Osman 3. halife olarak seçildi, ona bey'at edildi. Osman'ın valileri ve baskıları halkta büyük hoşnutsuzluk yaratıyordu. Hz Ali eski valileri değiştirdi. 20 yıldır Suriye valisi olan Ebu Süfyan oğlu Muaviye valiliğini kaybetmek istemiyordu. Hz Ali'ye de bey'at etmemişti. Kendisi halife olmak istiyor, Hz Ali'den öc almayı tasarlıyordu. Bunu öğrenen Hz Ali, Suriye'ye doğru harekete geçti. Rakka yakınlarda Sıffin'de karşılaştılar. Uzun süren savaşta Hz Ali'nin Savaşı kazanacağı anlaşılınca Muaviye'nin yandaşları beş yüz kadar Kur'an sayfasını mızrakların ucuna takarak Allah'ın hakem olmasını önerdiler. Böylece savaşın durması sağlandı.
Humeynî - İran - Şia
Son olarak Humeynî ve bugünkü İran hakkında kısa ve umûmî bir değerlendirme ile bahse son verelim: Hiç şüphesiz, Humeynî Hareketi'nin ve bugünkü İran idarecilerinin icraatlarında takdir edilecek cihetler vardır. Bunlar, tesettüre riâyet olunmasını sağlamaları, İslâm'ın haram kıldığı davranışları fiilen ve kanunen yasaklamaları gibi şeylerdir. Ancak onların yanlışları yanında, bunlar, devede kulak kalmaktadır. Bu yanlışları şöyle sıralayabiliriz: 1-Propagandalarında her vesîle ile: "-Mezhepçilik yapmıyoruz. Mezhep önemli değil, önemli olan İslâm'dır!" derler. Derler, amma mezhepçiliği, Humeynî Hareketi'nden sonra kabul ettikleri anayasalarına koymuşlardır. Sünnîlerin İran'ı idâre hakkı olmadığını, anayasa ile tescil etmişlerdir. İran'dan başka hangi ülke anayasasında mezhebe yer vermiştir?! Hem anayasa ile mezhepçilik tescil edilecek, hem de mezhepçilik yapmıyoruz diye propaganda yapılacak!.. Bu, bir tezat değil mi?! 2-Humeynî ve bugünkü İran idarecilerine göre, Kur'ân değiştirilmiştir. "Asıl Kur'ân, "Mushaf-ı Fatımadır ki, şimdi mevcud olan Kur'ân'ın üç misli idi." derler. "Cebrail'in Hz. Peygamber'e getirdiği on yedi bin âyetti. " iddiasında bulunurlar, "Bakara Sûresi'nin 23. âyetinde "Hz. Ali"nin adı vardı." diyorlar. "Asıl Kur'ân'da Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in isimlerinin mevcud olduğunu, bunların Hz. Osman tarafından çıkarıldığını" söylerler. Şöyle diyen olabilir: "-el-Kâfi'de böyle yazılı olabilir. Ama Humeynî, böylesi sapık iddiaları kabul etmemiştir. Gerçek böyle değildir!.. Bütün şiîler, Buhârî, Müslim gibi sahih hadis kitaplarını kabul etmezler, ama en kuvvetli mercîlerden biri olarak "el-Kâfi"yi görürler. Humeynî de bu kitabı bizzat kaynak olarak göstermektedir. 3-İmamlarını, peygamberlerden ve mukarreb meleklerden üstün
Sayfa 218·Kitabı okuyor
Din
Reklam
12 Kasımda Halife Mecid Efendi'yi ziyaret ettim. Beni bir buçuk saat yanında alıkoydu. Gözlerini daimi yere dikiyor, ara sıra öteye beriye bakıyor ve bir düzüye, babası Abdülaziz'in iyiliğinden ve Vahidettin'in kötülüğünden bahsediyordu. Bir kaç kere müsaade istedimse de salivermedi ve sonunda korkak bir eda ile şunu söyledi: "Benim bu Sarayda Resim takımlarımla bir iki bohçam var. İstemezlerse bunları alır giderim!.." Bu sözleriyle ve hal ve tavrıyla, tehdit edildiğini anlatmak istiyordu. Gerek arkadaşlarımdan ve gerekse gazetecilerimizden aldığım havadislerle de karşılaştırınca, Mustafa Kemal Paşa'nın çıkamadığı bu makamı yıkmak kararını vermiş ve fiiliyata da geçmiş olduğuna şüphem kalmadı. Milli hükümetimizin kuruluş günkü tamimindeki dindarane sözleri ve fiili hareketleri (Nutuk, sahife: 73) İkinci Büyük Millet meclisi intihabındaki umdelerin ikinci maddesindeki taahhütleri (Hilafetin Al-Osman'da kalması değişmez düsturdur) ve hele hilafetin kudsiyetinden ve lüzumundan her yerde bahsetmeleri ve Balıkesir'de hutbe bile okumalarıyle, şimdi yürüdüğü istikamet, milletçe ne kadar çirkin bir iş olarak telakki olunacağını Ankara'ya avdetimde kendisine anlatmaya karar verdim.
Sayfa 194 - Truva Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Hz. Ömer (r.a)'ın tayin ettiği şûrâ heyeti tarafından halife seçildiği zaman, Hz. Osman (r.a) minbere çıktı. Kaynakların “hayâ timsali” olduğunu bildirdiği Üçüncü Halife, bu ilk hutbesinde biraz tutuk bir şekilde Allah Teâlâ’ya hamd ve Resûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimiz’e salât ü selâmdan sonra şöyle dedi: “Ey insanlar! (Ata, deveye vs. ilk defa binen kimse için) ilk biniş zordur. Bugünden sonra da günler var. Eğer yaşarsam, daha sonra size gerektiği gibi bir hutbe irad edeceğim. Biz hatip değiliz; fakat Allah bize (beliğ bir şekilde hutbe irad etmeyi de) öğretecektir.”
Ehl-i sünnet âlimlerince, “Râfıza" veya "Rafizîlik" olarak da anılan Şia'ya göre, Hz. Peygamber, Hz. Ali'yi sağlığında imam tâyin etmiştir. Zira imam nasbı, halkın seçimine bırakılabilecek basit bir mesele değildir. O, namaz, oruç ve zekât gibi dinin rükûnlarından, yani temel esaslarından biri-dir. Hatta onların birinci derecede ehemmiyetli olanıdır. Hz. Peygamber'in bu tâyini (!), mutlak sûrette uyulması gerekli bir nasstır. Ehl-i Sünnet âlimleri, Şia'nın bu iddiasını kabul etmez. Zira, onların bu maksadla ileriye delil diye sürdükleri keyfiyetlerin, bu iddiayı ispata yarayacak vasıfta olduğunu kabul etmezler ki, gerçek de böyledir. Bu temel görüşün tabiî bir neticesi olarak Hz. Ali'den önce halife, yani imam seçilen Hz. Ebûbekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman gâsıb olup hilâfet-leri meşrû değildir. Onlara biat etmiş olan ashâb, beş-altı kişi hâriç olmak üzere -hâşâ- kâfirdirler
Sayfa 147·Kitabı okuyor
Din
İslam İmparatorluğu, Muhammed'in ölümünden sonra ilk halife olan Ebubekir'in önderliğinde bütünlüğünü korudu ama ikinci halife Ömer MS 644'te, üçüncü halife Osman MS 656'da ve dördüncü halife Ali MS 661'de öldürüldüler.
Yordam Kitap | Ortaçağ Dünyası·Kitabı okuyor
Araştırma-İnceleme
Reklam
Reklam