“6-7 yaşlarındayken, ailecek Fukaraperver Cemiyeti’nin düzenlediği toplu sünnet törenine gittiler. Cemiyet, sünnet eğlencesine bir tiyatro topluluğu çağırmıştı. Hem de ‘Sultan Hamid’i bile güldüren adam’ diye ünlenen, tuluat ustası, namıdiğer Komik-i Şehir Naşid Bey’in topluluğunu. Yeşilçam’ın Hafize Ana’sı Adile Naşit’in babası olan Naşid Bey, gülmekten herkesi kırıp geçirdikten sonra perdeyi kapayıp gitti ama kendisini hayran hayran izleyen bir çocuğun hayatını değiştirdiğinin farkında bile değildi.
’İşte bana ne olduysa o perde kapandıktan sonra oldu. Benim içimde müthiş bir heyecan ve merak başladı. Perde açıldığında, yalancıktan yaptıklarımı biliyordum. Şimdi perde kapandı ve gerçek hayatları başladı. ‘Acaba bu perdenin arkasında ne var?’ İşte bu laf, ileriki yıllarda beni oyuncu yaptı.’”
Uyaran eksikliği. Bir çocuğu doğduğu gün yalnız bir odaya hapseder, onun hayatta kalmasını sağlamak için gerekli ihtiyaçlarını karşılamakla yetinirseniz çocuğun zihni gelişemez. Yine iyi kurtarmış Nalan. Belki de Hafize Nine sayesinde.
"İsmail" dedi, "Tebriz halısının üzerinde İranlı Hafize Hanım'ın bir sonsuzlukta gelip bir sonsuzluğa giden motiflerini göremedim ama senin sayende cennet bulutlarını görebildim nihayet."
Mesnevî dersinde İranlı Hafize Hanım, canın bütün evrene dağıtıldığını, bu yüzden en ufak canlının bile yaşama hakkının kutsal olduğunu, bu dünyanın sadece insanlara ait olmadığını uzun uzun anlatmasaydı bu dargınlık sürüp gidecekti.
“Alime
Şükriye
Hafize
Ümmühan
Osman kızı Fatma
Bektaş kızı Fatma
Mustafa kızı Fatma
İbrahim kızı Fatma
Hasan kızı Fatma
Musa kızı Ayşe
Veli kızı Ayşe
Ali kızı Ayşe
TBMM kararıyla 12 kadına İstiklal Madalyası verildi.
Beşikleriyle birlikte sırtlarında cephane taşımışlardı.
Her kadın her defasında 40 ila 60 kilo taşıyordu.
Her defasında en az 15 kilometre yürüyorlardı.”