Gönderi

6/10
·248 syf.··
2018 37. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2018 21:53
--- Bu inceleme ufak tefek (belki de büyük) 'spoiler'lar içerebilir arkadaşlar. Sonra demedi demeyin:)--- Türkiye'de henüz herhangi bir Hasan Ali Toptaş kitabı okumamış 8 kişiden biri olarak, gerçek bir baskı ve endişeyle açtım kitabın kapağını... Artık bu buluşma gerçekleşmeli, ben de ortamlarda herkes gibi Hasan Ali Toptaş konusu açıldığında üzerine bir çift söz söyleyebilmeli, 'Türkçe'yi çok akıcı kullanıyor', 'betimlemeleri harika', 'ne kadar duru bir dili var' gibi kalıplar kullanarak kendimi ifade edebilmeliydim... İşte bu şartlarda başladı okuma süreci ve haliyle ilk sayfalar baya zor geçti benim açımdan. Hatta itiraf etmem gerekir ki, anlatıcı, eşine babasının yaşadığı problemin gerçek nedenini ilk kez anlatırken kitabı yarıda bırakmayı dahi düşündüm. Yeni bir Zülfü Livaneli vakası mı yaşayacaktım yoksa? Hasan Ali Toptaş da mı asıl konuya odaklanıp geriye kalan detayları çalakalem yazan bir yazardı? Çünkü kitaptaki çiftin 5 yaşında çocuğu olduğuna göre minimum 6-7 yıldır evli olmaları gerekiyor. Bunun bir de flört dönemi var tabii... Hadi biz yine de 6 yıl diyelim... Yahu bir insan 6 yıl boyunca babasının neden tek bacağının olmadığının gerçek sebebini karısına anlatmaz mı? Bunun hiç gerçek hayatta bir karşılığı var mı sizce? Hayır Aziz Amca'nın bacağı uyuşturucudan falan kesilse hadi, bir nebze anlarım durumu. Adam şoför yahu; kaza yapmış ve bacağı kurtaramamışlar. Herkesin başına gelebilecek bir durum. Ortada bir gizem falan da yok. O zaman neden 6 yıl boyunca karına anlatmazsın ki?! Konuyu bu kadar uzatmış olmamı garip karşılayabilirsiniz ama bence önemli bir konu. Çünkü okuduğum kitapların ilk bölümlerinde bu tip durumlarla karşılaştığımda bir anda kitaptan kopup uzaklaşabiliyorum. Ancak bu sefer 'yarım bırak jokeri'ni kullanmak istemedim açıkçası. Yine de Toptaş'ın, Aziz karekterinin başından geçen kazayı bize anlatmak için seçtiği yöntemi yetersiz bulduğumu ve burada bir çeşit yazar tembelliği yapıp kolaya kaçtığını belirtmeden geçemeyeceğim... ----------------------------- Kitabı okuyanlar çok iyi bilirler ki, bu kitap üzerine dönen tartışmalardan birisi de 'Hasan Ali Toptaş çok mu tekrara düşmüş, yoksa anlatmak istediklerini pekiştirmek için sık sık tekrar yoluna mı başvurmuş' meselesidir. Yani Denizli-Ankara arasında süregelen yol hikayeleri, kasabaya geliş, kapının girişini engelleyen uzun asma yaprağı, akşamları eve doluşan misafirlerin tek tek isim listesi ve benzer birkaç konu kitap boyunca neredeyse copy-past yöntemiyle sık sık tekrar ediyor. Tartışma da bunun üzerine dönüyor. Ben bu tartışmada 'tekrarcı' ekibin içerisinde görüyorum kendimi. Çünkü amaç pekiştirme olsaydı, aynı konular yeni detaylar da eklenerek farklı şekillerde de anlatılabilirdi. Mesela geçenlerde okuduğumuz Dino BuzzatiDino Buzzati 'nin Tatar ÇölüTatar Çölü adlı eseri, konusu itibariyle tekrara düşülmesi en elverişli kitap olmasına rağmen, konuda evet ama anlatımda herhangi bir tekrara rastlamıyorsunuz. Ancak Toptaş böyle bir zahmete girmeyi gerek görmemiş. Her kasaba sahnesinin belli bir rutini var. Eve gelen misafirlerin sıralaması bile neredeyse aynı. Eve geldikten sonra yapılanlar da öyle... Bu sahneler, olayı yaşayanlar için böyle olabilir. Yani kişiler, konuşmalar, odadaki gerginlik falan aynı olabilir. Ancak bunu bir kurguda işlerken yazıya da aynı sıralamayla geçirilmesi benim nazarımda bir tekrardır deyip bu bahsi de kapatıyorum... --------------------------- Kitabın isimsiz baş karakteri olan yazarın nasıl bir kişiliği olduğunu çözmek kolay değil... Karakterin yazar olması, ailesinin Denizli'de yaşaması ister istemez bu kitap otobiyografik bir kitap mı sorusunu sordurmuş okurlara... Toptaş ise bunu önceden kestirdiği için kitabın içerisinde kızıl sakallı akademisyene salladığı bölümde 'hayır, bu kitap otobiyografik değil' anlamına gelen mesajlar vermiş okuruna. Sonrasında yaptığı bir röportajda da ayrıca belirtmiş zaten... Ancak bence her roman farklı seviyelerde otobiyografik izler taşır. Zaten bu kitapta da pek çok detayın, özellikle akrabaların, gözleme dayalı bir bilinçle yazıldığı çok açık. Bu insanlar veya benzerleri mutlaka hayatının bir döneminde Toptaş'ın çevresinde bulunmuşlar... Ana karakter, dışarıdan bakıldığında bol bol türkü dinleyen, anne-babasının sözünden çıkmayan, onlar için her türlü fedakarlığı yapan, sık sık gözyaşı döken, naif, insancıl, içimizden biri gibi bir profil çiziyor... Ancak detaylara bakıldığında onun kibirli, çevresindekilere biraz tepeden bakan farklı bir yanının olduğunu da görmek mümkün... Özellikle akrabalarıyla yan yana geldiğinde o şehirli-yazar kimliğinden gelen kibir kendini inceden de olsa hissettiriyor... ------------------------- Hasan Ali Toptaş'ın meşhur betimlemeleri konusuna gelirsek; evet gerçekten usta işi betimlemeler var kitapta. Ancak buraya da bir şerh koymadan geçemeyeceğim. Toptaş, betimlemeleri kitabın bütünselliği içinde değil de ana konunun dışında spot spot şeklinde kaleme almış. Demek istediğim; yazar karakter kitapta ne zaman sigara içmek için balkona veya bahçeye çıksa bilin ki orada betimleme yapacak:) Yani betimlemeler reklam arası gibi karakterin sigara molalarında araya serpiştirilmiş. Oysa ki, Hüseyin Dayı'nın sarı tesbihi gibi daha çok detay eklenerek, insanlar üzerine de biraz daha tasvir ve tahlil yapılabilirmiş bence... Ancak dil olarak Toptaş'ın gerçekten de çok sade ve akıcı bir dili olduğunu belirtmeden geçmeyelim. Zaten kitabın sonunda kendi kendime şu tespiti yaptım: Dili o kadar kuvvetli ve akıcı ki, bütün kusurlarını örtecek kadar güçlü bir kalemi var! Ancak bu kitabında diline ve üslubuna o kadar güvenmiş ki, inceleme boyunca anlatmaya çalıştığım gibi pek çok bölüm bu özgüvenin etkisi altında aceleye gelmiş... O yüzden Hasal Ali Toptaş'ın ilk kitaplarından birini fırsat bulursam mutlaka okumayı düşünüyorum... ----------------------- Listemde daha yazacağım çok şey vardı ama zaten yeterince uzayan bir incelemeyi daha da uzatıp vaktinizi almak istemediğim için burada sonlandırıyorum... Her şeye rağmen bu kitap insanın zihninde hoş bir tat bırakıyor. Bende de öyle oldu. Gözüme batan detayları halının altına süpürdüğümde 2 günde biten su gibi bir kitap kaldı geriye... Artık üzerimdeki baskıyı da attığıma göre, Toptaş'la bundan sonraki buluşmalarımız eminim çok daha pozitif ve verimli geçecektir... Herkese keyifli okumalar dilerim...
Edebiyat
Kuşlar Yasına GiderHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202022,1bin okunma
··1 alıntı·
1 +1'leme
·
4.498 Gösterim
31 Yorum
Ben kitabı okuyanlardan biri olarak size katılıyorum. Gerçekten hakkıyla bir inceleme yapmışsınız ağzınıza sağlık.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Hande hanım çok teşekkür ederim. Kitabı okuyan birinin yorumuna ihtiyacım vardı açıkçası:) Beğenmenize çok sevindim:) Keyifli okumalar dilerim...
Çok güzel bir inceleme olmuş,tüm detaylarıyla bütün düşüncelerimi, hissettiklerimi kaleme almışsınız.Tesekkurler🥰
Necip G.
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim Gizem hanım, çok mutlu oldum:) Keyifli okumalar dilerim...
Necip eline sağlık, bilgilendirici oldu. Ben de hiç okumadım HAT, yani diğer kalan 7 kişiden biriyim :) şanslı mıyım yoksa bilemedim. Sanırım başka bir kitabından başlamalıyım.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Teşekkürler Osman:) İlk kitaplarından başlamak çok daha doğru olacak. Ben de öyle yapacağım bundan sonraki okumalarımda...
Ben hala o 8 kişiden biriyim :) İncelemeye gelirsek elinize sağlık. Pek çok yönden doyurucu bir inceleme olmuş. Minik Tuna'ya sevgilerimi iletin :)
Necip G.
Gönderi Sahibi
Ben sıramı savdım:) Artık 7 kişisiniz Tuğba hanım:)) Çok teşekkür ederim bu güzel yorum için. Bizden de Arda beye kocaman öpücükler:)) Sağlıcakla kalın...
Bu yorum görüntülenemiyor
Reklam
Abi eline sağlık. Okuma durumuna da yorum yapmıştım zaten, HAT okumaya başlamak için ideal bir kitap olmadığını söylemiştim. 12 kitabını okumuş biri olarak söyleyebilirim ki; HAT benim için Kuşlar Yasına Gider'den öncesidir hala. Sanırım bu kitapla beraber yayınevi değişmişti. Bundan sonra da Gecenin GecesiGecenin Gecesi kitabı çıktı. Hikayeler kötü değildi ama eski tat da yoktu. İlk kitapları yazarı okumaya başlamak için idealdir. İlk romanı olan Sonsuzluğa NoktaSonsuzluğa Nokta olabilir veya hikaye sevenler için hikayeleri olabilir. Benim bütün kitapları arasında en sevdiğim HebaHeba olmuştu. En zorlandığım ve bana göre en son okunması gereken kitabı ise Bin Hüzünlü HazBin Hüzünlü Haz dır.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Tabii ki:) Hediye kitap incelemesiz olur mu hiç:)
Büyük yazar olmak için akıcı dil ve üç beş betimleme yeterli değil. Hasan Ali Toptaş tam bir hayal kırıklığı bu kitabıyla. Derinlikten yoksun, alelacele yazılmış, kurgu hatalarıyla dolu bir kitap. Eşiyle diyaloğu konusunda ben de aynı şeyi düşündüm. İnsan o kadar yıl böyle göz önünde olan bir konuyu eşiyle paylaşmaz mı?! Hasan Ali Toptaş biraz psikoloji, sosyoloji, felsefe okumalı. Baba karakteri işe yaramaz tembel adamın teki ama onu suni biçimde yüceltme çabası da çok kötüydü. Evin kapısını kapatan ağacı kesmemesi ulvi bir şey gibi anlatılmış ama insan o ağaç küçükken ileriyi düşünür ve yerini değiştirir. Araba merakı yüzünden ikide bir ortadan kaybolması ve sorumsuzluğu nedeniyle oğlunun ölümünden haberi olmuyor. Bu sorumsuzluk bile sanki çalışan fedakar baba ekmek parası peşinde olduğu için oğlunun cenazesini görememiş gibi anlatılmış. Böyle bencil, düşüncesiz, aklına estiği gibi davranıp sonunu öngörmeyen bir adamın "iyi baba" olarak sunulması da rahatsız edici. Daha çok şey vardı dikkatimi çeken; alıntılarla uzun bir inceleme yazmak lazım.
Necip G.
Gönderi Sahibi
Teşekkürler katkınız için. Bu kitap özelinde eleştirilerinize katılıyorum. Başlangıç için kesinlikle doğru bir eser değil. Özellikle Gölgesizler’i okuduktan sonra iki kitap da aynı kalemden mi çıkmış diye sormadan edemiyor insan... Keyifli okumalar...
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.