Gönderi

9/10
·575 syf.·
2019 14. kitabı
Guermantes Tarafı, Kayıp Zamanın İzinde serisinin 3. ve bütünlüğünü en yoğun içeren kitabı. Fransız aristokrasisinden, Combray’in Anlatıcı üzerindeki etkisine, Dreyfus Olayı‘ndan, Fransız cemiyetinin siyasi bakış açılarındaki yüzeyselliğine, sosyetedeki yanılgılardan, snopluğun biçim verdiği çevrelere kadar oluşan tüm yıkımlar, bu kitabın satırlarını oluşturmakta. Burjuva dünyasını anlatan Swann'ların Tarafı‘na karşıt olarak aristokratların dünyasını betimleyen Guermantes Tarafı, dar üretici çekirdeklerinden çıkarak devasa çoğaltmalara ulaşan, önceki serilerle kıyaslanamayacak bütünlüğüyle ve Anlatıcı’nın yazarlık yeteneğinin gelişmesi süreciyle Kayıp Zamanın İzinde’nin önemli bir aşamasında yer kaplar. Çiçek Açmış Genç Kızların Gölgesinde kitabında Anlatıcı M’nin şehir ve insanlar üzerinde oluşturduğu imgelerle, ahalinin yapaylığından soyutlanarak zihninde oluşturduğu tabloların “içgüdüsel” anlatısı, çevremizdeki detaylara daha duyarlı olabileceğimiz fikrini aşılamıştı. İnsanları pohpohlayarak elde eden ve onlardan asla vazgeçmeyen Anlatıcı için 3 numaralı durak tam anlamıyla bir katılaşma halini alır. Uzun zaman, geceleri erken yattım. Bazen daha mumu söndürür söndürmez, gözlerim o kadar çabuk kapanıverirdi ki, "uykuya dalıyorum" diye düşünmeye zaman bulamazdım. Swann'ların Tarafı Uykuya dalmadan önce uyuyacağımı o kadar uzun süre düşünürdüm ki, uykuya daldığımda bile düşüncelerimin hepsinden kurtulmuş olamazdım. Guermantes Tarafı Vinteüil’in Septour’u Swann’ın tutkuları, Balbec’in zihinde uyandırdığı motifler, Champs Elysses’nin büyüsü, güzel olan hiçbir genç kız karşısında Fransız kalamayan zihnin imgelemleri gündemin ve olaylar silsilesinin akışında kaybolmaya yüz tutacak, hayatın, insanların ve nesnelerin tüm sıradanlığını gözler önüne seren insanlığı ve ‘odak’larımızın hayatımızdaki yerini sorgulamaya, duygulanımların saydamlığını kırarak gerçeklere uykuda da olsa cevap vermeye çalışacaktır. *İSİMLERİN VE GÖRÜNTÜLERİN ŞATAFATI KARŞISINDA KAYBOLAN İNSANLIĞIN PANORAMASI* Anlatıcı, Saint Germain muhitindeki Guermantes konağında oturmaktadır. Düşesi daha yakından tanımayı arzular. Guermantes’lerdan yakın dostu Saint-Loup kendisinin bu arzusunu gerçekleştirmez. Aynı sosyetedeki Mme de Villeparisis’in kibarlar çevresindeki toplantılarına katılma fırsatı bulur. Yakından görmek istenilen aristokratça bir yaşam, anlatıcının zihninde zamanla tersyüz olacaktır. sorgulanan muhit tamamen hoyratça gösterilmediği gibi, masum da gösterilmez; zamanla tecrübe edilir. Guermantes Tarafı “ilk”lerin yaşanmasıyla ayrı bir önem taşır. Düşes’in davetiyle büyülü ortamın içine giren Anlatıcı, Elstir’in tablolarına hayran kalır. Ancak bu aristokrat çevreye olan hayranlık, adlarının ihtişamı, yakına gelince silinir; çevrenin egosu, havailiği, zevksizliği tam anlamıyla hayal kırıklığı yaşatır. Fransa’nın tozlu sayfalarını karıştıran Proust, toplumun ikiyüzlü, yapay ve snop dünyasındaki tüm profilleri masaya yatırır; “adalet, eşitlik, özgürlük” üçgeninden bağışık olmayı gerektirecek “ayrıcalığı” sorgular roman boyunca. Guermantesler, daha doğru ifadeyle Guermantes modelleri, çoğunluk gücünden beslenirler; kitleden bağımsız, öznel düşünebilme özgürlüğü ve bilincinden uzak olduklarının farkına varmazlar. “(…) Guermantes zekası; ciddi olsun, şakacı olsun, iddialı ve uzun konuşmaları, en dayanılmaz aptallıklar olarak nitelendirirdi.” Ya da farklı bir deyişle: “Yüksek ahlâk ancak yüksek zekâya eşlik edebilir: Hiçbir ahmak tamamıyla iyi huylu değildir.” Geçmişin günümüzdeki bir vakayla olan benzerliğine ‘çarpışmaların tekerrürü ya da iki dönemin karşılaşması’ deyişiyle estetik bir durum vurgusu yapar Proust. Savaşlar, devrimler, haksızlıklar, isyanlar toplumsal hafıza mekanizmasının devre dışı kalmasıyla her zaman unutulacaktır. Çevremizdeki bu tekerrürlerin en geniş yelpazeyle yaşandığı an’lar, bu sayfaları taşıracak kadar büyük, trajik ve trajikomik hikayelerle doludur… Paragrafların uzun uzadıya detay ve dedikodularla çevrelenmesi Godot’yu bekleyen Vladimir ve Estragon’un ümit ve kuşku içinde sayıklamalarının farklı bir versiyonu gibidir. İnsanlık adına önem taşıyan her olay kimi birey ve toplumlar için önem arz ederken, kimilerine de havai detayların tozpembeliği içinde yaşama izzetinefsini verir. Politik güvensizliğin doğurduğu gündelik olaylar aslında kaçışları ifade eder ve de madalyonun görülmeyen bir yüzüdür. Kahramanın aristokrasiye olan hayranlığını kitabın ortalarına kadar görürüz. Anlatıcı, karakterlerin Dreyfus Davası başta olmak üzere siyasi olaylara ilişkin savlarına tepkisiz kalır, bu düşünceler ona göre aristokratlara özgüdür. Dolayısıyla Anlatıcı, karakterlerin siyasi konular hakkında, elle tutulur, bağımsız fikirler üretemeyişlerini gözler önüne serer. Saint-Lou, Verdurin, Mme Villeparisis ve hatta Swann bile bu sınavı geçemez. Anlatıcı salt siyasi dilin yavanlığını karakterler üzerinden konuşturmaz; Emile Zola’nın fikirleriyle, -politik ahlak eleştirisinin dışında bırakarak- yargının acımasızlığına çanak tutanların haksızlığını belirtmekle aynı düşünceleri paylaştığını görürüz. Bazen bir romanın verdiklerini/düşündürdüklerini hiçbir akademik makale veremeyebilir… Bir sınıfa, -işçi-soylu- dahil olmayan burjuvaların cehaleti ile anti-semitizme varan faşist düşünceleri tekeline alan aristokrasi, Dreyfus Olayı'nı ikiye bölerek toplumsal ayrılıklara zemin hazırlar. Fransız milliyetçiliğiyle yükselen aşırı sağ, adeta bir kasırga halini almış, toplumun her kesimine sıçramıştı. Anti-semitizmi 1930’ların Nasyonel Sosyalist Almanya’sından önce yaşayan Fransa için Dreyfus Olayı büyük önem taşır. Fransız Genelkurmayında bir asker olan Alfred Dreyfus, vatana ihanet adı altında suçlanarak bir ömür boyu hapis cezasına çarptırılır. Bir mektubunda gizli bilgileri Almanya’ya sızdırdığı öne sürülen Dreyfus, 15 yıl sürecek yargı sürecine tabii tutulur. Yahudileri, kamuoyunun baskılarıyla toplumsal hiyerarşinin en alt basamağına hızla sürükleyen olay, adeta bir salgın halini alır. Yahudi sermayedarların dış ülkelerin finansmanını sağlamaları, Rusya’ya verilen borç paralar, üretimlerin ele geçirilmesi gibi sebepler, Hitler Almanya’sında olduğu gibi halkta hoşnutsuzluklara yol açmıştı. #35399949 #34466655 Cemiyetin teyakkuzunda aktif propaganda çalışmaları büyük rol oynar. Basın, kamuoyu ve siyaset üçgeninin yargıya müdahalesi hangi dönemde olursa olsun, yanlışlığı körüklediği, haksızlıklara yol açtığı bir gerçektir. Kafka’nın Dava romanında, bir sabah evine gelen üniformalılar tarafından suçlanan Joseph K.’nın içine düştüğü ve kendisinin anlam yükleyemediği trajik durum ile Alfred Dreyfus’un yaşadıkları çok benzerdir. Ancak onu kaleme alan Kafka, Yahudilerin bütün üretimlere çökerek halkları sömürmelerini ne ölçüde dile getirebildi, tartışılabilir. Dünyanın içinde bulunduğu uçurumu Yahudi kimlikleriyle harmanlayarak dile getiren Elias Canetti ve Albert Caraco gibi yazarlar, yazdıklarında genellikle insanlık tarafından kenara atılan bir şeye sahip olabilme ayrıcalıklarını belirtir. “Bütün insanlar kendi başlarına ayrı bir ırktır; insan, kanında bin yıllık bir feodaliteyi taşıyıp da bağışık kalamaz. Doğal olarak onlar, bunun fikirlerini hiç etkilemediğini sanırlar.” diyen Proust gibi. Dreyfus Olayı’nın patlamasından sonra Emile Zola, Anatole France gibi yazarlar ile Blum ve Clemanceau gibi politikacılar, “Yaşasın Fransa, yok olsun Yahudiler” anlayışının ezici çoğunluğu arasında davanın yeniden görülmesini istemişlerdi. Dreyfus’un haklı çıkacağı sürece kadar kaleme alınan Suçluyorum mektubu, Zola’yı, kitlelerce ya nefret edilen ya da çok sevilen bir simge haline getirmişti. Sanığın suçsuzluğunu kanıtlayacak ifadelere engel olunması, haklılığını dile getiren yarbayların tutuklanması vs gibi olaylara ülke olarak çok yabancı olmadığımızdan, bir Yahudi gibi, “günah keçileri”ni seçmeyi çok iyi biliriz. İnsan dile getiremese de kalbiyle SUÇLUYORUM demesini bilmeli, diyebilmeli… Dreyfus Davası Proust için zamanın en önemli olayıydı, bu biyografilerle de desteklenir. Paris sosyetesinden snoplara kadar tüm kesimlerin nemelazımcılığı, tıpkı Yahudi yazarların Dreyfus’tan sonra ulus bilincinden söz etmeleri gibi, önem kazanarak gözler önüne serilir. Guermantes’lerin taraftarlığı Anlatıcı’nın gözünde büyük bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmıştır. Yeni bir kitaba başladığımda André Aciman'ın düşüncesini paylaşıyorum: “Hiçbir zaman Proust gibi olmayacak.” Aksiyonla karışık doludizgin macera romanları en yüksek hazza, malumata vs. ulaştırabilir. Klasik olarak okuduğumuz yeraltı romanları çok daha sarsıcı boyutta etkisini gösterebilir. Ancak… Dolambaçlı gözüken cümle yapısı ve çevresindeki gözlemleri estetikliğe dönüştüren imgelemleri göz önüne alan bir okur, “daha iyisi olmayacak” ön yargısına, öyle sanıyorum ki yeterince neden bulabilir.
Edebiyat
Guermantes TarafıMarcel Proust · Yapı Kredi Yayınları · 20201,869 okunma
··
986 Gösterim
7 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Adam 7 kitaplık bir seri yazmış, biz kafaya koymuşuz bu seriyi yardımcı ve dönemi aydınlatıcı eserlerle birlikte 10-15 kitaba çıkarmaya. Zaten şu incelemenin içerisinde geçen "Bazen bir romanın verdiklerini/düşündürdüklerini hiçbir akademik makale veremeyebilir…" bu cümlen bile Proust hakkında istendiği kadar makale ve tez okunsa dahi Proust'un gözlerini kendi dünyamıza indirgemeyi öğrenemediğimiz sürece beyhude kalacağının işaretidir, kanıtıdır. Hatta bahsettiğin Guermantesler ve Dreyfus olaylarının açıklamasından bile daha içten bir cümle gibi... Daha iyisinin olmaması, yeni kitaba başlandığında hiçbir zaman Proust gibi olmayacak bir kalemle tanışıyor olmamız muhtemelen edebiyat ve izlenimcilik çıtasının en yükseklerde seyretmesinden dolayı. Misal; Proust'un "Ama daha ayrıntılı, sevgili dostum, çok hızlı gitmeyin." cümlesinin tam olarak zıttı belki de Türkiye'de Latife Tekin'in "Ama daha hızlı, sevgili dostum, çok hızlı gidin." olarak uyguladığı kurgular olabilir. Ama kah deneyim zerreciklerinde kah şehirlerin insana dokunduğu modern sanrılarda insan kendine mutlaka Proust'un dünyasından bir şeyler bulabiliyor. Bugün bir cümle okudum. Şöyle; "Dış yaşantı iç yaşantıyı dengelemeli. Yoksa, dış etkilerin yokluğunda, iç etkiler çok tehlikeli bir üstünlük elde ederler." Evet, işte tam da dış ve iç yaşantının kavgasının kanıtlarla ve panoramalar silsilesiyle bu kadar yansıtılabilmiş olması eşsiz bir Proust başarısıdır. Yorumu yazarken aklımda hiçbir fikir yoktu ama bu adam insana yazdırıyor dostum, seni çok iyi anlıyorum. Eline sağlık...
Sergen
Gönderi Sahibi
Destekleyici ve biyografi niteliği taşıyan kitaplar Proust için altyapı gibi gözükse de bundan daha fazla okumayı keyifli hale getirdiği kesin. Araya + kitaplar atılmasa da değişen çok fazla bir şey olmaz dediğin gibi. Bu işin doktoru olmadığımıza göre Proust'un imgelem dünyasında bazı şeyleri görebilmek gerekir en azından. Günümüz piyasası ya da okurları diyelim, tam olarak Latife Tekin düşüncesinde kayboluyor olabilirler mi? Eğer böyleyse aksi bir durum olarak çoktan ekşi meyveler yenildi bence. İşte Musil işte Proust, böylesi erken tanışma faslı çok daha faydalı... Guermantes Tarafı'nın küçük bir özeti olabilecek cümle okumuşsun. Tam da bu karmaşanın yaşandığı bir kitaptır işte. Katkın ve sahici yorumun için teşekkürler dostum, daha fazla Proust dünyasında buluşmak dileğimle. Yol uzun. :)
Şu an bitti ama gerçekten beni yordu. Üç cilttir sabır sabır dedim ama hakikaten içeriğinde bu kadar abartılan şeyi gene bulamadım.. sanırım bu dönemleri daha önce okuduğum şeylerden biliyor olmamdan kaynaklı olabilir. Bu kadar yorucu olması, eseri mükemmel yapıyorda diyemiyorum. Başladığım yer ve biten noktada sadece sosyete, kendi içlerinde üretilen bir nevi aforizmalar, siyasi söylemler biraz da felsefe havası yaratılmış.. onun dışında gerçekten anlamını saptayıp özel bir şey okuyamadım, herkes ‘’wow’’ diyor ama ben onu bile diyemedim..okuyacak olanlara başarılar :)
Sergen
Gönderi Sahibi
benim bakış açım biraz daha farklıydı bu seride. öncelikle daha önce hiçbir yazarda görmediğim açıklamalar diziniyle karşılaştım, bir insanın zihinden geçirip dile getiremediği her şeyin bölünemeyen sözcelemleri edebiyatın doruk noktasıydı benim için. hâlâ da herhangi bir sayfasını açıp okusam problem çözmüş gibi zevk alabilirim. zaten kayıp zamanın izinde'ye kurgu olarak bakarsak çok çabuk nakavt oluruz bence. her durakta bölüm bölüm okunabilen bestseller kitaplarından epey ayrılıyor bu konuda:) Proust alımlamasını değiştirmek adına "Proust yaşamınızı nasıl değiştirebilir" kitabını öneririm. kolay gelsin. :)
Ben de şu an bu ciltteyim fakat inanılmaz yorucu bir okuma oluyor. Bilinç akışı dört bir yandan devam ediyor, haricinde tasvir betimlemeler çoşuyor. Felaket yordu beni. Merak ettiğim 4,5,6,7 ciltleri de hep böyle devam edecek mi yoksa daha akışkan daha hızlı bir okuma sağlayacak mı?
Sergen
Gönderi Sahibi
proust'a ara vererek devam etmek daha doğru hamle olur, araya hiç kitap atmadan okuyanı tebrik ederim gerçekten sabır ister. guermantes en yoğun cilt bana kalırsa. bundan sonrası her türlü duygu ikliminin yaşandığı edebiyat şöleni.
Çok başarılı bir inceleme yazısı.👏 2019 yapımı Dreyfus adlı bir film de varmış. Gün içinde onu izlemeye başlamıştım. İlk onbeş yirmi dakikası itibarıyla hoşuma gitmişti. Tavsiye ederim eğer film seviyor ve kitaptaki temel konulardan birisi olan Dreyfus olayını bir de sinemada görmek isterseniz.
Sergen
Gönderi Sahibi
Dreyfus'la ilgili yazılan çizilen pek çok şey okudum. Zola'nın Suçluyorum kitabı başta olmak üzere. Dönemin siyasi olaylarını başka bir açıdan beyaz perdede görmek harika olur elbette. Haberim yoktu böyle bir filmden, çok teşekkürler tavsiyeniz için, ilk fırsatta izlemiş olurum.
Benim 4. kitapta farkedebildiğim değişim olayını siz çok daha önce yakalamışsınız. Bir sonraki kitabında diyor ki anlatıcı 'Ben iyi bir gözlemci değilimdir.' Odette'nin elbiseleri, babaannesinin yemek takımları, bulunduğu ortamdaki eşyaları ayrıntılarıyla anlatan çocuk gidip, fikirler konusunda daha da derinleşen, karşısındakinin kafasının içine odaklanan eleştirel bir yetişkin geliyor. 21 gün bu kadar isimlerle, dedikodularla, anlatılmak istenin saklandığı yüzlerce sayfalık yemek davetleriyle geçen bir kitap için ideal ama :) Pek güzel bir inceleme yine.
Sergen
Gönderi Sahibi
14 yıl gibi bir süreyle yazıldığından Proust'un, dolayısıyla anlatıcının da düşünceleri değişim geçirebilmiş zamanla. İlk iki hatta üç de dahil ucu görünmeyen diyalog/betimlemeleri fazlasıyla barındırmıştı. İkinci kitabın ortasından itibaren okunmaya başlansa bile bir şey kaybedileceğini düşünmüyorum:) Anılar ve anlatıcının devreye girişleri 21 gün güçbela ayakta tutabildi. Sodom ve Gomorra'nın bu farklılığı daha önce söylenmişti, şimdi daha da merak ettim açıkçası. Bitirdiğinizde sizde oluşan kanıyı öğrenmek isterim.
Reklam
"Dolambaçlı gözüken cümle yapısı ve çevresindeki gözlemleri estetikliğe dönüştüren imgelemleri göz önüne alan bir okur, “daha iyisi olmayacak” ön yargısına, öyle sanıyorum ki yeterince neden bulabilir." Oldukça iddialı. Yine emek emek yazılmış, özümsenmiş bir kitabın, emekle de okunacak bir incelemesi. Çok iyi, kalemine kuvvet!