Kitap çooook sevdiğim canım arkadaşım Lutfiye 'den hediye. Bu kitabın bizim için anısı fazlasıyla manidar.
Gelelim kitaba.
Kitabı okumam o kadar zamanımı aldı ki. Okuma sürem yaklaşık iki ay gibi bir süre oldu. Sanıyorum ki üzerime baya bir Oblomovluk sindi. Tabi işin şakası burası uzun zamandır, kafa doluluğu, hayat yoğunluğu derken, hiç okumadığım günler oldu kitabı. Ama ben yine de kolaya kaçıp bendekini Oblomovluk olarak yorumlayacağım.
Kitap oldukça akıcı ve çok iyi klasiklerden birisi. Oblomov karakteri aslında ne kadar tembel olarak yorumlasak da hassas, düşünen, hayal kuran ama harekete geçemeyen bir adamdır. Oblomov’un arkadaşı Stolz ise onun tam tersidir. Disiplinli, çalışkan ve hareketlidir. Roman bu iki zıt karakter üzerine yoğunlaşırken bizi fazlasıyla psikolojik analizlere sürükler. Kitapta verilen temalar genelde erteleme hastalığı, konfor alanındaki tehlike, insanın potansiyelinin farkında olunmaması, aşkın hayat üzerindeki dönüştürücülüğü gibi dili bizi yormadan kitap bizi içine çekiyor.
Kitabın en sevdiğim alıntısıyla incelememi bitireyim. :)
"Düşünmek için kalpsiz olmak gerekir, sanıyorsunuz. Hayır, düşünmeyi besleyen sevgidir. Düşen adama el uzatın, mahvolan bir adamın haline ağlayayın, onunla alay etmeyin. Sevin onu! Onda kendinizi görün ve ona kendinizmiş gibi bakın."
Oblomovİvan Gonçarov
Oblomovİvan Gonçarov · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202149,9bin okunma
Şermin Yaşar okuduğum ikinci kitabı. İlki Söyleme Bilmesinler bu iki kitabını okuyunca Şermin Yaşar hakkında genel bilgilere sahip oldum. Dili o kadar sade ve düz anlatım ki. Gündelik olaylar okuyormuş gibi hissettiriyor. Süslü cümleler, edebi dil sevenler için okurken sıkıcı gelebileceğini düşünüyorum. Ama ben bu sade anlatımını okurken keyif aldım.
Gelelim kitaba kitapta çocukları tarafından sahip çıkılmayan, önemsenmeyen, çocuklarının dünyasında yer bulamayan Selime teyzeyi ve annesiz, sevgisiz, değerli hissetmek için sürekli başkalarının onayına ihtiyaç duyan Meltem'in yollarının kesişmesini anlatıyor.
Biri yaşlılık, yalnızlık, çocukların anneye sahip çıkmamasını, annenin çocuklarıyla yaşanabilecek güzel ilişkilere hasret kalmasını anlatırken, diğeri babaanne ve dedesinin elinde büyümüş, anne sevgisine hep aç kalmış, anne sevgisine duyduğu özlem ve eksiklikle başkalarına kolayca bağlandığını anlatıyor. İki farklı dram ve iki farklı olgu.Birbirlerinin hikayelerinde hayat buluyorlar.
Ayrıca kitap olay örgüleri ve düşünceler üzerinde ilerlerken kitabın sonunda herhangi bir sonuca bağlanmaması dikkatimi çok çekti. Kitabın sonu öyle bitti ki Selime teyzenin çocukları nerede ne yapıyor. Meltem'in bundan sonra hayatında neler oldu okuyucunun hayal gücüne kalıyor. Yazar aslında bu kurguyla birlikte şu mesajı veriyor:
“Hayatın bazı hikâyeleri çözülmez; sadece yaşanır.” bu kitap da tam olarak böyle. Sonu tamamen okuyucunun düşüncelerine kalmış.
En beğendiğim alıntısıyla kapanış yapayım :)
"Çünkü yalnızlar. Ben de yalnızım ama bizden bir yalnızlar kulübü olmaz. Onlarınki seçilmiş yalnızlık, benimki ise doğuştan."
Oğuz Atay dili ile tanıştığım ikinci kitabı. İlki tabiki de Tutunamayanlar
Oğuz Atay'ın dilindeki ustalık, olayları ifade etme gücü, okurken düşündüren, satırlarında kaybolduğum o güzel alıntılar..
Gelelim Tehlikeli Oyunlar kitabının kurgusuna. Atay, sıradan gecekonduda yaşayan Hikmet Benol'ü eserinde ele alır. Hikmet Benol'ün zihninde kurgulanan birden fazla karaktere sahip oyunlar üzerinden aktarılır. Aslında kafasında yarattığı bu oyunlarda içsel hesaplaşmalar, benlik bütünlüğü, toplumsal eleştiriler, sorgulayıcı kişilik, insanlarla kurulan bağlar göz önüne çıkmaktadır. Oyunlardaki kurgular üzerinden yaptığı bir çok ironik ve felsefi düşünceler okuyucuya aktarılmıştır.
Kendi düşüncelerime gelecek olursam okurken anlamakta zorlandığım kısımlar oldu. Eserde hem tiyatro hem psikolojik hem felsefik aktarımlar olması klasik anlatımın dışına çıkıp karmaşık ve katmanlı anlatım okuyucuyu zorlayabiliyor. Ama dil ve kurgu o kadar güzel ki alıntalarda insan kendini bulabiliyor. Yine kitabın çoğu yerini çizerek ve sindirerek okudum. İyi ki okudum. Bu arada kitabı bu kadar çok sevmemde katkısı olan Poyrazcım Karayel'e de teşekkürler. :)
Kapanışı aralarından yine çok zor seçtiğim güzel bir alıntıyla bitireyim.
Fakat, Allah kahretsin, insan anlatmak istiyor albayım; böyle budalaca bir özleme kapılıyor. Bir yandan da hiç konuşmak istemiyor. Tıpkı oyunlardaki gibi çelişik duyguların altında eziliyor. Fakat benim de sevmeğe hakkım yok mu albayım? Yok. Peki albayım. Ben de susarım o zaman.
Gecekondumda oturur, anlaşılmayı beklerim. :(
Keyifli okumalar..
Mai “mavi” umut ve hayal anlamına gelen; Siyah ise karanlığı, umutsuzluğu ve gerçeği temsil eden iki farklı kelime.
Türk edebiyatının ilk realist romanı.
Halid Ziya Uşaklıgil bu eseri ile hayal ve gerçeğin çatışmasını anlatır. Roman mai yani hayallerle başlayıp siyah yani karanlık gece hayatın gerçekleriyle sonlanır.
Ahmet Cemil edebiyatı çok seven bir gençtir. Tek hayali iyi bir eser yazıp edebiyat dünyasında ün kazanmaktır.
Ama Ahmet Cemil'in hayalleri gerçekleşmez. Kız kardeşi İkbal ölür, yazdığı eser başarı yakalayamaz ve böylece hayalleri bir bir yıkılır. Hayatın gerçekleriyle yüzleşen Ahmet Cemil karanlığa doğru yola çıkar..
Eser aslında hayatımızın bir çok zamanında karşımıza çıkabiliyor. Hayallerini gerçekleştirmek için yola çıkan bir çok genç hayatın gerçekleriyle yüzleşip başarısızlıkla karşılaşabiliyor. Çünkü hayat hayal kurduğumuz kadar da gerçekleri yüzümüze fazlasıyla vuruyor. Bazen, başarısızlığın öğrettikleriyle yeniden doğmak; hayal ettiklerinin değil, hakikatin izinden gitmektir asıl zafer. Ahmet Cemil'i okurken de bunu derinden hissedebiliyoruz.
Kitaptan en sevdiğim alıntı ile incelememi sonlandırayım.
"İnsanlar keder ve sevinç zamanlarında kalbinin dayanabileceğinden fazlasını, başka bir hassas kalp ile paylaşmak isterler."
Uzun soluklu bir okumanın sonuna geldik.
Oğuz Atay ilk bu eser ile tanıştım. Daha önce tanışmamanın hüznünü yaşıyorum. Ama her kitabın vakti saati vardır diye düşünüp incelememe geçeyim.
Kitap Turgut Özben’in yakın arkadaşı Selim Işık’ın intiharını öğrenmesiyle başladı. Turgut, Selim'in hayatını tanımak, anlamak için uzunca bir araştırmaya başladı. Bu süreç boyunca hayal kırıklıklarını, dostluklarını, aşklarını, çocukluğunu bir bir öğrendi. Bu süreçte Selim'i öğrendiği kadar kendini de tanıdı aslında Turgut. Roman'ın sonunda tüm öğrendikleriyle, içsel hesaplaşmalarıyla, varoluşundaki sancısıyla ve toplumsal çatışmasıyla Olric ile bir tren yolculuğuna çıktı. Kim bilir bu yolculuk nasıl bitti? Hangi duygunun çıkmazında kaldı? Ya da tüm yapbozlar tamamlandı yeni bir hayata mı yelken açtı?
Kitabı okumam uzun zaman aldı. Çünkü kitapta herhangi bir olay örgüsü, yer ve zaman yoktu. Yeri geldi anlamadığım sayfalar oldu. Yeri geldi üzüldüğüm ve kendimi karakterlerin yerine koyduğum, ağladığım.. Ama kitabı bırakmak hiç aklımdan geçmedi. İyi ki de okumuşum. Şu dönem belki de hayata tutunamadığım dönemimde bana ilaç gibi geldi. Kendi yalnızlığımda Selim'le ve Turgut'la arkadaş oldum. Hayatı sorguladım. Şimdi ben de kendime bir Olric yaratıp hayatıma devam edeceğim. Turgut'un yolculuğu gibi hayatımın dümeninin nereye kıvrılacağını bilmeden..
Kitapta beğendiğim, içselleştirdiğim o kadar çok alıntı var ki! Seçmekte aşırı zorlanacağım. Ama en güzelini sona eklemek istiyorum. Diğer çizdiklerim bana küsmesin :(
"Başkalarının yaptıklarını silmeye çalıştım: mürekkeple yazmışlar oysa. Ben, kurşun kalem silgisiydim. Azaldığımla kaldım."
Keyifli okumalar.. :)