Annem, kabri cennet olsun, beni bakkal Abdülhadi'ye gön-derdiği gibi Şıh Salih'e de göndermiş; sanki:
"Oğlum, gör bak Allah'ın ne kulları var. Sen bir öğle nama-zına gittin diye, bir iş gördüm sanıyorsun, nazlanıyorsun, hava sıcak diyorsun... Bak Allah'ın ne kulları var: Biri zincire tutun-muş, oruçlu, ayakta durur, müşterisini karşılar, güleryüz gösterir, fakir fukaraya yiyecek dağıtır... Diğeri sekiz çocuğu ile seksen ya-şında, ilmine ve yaşına rağmen, ailesinin nafakası için, kimseye muhtaç olmamak için, Ramazan ayında, elli derece sıcakta, Sam'ın altında, oruçlu haliyle ateşin karşısında kadayıf döker... Git de gör ibret al..." demek istemişti.
Medine'nin Evliyası Gizlidir
Medine-i Münevvere'de bu gibi hållerle karşılaştıkça, daima, merhum amcamın sözünü hatırlarım. Şöyle demişti:
"Ne hikmetse, Medine-i Münevvere'de, Cenab-ı Hak, evliyaullahı gizliyor. Kimse kimsenin ayıbını, kusurunu aramasın;hüsnüzanla yaşasın; her gördüğünü Hızır bilsin; her geceyi Ka-dir bilsin... Edeple yaşasın, rahatsız olmasın diye, Medine-i Mü-nevvere'deki tecelli bir sır hålindedir. Bir sır perdesi Medine-i Münevvere'nin manevi âlemini gizliyor. Her şey bir sır perdesi ile örtülü, her şey gizli, ben o kanaate erdim..."
Fakir bunları düşünürken Şıh Salih, kadayıfı döktü, verdi. Şu sözü söyledi:
"Yâ veledi! Yavrucuğum. Riya için söylemiyorum. Yüce peygamberimizin kadr ü kıymetini bil, diye söylüyorum. Verdi-ği müjdeden sen de hisse ve nasip al diye söylüyorum. Bilirsin, Efendimizin bir hadisi var: Men yasbiru alâ leʼvâihá ve şiddetihå küntü lehu şefian ev şehîden yevme'l-kıyâme...
"Medine-i Münevvere'nin sıcağına soğuğuna, çeşitli çile ve imtihan ibtilálarına sabreden bir kimseye ben kıyamette şefaatçi olacağım. Allah ve Resulullah için hicret etmiş, Medine-i Münevvere'de oturmuş,