Modern Sapiens’in yaklaşık 70 bin yıl önce edindiği yeni dil becerisi, ona saatlerce dedikodu yapabilme şansı verdi; kime güvenilebileceğine dair bilgi, küçük grupların daha büyük gruplara dönüşmesine, dolayısıyla da Sapiens’in daha sıkı ve karmaşık işbirliği yöntemleri geliştirmesine yol açtı. Dedikodu teorisi ilk başta şaka gibi gelebilir ama pek çok çalışma bunu destekliyor. Bugün bile insanlar arasındaki iletişimin büyük bölümü, ister e-posta ister telefon konuşması veya gazete sütunları olsun, dedikodudan oluşur. Bu durum bize o kadar doğal gelir ki, sanki dilimiz özellikle bu amaç için evrimleşmiş gibidir. Yoksa siz tarih profesörlerinin öğlen yemeğinde Birinci Dünya Savaşı’nm sebeplerini tartıştığını veya nükleer fizikçilerin akademik konferansların kahve molasında zerreciklerden bahsettiklerini mi düşünüyorsunuz? Belki bazen öyledir. Ama genellikle, kocasının kendisini aldattığını yakalayan profesör, bölüm başkanıyla dekan arasındaki tartışma veya bir meslektaşlarının araştırma fonuyla kendisine lüks bir araba alması gibi konularda dedikodu yaparlar. Dedikodular genellikle yanlış davranışlar üzerine odaklanır. Günümüz basınının ilk örneği sayılabilecek söylenti, toplumu bilgilendirerek insanları hilebazlardan ve asalaklardan koruyan gazetecilik faaliyeti gibiydi.
İnsan, gerçek duyguları bir kenara itip sahte duygulara anlam yükleyerek gerçekliği kaybediyor. Bir süre sonra kaybettiği gerçekliğin yerine tamamen sahte bir yanılsamanın içinde buluyor kendini. Ancak içinde bulunduğu bu yanılsamayı da gerçeklik zannetmeye başladığı an asıl mesele orada başlıyor. Bu sefer her yalana inanılmaya başlanıyor. Yalanlara inanmaya başlayan insan tehlikeli bir insandır. Kendisinden sonra gelecek bir nesli bile zehirleyebilir o insan. Çünkü o insan doğrularla yüzleştiğinde o doğrulara açık ve yüksek bir sesle “yalan” diyebilir. Bizim günümüz toplumlarında yaşadığımız şey de tam olarak bu aslında...
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Gidâ-yı rûhu ver kim rehber-i mirâc-ı ulvîdir Hemîşe fikr-i ta'mîr-i beden pâ-der-gil olmakdır Günümüz Türkçesiyle, "Ruhunu besle, yola o çıkacak; beden boş kapsül, bırakıp gideceksin/Bütün mesaini bedenine harcarsan ayağı çamura çakılıp yürüyemeyen eşek gibi olursun" diyor.
Sayfa 40 - Profil Kitap·Kitabı okuyor
Siz ve yardımcınız Nikita gibi beyefendiler geleceği pek umursamazlar; ancak emin olun muhterem beyefendi, güzel günler gelecek! Amiyane bir tabir olacak, isterseniz gülün; ama bir gün yeni hayatın şafak ışıkları parlayacak, hakikat galip gelecek ve gün bizim günümüz olacak!
Günümüz insanları
İnsanlar birbirlerini tanımanın ne kadar güç olduğunu bildikleri için bu zahmetli işe teşebbüs etmektense, körler gibi rasgele dolaşmayı ve ancak çarpıştıkça birbirlerinin mevcudiyetinden haberdar olmayı tercih ediyorlar.
Eğer 200-300 yıl öncesi bir dönemde yaşasaydık, elbette savaş, hastalık ve açlığın olmadığı bir ortamdan bahsediyoruz, dopamin molekülünü tam da olması gerektiği gibi kullanabilirdik ama ne yazık ki günümüz modern insanı bu konuda inanılmaz şanssız.
Sayfa 11·Kitabı okudu
Alıntı