Bir keresinde, torunuyla konuşmak için diz çöküp onun göz hizasına inen bir dedeye, bu yaptığın dan duyduğum şaşkınlığı ifade etmiştim. Bana, "O, küçük in san!" demişti. 'Dede' ve 'torun', iki insan olarak CAN CAN'a konuşuyorlardı.
Erguvan kokulu nevbahar, yerini ne çabuk savrulan hazan yapraklarına bıraktı. Hayallerimin mavisi hüznün gölgesine… Su toprağa karıştı. Yaprak toprağa… Toprak alabildiğince sükut… Sükut alabildiğince içime… Benliğimi derinliklerin gizemine koyuverdiğimde buldum yaşamın anlamını. Hayat derinliklere dokunulduğu kadar hayat. İnsan derinliğine göz kırpıldığı kadar insan
Çocuk küçük olabilir ama içinde büyük bir adam yatar, beyin ufak olabilir ama içinde ne muazzam fikirler yatar. Göz ufacık bir bilye topundan öte değildir ama ne denli uzak ufukları kucaklar.
İki insan rasgele yaklaşır birbirine
bir nesneler duyarlar, kalırlar orda biraz.
Sonra atılırlar bir serüvene
bir hayranlık oluşur derken
ve dert başlar böylece kaşla göz arasında.
Zira sadelikle süslenen güzellik anlatılmaz bir şeydir. Hiçbir şey bir cennetin anahtarını farkında olmaksızın elinde tutarak yürüyen göz kamaştırıcı masumiyet kadar muhteşem olamaz.