Betonlaşmış çayır çimenin içinde, kalbi betonlaşmış insanlarla bir binada geçiyordu günlerim. Böyle bir beton bloğun içinde insanın gideceği yer de dönüp dolaşacağı tek yer de kendisi oluyor.
Sayfa 55·Kitabı okuyor
Alıntı
Çenemdeki yara izini bahane ederek Yunan düşünürlerinkine benzer kısa bir sakal bırakmıştım. İmparator olduktan sonra aşırılığa götürdüğüm yalın bir giyinme biçimi benimsemiştim; bilezik takma, koku sürme günlerim geride kalmıştı.
Sayfa 58·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Yaşlılık dönemlerinde, çocukları Amerika'da bırakıp daha huzurlu bir hayat yaşamak ve bu ülkede ömürlerini tamam­layıp mezarların da Japonya'da olmasını arzu ediyorlar. Japonya'da huzur içinde yaşayıp giderken bir gün kadın has­talanıyor. Daha sonra hastalık halinde iyileşme olmayıp ba­kıma muhtaç hale gelince bir gün eşine şöyle sesleniyor: "Hai Jolın, benim artık son günlerim, sen daha dirisin. Eğer ölürsem, beni sakın ola Hristiyan adetleri üzerine göm­meyin. Budist geleneklere göre bir Obosan (Budist din adamı) defnetsin, olur mu?". Adam şaşırıyor, "Hani, sen Hıristiyan olmuştun yıllar önce!" Kadın, yatalak halde cevap veriyor, "Seninle yaşarken, evet öyle idi, Hristiyan olarak yaşadım, ama artık ölmek üze­reyim. İzin ver, kendi kültürüme uygun muamele etsinler, ölü bedenime olur mu, bundan sonra?" Kadın, gözlerini kapar ve gider. Sözün kısası, "Go nittara shoni shitagau" (Roma'ya gittiğinde Roma'da olanlar gibi ya­şamak gerekir) atasözüne uygun davranır. Adam da, eşini kırmaz ve onu bir kilisede değil de Tera'da (Budist tapınakta) bir törenle kaldırıp yaktırıp küllerinden bir bölümünü ohaka (mezar) içine yerleştirir. İşte bu, Japon kadını ve onun kültürle olan bağını açık­layan somut bir örnektir.
“Bütün günlerim, gündüzü geceye ulaştıran renklerin bir bir soluşunu, gökyüzünde seyretmekle geçiyor.”
Sayfa 104·Kitabı okudu
Benim bunca yıldır günlerim gecelerim kanadı
bahar bir nisan olarak geldi, gönderi renk renk dolu umut öylece umutsuzluk biçimindeki hasmını tanıdı yakınmalar bitti, el pençe divan durdular gelişen şeye aşklar aşkları, otlar otları yani ki herkes hısmını tanıdı kimin aklı bir bahardan daha çok olabilir sorarım o yeşili ve pembeyi birlikte görünce resmini tanıdı İstanbul'un öyledir baharı, çaresiz alkış tuttular ten uyandı, herkes kendi olan cismini tanıdı ne denmiş, akıp giden her suyla akıp giderim çünkü sevdim çünkü bu yüzden güçlü bileklerim kanadı sahici mi elinde tuttuğun o kartal kanadı sen tuttun acıdan benim ellerim kanadı bir geceyi geçirmek için bin türlü kalp ilâçla dövündüm çırpındım bilsen nerelerim kanadı hazır bulunanlar davranıp saatlerini kurdular bahara ey diriliş sana kurulmuş saatlerim kanadı avlananlar ağaç budayanlar sularınız bir ırmakta yavaşça geldim durdum beklediklerim kanadı ey yaz güneşine bıraktığın alnın bana gel alnımdan damla damla süzülen terlerim kanadı
Sayfa 382 - sâdâbâd'a kaside·Kitabı okuyor
Hissettiklerini karakterin dilinden okumak;
Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum...
Sayfa 97·Kitabı okuyor
Alıntı
Reklam
Reklam