Betonlaşmış çayır çimenin içinde, kalbi betonlaşmış insanlarla bir binada geçiyordu günlerim. Böyle bir beton bloğun içinde insanın gideceği yer de dönüp dolaşacağı tek yer de kendisi oluyor.
Çenemdeki yara izini bahane ederek Yunan düşünürlerinkine benzer kısa bir sakal bırakmıştım. İmparator olduktan sonra aşırılığa götürdüğüm yalın bir giyinme biçimi benimsemiştim; bilezik takma, koku sürme günlerim geride kalmıştı.
Yaşlılık dönemlerinde, çocukları Amerika'da bırakıp daha huzurlu bir hayat yaşamak ve bu ülkede ömürlerini tamamlayıp mezarların da Japonya'da olmasını arzu ediyorlar.
Japonya'da huzur içinde yaşayıp giderken bir gün kadın hastalanıyor. Daha sonra hastalık halinde iyileşme olmayıp bakıma muhtaç hale gelince bir gün eşine şöyle sesleniyor:
"Hai Jolın, benim artık son günlerim, sen daha dirisin. Eğer ölürsem, beni sakın ola Hristiyan adetleri üzerine gömmeyin. Budist geleneklere göre bir Obosan (Budist din adamı) defnetsin, olur mu?".
Adam şaşırıyor, "Hani, sen Hıristiyan olmuştun yıllar önce!"
Kadın, yatalak halde cevap veriyor, "Seninle yaşarken, evet öyle idi, Hristiyan olarak yaşadım, ama artık ölmek üzereyim. İzin ver, kendi kültürüme uygun muamele etsinler, ölü bedenime olur mu, bundan sonra?"
Kadın, gözlerini kapar ve gider. Sözün kısası, "Go nittara shoni shitagau" (Roma'ya gittiğinde Roma'da olanlar gibi yaşamak gerekir) atasözüne uygun davranır.
Adam da, eşini kırmaz ve onu bir kilisede değil de Tera'da (Budist tapınakta) bir törenle kaldırıp yaktırıp küllerinden bir bölümünü ohaka (mezar) içine yerleştirir.
İşte bu, Japon kadını ve onun kültürle olan bağını açıklayan somut bir örnektir.
bahar bir nisan olarak geldi, gönderi renk renk dolu
umut öylece umutsuzluk biçimindeki hasmını tanıdı
yakınmalar bitti, el pençe divan durdular gelişen şeye
aşklar aşkları, otlar otları yani ki herkes hısmını tanıdı
kimin aklı bir bahardan daha çok olabilir sorarım
o yeşili ve pembeyi birlikte görünce resmini tanıdı
İstanbul'un öyledir baharı, çaresiz alkış tuttular
ten uyandı, herkes kendi olan cismini tanıdı
ne denmiş, akıp giden her suyla akıp giderim
çünkü sevdim çünkü bu yüzden güçlü bileklerim kanadı
sahici mi elinde tuttuğun o kartal kanadı
sen tuttun acıdan benim ellerim kanadı
bir geceyi geçirmek için bin türlü kalp ilâçla
dövündüm çırpındım bilsen nerelerim kanadı
hazır bulunanlar davranıp saatlerini kurdular bahara
ey diriliş sana kurulmuş saatlerim kanadı
avlananlar ağaç budayanlar sularınız bir ırmakta
yavaşça geldim durdum beklediklerim kanadı
ey yaz güneşine bıraktığın alnın bana gel
alnımdan damla damla süzülen terlerim kanadı
Öyle günlerim oluyor ki, etrafımda küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Taşıp dökülecek kadar kendi kendimi doyurduğumu hissediyorum...