Gerçeği yüceltmeye gücü yetmeyen düşünce, onu yansıtmakta karar kılar.Söz konusu edilen roman, aynı zamanda hem görel hem tükenmez olan aşk bilgisine çok benzeyen bilginin aracıdır. Romansal yaratımda aşkın ilk hayranlığı ve verimli oluşumu vardır.
Sayfa 118·Kitabı okudu
Büyük romancılar filozof romancılardır, yani "savlı" yazarların karşıtıdırlar. Balzac, Sade, Melville, Stendhal, Dostoyevski, Proust, Malraux, Kafka bunlardan birkaçıdır. Ama uslamlarla değil de daha çok imgelerle yazmayı seçmiş olmaları hepsinde bulunan bir düşünceyi ortaya çıkarır; her türlü açıklama ilkesinin yararsızlığına, duyulur görünüşün öğretici "bildirisine" inanmışlardır. Yapıtı hem bir son hem de bir başlangıç olarak görürler. Çoğu zaman söylenmemiş bir felsefenin sonucu, örneklendirilmesi ve taçlanmasıdır yapıt. Ama ancak bu felsefenin söylenmeden belirtilmiş yanlarıyla tamdır. Kısacası, eski bir konunun şu değişik biçimini, azıcık bir düşüncenin yaşamdan uzaklaştırdığı, ama çoğunun oraya getirdiği yönelimi haklı çıkarır. Gerçeği yüceltmeye gücü yetmeyen düşünce, onu yansıtmakta karar kılar. Söz konusu edilen roman aynı zamanda hem görel hem tükenmez olan, aşk bilgisine çok benzeyen bilginin aracıdır. Romansal yaratımda aşkın ilk hayranlığı ve verimli oluşumu vardır.
Sayfa 118 - Can Sanat Yayınları·Kitabı okudu
1000Kitap
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Proletarya
Marx'ın, eski kapitalist sınıfların düşeceği ve bunların yerlerinin proletarya liderleri tarafından alınacağı hakkındaki kehâneti ancak kısmen doğru idi. Marx'dan zamanımıza kadar geçen bir asır zarfında cemiyet o kadar muğlak bir hale geldi ve ileri memleketlerde kültür o derece teknik bir mahiyet kazandı ki, proleter sınıfı ve onun liderleri, iktidarı devamlı surette üzerlerine alamazlardı. Sadece fen adamları yüksek kültürlü fertlerin işbirliği ile bunu başarmaya muktedir olabilirlerdi. Bu fertler ayda sınıf, yani, tabiat ilimlerine, edebi, beşeri ve sosyal ilimlere mensup her biri kendi sahasında ihtisas sahibi olan, fakat kültürün bütünü bakımından umumi bir anlayışa ve idealler sistemine sahip bulunan kimselerdir. İngilterede fizikçi ve aynı zamanda hoca olan Charles Percy Snow bu konuda uzun uzadıya yazı yazmış bir kimse olarak yeni aydın senfin fen grubu ve beşeri ilimler grubu olmak üzere iki bölümünden bahseder. Snow'a görel her iki grubun da birbirlerini anlamıya çalışmaları lâzımdır. Biz zannediyoruz ki, bu gruplar arasında bir fark gözetmeye Snow aşırı ehemmiyet vermiştir. Bu gruplardan birinin ruhu diğerinin de ruhudur. Her iki grup da yüksek derecede kültürlüdür ve dışarıdan bir gruba nazaran birbirlerini daha iyi anlarlar. Bunlar Üniversitelerde bir arada bulunmaktadırlar. Bunlardan birinin sahasında meydana gelen bir değişiklik diğerinde de bunu temsil edebilecek bir değişiklik husule getirir. Hayli yaygın hale gelen bu giriftlik Endüstride ileri Batı Avrupa memleketlerinin ve İngilterenin mahsulü olan Marxizmin niçin çıktığı yer olan gelişmiş tip memleketlerde maddeten kök salamadığını ve genişleyemediğini ehemmiyetli ölçüde izah eder. Marxizm daha ziyade nufusun köylü olduğu ve son zamanlara kadar gelişmemiş olan Rusya, Çin gibi memleketlerde ve bir
Sayfa 136·Kitabı okudu
LIX. ÖNERME Etkin olduğu sürece zihinle ilişkilendirilen duygular ara-sında hiçbir duygu yoktur ki, sevinç ya da kederle ilişkili olmasın. Kanıtlama: Yukarıda verdiğimiz tanımlarından da anlaşılacağı üzere tüm duygular, arzu, sevinç ya da kederle ilişkilidir. Ama keder derken zihnin düşünme gücünün azalmasını ya da kısıtlanmasını anlıyoruz (bu Bölümün 11. Önermesine ve bu Önermeye düşülen Nota görel; öyleyse zihnin kederli olduğu sürece an-lama gücü, yani (bu Bölümün 1. Önermesine göre) etki gücü azalır ya da kısıtlanır. Bu nedenle zihin etkinken hiçbir keder duygusu kendisine ait değildir; öyleyse (bir önceki Önermeye göre) bu durumdaki zihne ait olan duygular sadece sevinç ve arzudur. O.E.D. Not: Anladığı sürece zihne ilişkin olan duygulardan çıkan tüm eylemleri cesarete bağlıyor ve bunu da yü reklilik ve yüce gönüllülük olarak ikiye ayırıyorum. Çünkü yüreklilik deyince, bireylerin varlıklarını sade-ce aklın buyruğu doğrultusunda sürdürme çabasına neden olan arzuyu anlıyorum. Yüce gönüllülük derken de, bireylerin sadece aklın buyruğu doğrultusunda başka insanlara yardım etmeye ve onları kendilerine dost kılmaya çalışmalarına neden olan arzuyu anlıyo-rum. Buna göre sadece failin hayrına yönelik olan bu eylemleri yürekliliğe, başkasının hayrına yönelik olan eylemleri ise yüce gönüllülüğe bağlıyorum. O halde iti-dal, ayıklık, tehlikeli anlarda serinkanlılık gibi duygu-lar bir tür yüreklilik; kibarlık, merhamet gibi duygular ise bir tür yüce gönüllülük. İşte bütün bunlarla hem belli başlı duyguları hem de üç temel duygunun, yani arzu, sevinç ve kederin bileşiminden doğan tereddüt-leri açıkladığımı ve bütün bu duygulara yol açan ilk nedenleri de gösterdiğimi sanıyorum. Söylediklerim-den de anlaşılacağı üzere, bizler dış nedenlere bağlı olarak çok değişik heyecanlar
Sayfa 449 - Alfa yayınları, 1.baski ocak 2023·Kitabı okudu
1000k
Başkaldırının orta­ya çıkardığı sınır her şeyin yüzünü değiştiriyorsa, belli bir noktayı aşan her düşünce, her eylem kendi kendini yadsıyorsa, nesnelerin ve insanın bir ölçüsü var demektir. Ruhbilimde olduğu gibi tarihte de başkaldırı derin uyu­munu aradığı için, en çılgın genliklere koşan, ayarı bozuk bir sarkaçtır. Ama bu düzensizlik tam değildir. Bir eksen çevresinde olur. Başkaldırı, bir yandan bütün insanlara özgü bir yaradılışı sezdirirken, bir yandan da bu yaradılı­şın özünde bulunan ölçüyü ve sınırı gün ışığına çıkarır. Bugün, her düşünce, ister yoksayıcı, isterse olum­lu olsun, bazı bazı farkında bile olmadan, nesnelerin bilimce de doğrulanan bu ölçüsünü ortaya çıkarıyor. "Quanta"lar, bugüne dek görelilik, belirsizlik bağıntıları gerçeğini ancak kendi ölçülerimize göre tanımlayabi­leceğimiz bir dünyayı tanımlıyor. Dünyamıza yön ve­ren düşüngüler saltık bilimsel boyutlar çağında doğdu. Gerçek bilgilerimizse, tam tersine, görel boyutlara izin verir ancak. "Us, gerçeğe inanabilmemiz için, düşündü­ğümüzü son noktasına dek götürmeme yeteneğimizdir," diyor Lazare Bickel. Yaklaşık düşünce, gerçeği doğuran tek kaynaktır.
Sayfa 346·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Dilbilim açısından bakılınca, zengin ya da yoksul dil yoktur. En azından, bu kavramlar görel kavramlardır. Bir dilin içerdiği kavramlar o dilin yapısal niteliklerinden önce, kendisini kullananların yaşama biçimi ve gereksinimleriyle bağıntılıdır. Öyleyse, birtakım bilim ve uygulayım alanlarının terimlerini Türkçede bulamıyorsak, Türkçe yoksul, yetersiz bir dil olduğu için değil, olsa olsa Türk bilim adamları ve Türk toplumu söz konusu bilim ve uygulayımları yeterince özümlememiş, gerçek anlamda yaşamına katamamış olduğu içindir.