Her akşam yatsıdan dönüşte peşin soruyorum, baba bana hakkını helal ettin mi diye. Yüzüme bakmaya gerek görmeden, "Ettim, ettim, hadi git evine." diyor. Sanki cebinden veriyor helalliği, havalara bak...
Babamın adı Oteldeki odasına girer girmez üzerindekilerle uzandı yatağa. Kalın perdeleri aralayıp pencereyi azıcık açsa iyi olur, içerisi havasız, rutubetli, sanki ıslak terlik kokuyor, yine de kalkmaya üşendi. Yorulmuştu, doğru dürüst uyumadan sabahın köründe kalkmış, uçağın sarsıntısı yetmezmiş gibi, üzerine üç saatlik otobüs yolculuğu yapmıştı bir de. Hemen otele yerleşip dinlenseler neyse; Murat otobüsten iner inmez kasabayı şöyle bir gezmek için tutturmuştu. Bir şeyler yedikten sonra iki saate yakın dolaştılar. Murat da yormuştu, çok konuşmamış, ama ne zaman ağzını açsa, yolları nereye çıksa, "Ne yapmışlar burayı böyle Tuncay, ne çirkin, ne saçma!" deyip durmuştu. Otuz beş yıl önceki gibi mi bulacaklardı? Değişecekti bir şeyler elbette. Üstelik öyle böyle bir otuz beş yıl da değildi - dünyanın, memleketin allak bullak olduğu, savaşlarla, hırgürle geçmiş onca yıl. Şaşacak ne vardı bunca? Murat yıllardır yurtdışında yaşıyor, sanıyor ki her şey hâlâ bıraktığı gibi. Lise sona geçtikleri yaz, bir sabah erkenden Tuncaylara gelmişti. Herhangi bir gün gibiydi, benzerini sık yaşadıkları, yaz bitene dek her Allah'ın günü yaşayacakları. Öyle olmamıştı; yalnız kaldıklarında Murat, "Biz gidiyoruz," demişti. "Tatil ha. Nereye?" diye sorduğunda derin bir soluk alıp temelli gittiklerini, ailecek bir aya kalmadan Fransa'ya taşınacaklarını söylemişti. Bu kadar yıl bir daha hiç görüşmeyeceklerini ikisi de tahmin edemezdi. On yedi yaşındaydılar, her zaman her yere gidilir, buluşmak, görüşmek daima mümkündür sanıyorlardı. Akrabaları varmış orada, iyi bir iş imkânı doğunca babası günlerce düşünüp taşındıktan sonra gitmeye karar vermiş. Adamın gül gibi işi varken, kasabanın en iyi terzisiydi, büyük oğlu seneye üniversiteye başlayacakken bu Fransa işinin nereden çıktığını
Sayfa 85·Kitabı okudu
Reklam
Dirlik kaybı O hafta sendikada öğretmenlerin barış konusunu işlemesi kararı verildiğini öğrenince canı sıkıldı Kadir'in, ama bunu sendika temsilcisi Fuat'a hissettirmedi, hatta, "Çok doğru bir karar," dedi, "elimizden bir şey gelmiyor, en azından çocukların dikkatini barışın önemine çekeriz." İnanarak söylemişti bunları, yalan riya yoktu. Sadece burada bitseydi… Aklıevvel öğrencilerden biri ana babasına yetiştirebilir, onlar da okul yönetimine şikâyet edebilirdi. Sorun daha da büyüyebilir, polis, mahkeme devreye girebilirdi. Onlardan yana korkusu, sıkıntısı pek yoktu, ama iş öğretmenlikten atılmasına varırsa yanardı. Bir dolu örnek vardı. Koskoca profesörleri üç cümlelik yazıyla kovanlar, onun gibi birkaç senelik öğretmeni ânında silerdi. İstemeyerek başlamıştı öğretmenliğe, başka çaresi kalmadığında. Kamu personeli sınavına girmeden önce bir sürü işe girip çıkmış, büyük umutlar beslediği, kitaplarla dergilerle haşır neşir olacağı için seveceğini düşündüğü nice işten düş kırıklıklarıyla ayrıldıktan, akşamları birlikte içki içip meyhane masalarında memleket meselelerini tartışırlarken benzer şeyler düşündüklerini sandığı adamların konu iş yaptırmaya, para ödemeye gelince nasıl vampirleştiklerine tanık olduktan sonra isyan etmişti. "Devlet sonuçta, onun insanı ezmesi, aşağılaması, işine gelmediğinde cezalandırması doğal, en azından bunu bilerek çalışırım," diyerek öğretmenliğe başvurmuştu. Yeniden iş aramak, benzer muhitlerde çalışmak fikri içini kaldırıyordu. Öğretmenliğe başladıktan sonra görüştüğü arkadaşlarının sayısı hayli azalmıştı, ama birkaç aydır onlardan da kaçıyordu. Çevresindekilerin, özellikle arkadaş bildiklerinin öteden beri yapageldikleri şeyleri hiçbir şey olmuyormuş gibi sürdürdüklerini görmeye tahammül edemiyordu, hadi onlar neyse, bir de
Sayfa 49·Kitabı okudu
BÜTÜN İNSANLARA Dillerde gezen adım: Bir seciyesiz, bir it. Nedense olamadım, Sizin gibi bir yiğit... Ne gaye taşıyorum, Ne bir dağ aşıyorum; Delice yaşıyorum, Ne ihtiras, ne ümit... Yuh... Eğer hayat buysa, Bu ahmakça uykuysa... Bana kim sokulduysa: Hadi dedim, hadi git!.. Bende çok şey var ama, Akıl filan arama... Ciddiyetle arama Koydum dikenli bir çit. Saçıma düşen aklar, Ne bir macera saklar; Çıkarmaz bu dudaklar, Ne bir küfür ne tevhit... Korkutmaz beni ölüm, Bir şeytan kadar hürüm. Süremez bende hüküm Ne Allah, ne de Nahit...
Sayfa 69 - 1928·Kitabı okudu
Nasıl cahilce…
Benim yetiştiğim coğrafyada bir çocuk yanlış yaptığında yetişkinler ona kendini kötü hissetmesin diye yardımcı olmaz. "Korkma, bir şey olmaz! Hadi git, oyununa devam et." demez, aksine bir daha yanlış yapmasın(!) diye üstüne gider, ona kendini kötü hissettirmek için ekstra çaba harcarlardı.Bunun işe yarayacağı düşünülürdü. Çocuk, hatası karşısında kendini ne kadar kötü hissederse o hatayı bir daha tekrar etmez; diye inanılırdı.
Sayfa 20
Bütün İnsanlara
Dillerde gezen adım: Bir seciyesiz, bir it. Nedense olmadım, Sizin gibi bir yiğit. Ne gaye taşıyorum, Ne bir dağyaşıyorum; Delice yaşıyorum, Ne ihtiras, ne ümit. Yuh... Eğer hayat buysa, Bu ahmakça uykuya... Bana kim sokulduysa: Hadi dedim, hadi git!... Bende çok şey var ama, Akıl fılan arama... Ciddiyetle arama Koydum dikenli bir çit. Saçıma düşen aklar, Ne bir macera saklar; Çıkarmaz bu dudaklar, Ne bir küfür ne tevhit... Korkutmaz beni ölüm, Bir şeytan kadar hürüm. süremez bende hüküm Ne Allah, ne de Nahit...
Sayfa 45 - Yapı Kredi Yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
Reklam
Reklam