"Dünya halkının saflarının hizasında göktekilerin safları bulunur. Bundan dolayı yerdeki "âmin" gökteki "âmin"e rastgelirse ibadet edenin günahları affedilir."
Ebû Hüreyre (r.a) diyor ki: Ashâb-ı Suffe islâm'ın misafiri idiler. Ne bir eve ve ne de bir şahsa sığınmazlardı.
Bazan Resûl-i Ekrem'in ﷺ yanına giderdim. Kendisine verilen sadakaların tamamını Ashâb-ı Suffe'ye verirdi. Hediye olarak gelen şeylerden az bir miktar alır, gerisini yine onlara gönderirdi. Ashâb-ı Suffe'yi hediyelerine mutlaka ortak ederdi.
28. Ey o bütün iman edenler! Müşrikler bir pislikten ibarettirler. Artık bu yıllarından sonra Mescid-i Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah sizi lütfu ile zenginleştirecektir inşaallah... Kuşkusuz Allah alimdir, hakimdir.
29. O kendilerine kitap verilenlerden oldukları halde ne Allah'a ne ahiret gününe inanmayan, Allah'ın ve peygamberinin haram ettiğini haram tanımayan ve hak dinini din edinmeyen kimselerle, küçülmüş aşağılanmış oldukları halde elden "cizye" verecekleri duruma düşene kadar savaşın!
Kul, Allah için olduğuna iman ettiğinde artık bir yol yürümeli; yani hayat yolunda imtihanlara tabi tutulurken Allah’a ait olduğunu ve ondan gelip ona döndüğünü kendi üzerinden ispatlamalıdır. Bu yüzden Allah onu imtihanlara tabi tutup Allah için olduğunu ispatlama imkânını ona verir.
Kul bu imtihanları kazanınca ne olur?
Allah hadis-i kutside “kulum kendisine farz kıldıklarımla bana en güzel şekilde yaklaşır. Diğerleriyle yaklaşmaya devam eder. O bana yaklaştıkça beni sever, ben de onu severim. Ben bir kulumu sevince o kulum benimle görür, benimle işitir, benimle tutar, benimle yürür, benimle diler, benimle sever, artık onun her şeyi benimledir”421 buyurur. Kul, Allah için olduğunu kendi üzerinden ispatladığında artık Allah ile beraber olur. Sadece böyle olanlar Allah’a ait kuldur ve “ben Allah içinim” deyince doğru söylemiştir.
Bir de bu hadis-i kutsiden anlıyoruz ki kul “ben Allah içinim” deyip yaşantısıyla da Allah’a ait olunca Allah ona tecelli eder ve onu kabul eder; çünkü o, hayatını yaşarken devamlı “hayatım ve ölümüm sana kurbandır ya rabbi” demiştir.