Özbek ülkelerinde yaptığı katliamlara seyirci kalmaktır. Nihayet 1510 yılından itibaren Anadolu’yu kana ve ateşe boğan Şahkulu Baba Tekeli ve Nur Ali Halife isyanlarına kulak tıkamaktır. Selim Han’ın bu büyük fitne ve tehlikeyi ortadan kaldırmadan girişeceği batı seferinde evet bazılarının iddia ettiği gibi Osmanlıların Manş Denizi’ne kadar değil hatta Portekiz’de Okyanus’a varacağını da iddia edebilirsiniz. Varırdı, varamazdı orasını bilemem. Ancak şunu çok
Tarih
Ebedi saâdetin elde edilebilmesi için üç şey gereklidir: İLİM, AMEL, İHLÂS. (Burada bahis konusu) İLİM iki kısma ayrılır: Birincisi kendisiyle amel (ibâdet, muâmele...) kastedilen ilimdir ki bunu açıklamayı fıkıh ilmi üzerine almış bulunmaktadır. İkincisi; kalbin kesin îman ve kanâate kavuşabilmesı için elde edilmek istenen ilimdir. Bu da; kurtuluşa ermiş bulunan Ehl-i sünnet ve cemâatingörüşlerine uygun olarak, kelåm ilminde genişçe anlatılmıştır. Bu iki konuda, yukarıda adı geçen ilimlerin büyük bilginlerine uyulmadıkça, ebedi kurtuluşa ermek ve bunu ümit etmek imkånsızdır. Bir kıl kadar dahi onların görüş ve açıklamalarına muhalefet (uymamak) bulunursa tehlike büyüktür. Bu sózler, sahih keşif ve açık ilhamla da kuvvetlenerek yakin (kesinlik) mertebesine çıkmış bulunmaktadır. Onlara uymak ve peşleri sıra gitmek şerefine muvaffak kalinanlara ne mutlu!
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kapı önümüzde, ne kazandık istemekten? Umudu bırakıp gitmek daha yeğdir. Asla geçemeyeceğiz o eşikten, yorulduk gözlemekten... Kapı açılır bütün Sessizliği ile yol verir
“Çok sevdiğin birini kendinden uzaklaştırmanın en kestirme yolu önce üzerine gitmek,sonra da bol bol sitem etmek.”
Sayfa 180·Kitabı okudu
Friedrich Nietzsche
Ayrıca insan aşkının bir emridir.— Bir çocuğun suç olduğu durumlar vardır: Kronik sakatların ve üçüncü derece nevrastenik kişilerin durumunda. Böyle bir durumda ne yapmalıyız?— Onları en azından iffetli olmaya cesaretlendirmeyi deneyebiliriz, belki de Parsifal müziğinin yardımıyla: Tipik bir geri zekâlı olan Parsifal’in, kendini çoğaltmamak için bir sürü nedeni vardı; buradaki sorun, belirli bir kendini “kontrol” etme (—uyarıcılara, hatta çok hafif cinsel uyarıcılara bile tepki vermeme) yetersizliğinin genel tükenmişliğin en düzenli sonuçlarından biri olmasındadır. Örneğin Leopardi’yi iffetli bir kişi olarak düşünmek hata olur. Rahipler, ahlakçılar böyle durumlarda umutsuz bir oyun oynarlar; bir eczaneye gitmek çok daha mantıklı olurdu. Bununla birlikte toplumun burada bir görevi vardır: Üzerine çok daha az baskı uygulanabilir ve daha az temel taleplerde bulunulabilir. Yaşamın en büyük yediemini olarak toplum, ters giden her yaşam için yaşamın kendisine karşı sorumludur—aynı zamanda bu yaşamların bedelini de ödemek zorundadır: Dolayısıyla onları önlemelidir. Sayısız durumda toplum üremeyi önlemelidir: Bu amaçla soya, rütbeye veya tine bakmaksızın, en sert sınırlama araçlarını, özgürlükten yoksun bırakma araçlarını, bazı durumlarda hadım etme araçlarını hazır tutmalıdır.— Dekadanların yaşamlarının yasaklanması: “Ürememelisin!” ciddiyetiyle karşılaştırıldığında, İncil’deki yasaklama: “Öldürmemelisin!” bir parça naifliktir— Yaşamın kendisi bir organizmanın sağlıklı ve dejenere parçaları arasında hiçbir dayanışma, hiçbir “eşit hak” kabul etmemektedir: Ya dejenere olan parça kesilip atılacaktır—ya da bütün yok olacaktır.— Dekadanlar için sempati, zayıf bünyeliler için eşit haklar—en derin ahlaksızlık; ahlaklılık olarak doğa karşıtlığının bizzat kendisi olurdu!
Felsefe
Ahmet b ebul havari diyor ki: “Muhammed b Semmak hastalandığı zaman idrarını almış ve Hristiyan bir doktora götürmüştük. Hira ile Kufe arasında yolda giderken, yüzü güzel kokusu hoş ve elbisesi temiz bir adama rastladık, bize: nereye gitmek istiyorsunuz? Dedi. İbn-i Semmak‘ın idrarını göstermek için falan tabibe gidiyoruz, dedik. Sübhanallah, Allahın dostu için onun düşmanından yardım mı isteyeceksiniz? Dedi şu idrar kabını yere atınız, İbn-i Semmak’a dönünüz ve ona: elini ağrıyan yere koy ve: “Biz onu Hakk ile indirdik ve o Hakk ile indi“ (İsra-105) de, deyiniz, dedi ve gözden kayboldu. Bunun üzerine İbn-i Senmak’a döndük ve durumu anlattık. Elini ağrıyan yerine koydu ve adamın tarif ettiği şeyi söyledi. Derhal sıhhat’e kavuştu ve: o adam Hızır (as) idi, dedi.“
Sayfa 460 - Sufilerin Makam ve Halleri- Keramet·Kitabı okuyor
Tasavvuf