Günümüz ülke şartları
Onu bunu bilmem ama, önemli olan hayatta kalmak.
Sayfa 46
Edebiyat
1943 ilk baskı 2026 günümüz “erkek aileleri hep aynı”
Ben çapkınlıkta uçarı bir raddeye gelmiş,gizli hastalıklara uğramış, ahlakı bozuk bir gencim. Beni, yani oğullarını kurtarmak için zavallı, masum bir kızın başını ateşlere yakmaktan çekinmiyorlar.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
METAFORMOZ: İSTİHÂLE (Bir hâlden başka bir hâle geçiş)
(...) (İstihâle: Bir hâlden başak bir hâle geçiş) Tıpkı rüyâlarımız gibi… Rüyada önce bir yerde olur, hemen ardından kendimizi başka bir yerde buluruz. Önce birileriyle bir iş üstündeyizdir, hemen arkasından başka birileriyle, başka bir iş üstünde, hattâ başka bir zamanda… Peki bu geçişler ve dönüşümler nasıl olur? Bütünüyle mantığımız ve irâdemizin dışında olan bu değişimi nasıl ifade edebiliriz? Bu hâlin tam ifadesi, ne yazık ki, günümüz Türkçesi’nde yoktur. Batılılar buna Lâtince (metamorfoz) derler. Bu tâbire karşılık günümüz Türkçesi’nde “değişim”, “dönüşüm”, “başkalaşım” gibi kelimeler varsa da, (metamorfoz)un, “şekil, suret” anlamında (morf) kökünden gelmesine benzer bir özelliği yansıtmaz hiçbiri… Değmek’ten “değişim”, dönmek’ten “dönüşüm”, başka’dan “başkalaşım” kelimeleri, ilki hariç, “bu” olmadan “diğeri” kasdıyla söylenmiş kelimelerdir; ki ilk kelimedeki “değmek” de “bu” özelliğini, ancak çok dolaylı ve yetersiz olarak verebilir… Oysa eski Türkçe’deki “istihâle” kelimesinde (metamorfoz)un tam mânâsı vardır. “Hâl” kökünden gelen, evvelemirde bir “durum”u haber veren bu kelime, “bir hâlden başka hâle geçiş, dönüş” demektir; bir suretten diğer surete geçiş, dönüş… Ve ne çare ki, “dil devrimi” denen giyotin bıçakları tarafından dilimizden sökülüp atılmıştır. Atılmamıştır. Madem ki, Büyük Doğu – İBDA var, Türk dili de, Türk tefekkür hayatı da vardır ve var olacaktır. Nitekim İBDA’nın İslâm Tasavvufu’ndan haber verdiğine göre, “bir hâlden başka hâle geçiş” ifadesi, “kalb hakikati” ile ilgilidir. Hattâ denir ki, kalbe “kalb” isminin verilmesi, bir hâlde kalmaması, türlü şekil ve sûretler kabul ederek bir hâlden başka hâle geçmesi dolayısiyledir… Kalbte bu “istihâle” vasfı olmasaydı, “zihin akışı” dediğimiz hâl de olmayacaktı. __John Gross,
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.
Akademya Yazıları
ULYSSES: "ALTERNATİF KİTAB-I MUKADDES..."
(...) Ulysses türü romanlar, bir milletin olanca hâfıza ve şuuraltı hayatını muhasebe etmek gibi ciddî bir niyet taşırlar. Kendi milletleri için, bir nevî “alternatif Kitab-ı Mukaddes” olma potansiyeline sahibtirler. Garb romanında olsun, Rus romanında olsun, bu potansiyele bağlı davranış şekilleri, yer yer ortaya çıkar. Özellikle 19’uncu yüzyılda romana yüklenen bu fonksiyon, günümüz romanında kalmamış bir duyarlıktır. Onun için, romana ölmüş gözüyle bakanlar, hatırı sayılır bir keyfiyet ve kemmiyet belirtirler. 19’uncu yüzyıl romancısının, milletinin tarihî durumu, mevcud insan ilişkileri kompozisyonu ve ferdî derinlik yönünün biriktirdiği problemler ağı içinde “kurtarıcı nefes”in ne olduğuna dair bu araştırması, evvel zamanda filozoftan beklenen görevin aynı bir netice vermekteydi: İnsanlar kendilerini romanlara bakarak ayarlarlardı. Ulysses, bu soydan romancılığın son örneklerinden biri, belki en şatafatlısıydı. Ne var ki, böylesi büyük gâyelere bizim edebiyat dünyamız hep yabancı kalmıştır. Bizim gibi, romanı, sadece günübirlik haz duygusunu tatmin için okuyan toplumlar, roman sanatının hakikî cevherinden bîhaber yaşayıp ölürler. Meselâ Dostoyevski hakkında “şöyle büyük, böyle güzel” diye övgüler düzenine, yahut onu dışyüzden taklide kalkanına çok rastlarsınız, ancak üzerine aklı başında iki cümle kuranını göremezsiniz. Aynı şey, tiyatrocularımızın adetâ tapındıkları Shakespeare ve onun gibi diğer büyük edebiyatçılar için de fazlasıyla geçerlidir. Kendi lisânını bilmeyen adamın yabancı lisân öğrenmeye kalkıştığında başına gelecekler gibi, öz edebiyatı gelişmemiş toplumlar, büyük edebiyat hâdiseleri karşısında büsbütün ezilmekten ve dağılmaktan kurtulamazlar. Bu durumda, Nietzsche’nin, **“Yükselmekte olan toplumlar felsefeyle daha da yükselir; ama
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Sayı 7, Temmuz 1997), ULYSSES ve TİLKİ GÜNLÜĞÜ -II-, (Yolculuk ve Sürücülük, Yelteniş ve Eriş) NOT: 6 Haziran 1997 tarihinde Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde verilen konferans metnidir.
Akademya Yazıları
Toplumumuzda hepimiz cehaleti büyük çoğunlukla zayıflık olarak damgalarız. Oysa bilgi eksikliğini dile getiren ve yolunu bulmak için yardım arayanlar herkesten önce aydınlanır. Samimi soruların bana yeni fikirlere açık olduğunu gösteriyor. Değişim günümüz toplumunda en büyü güç. Çoğu kimse korkarken, akıllı olanlar bunu kucaklar. Zen geleneği aceminin zihniyle konuşur: zihinleri yeni kavramlara açık olanlar, yani anlamaya çalışanlar her zaman edinim ve tatminin daha yüksek düzeylerine ulaşır. En basit soruları sormaktan bile çekinme.
Günümüz dünyasında bâtılın ön plana çıkışı insanların paylaşma güvencesine her şeyden çok önem vermeleri yüzündendir. Eğer doğrudan hakikate yaklaşma göze alınabilseydi,hakikat onu şüphe yok ki koruyacaktı.
Alıntı