Geçmişinden gittikçe daha az yararlandığını da eklememiz gerekir. Sömürgeci onun(sömürgeleştirilenin) bir geçmişe sahip olduğunu bile asla kabul etmedi; kökenleri bilinmeyen avam takımının bir tarihi olmadığını herkes bilir. Sömürge insanının kendisine soralım: Halk kahramanları kimlerdir? Büyük halk liderleri, bilgeleri kimlerdir? Çok çok bize birkaç ad söyleyebilir, onu da karmakarışık bir halde söyler, kuşaklar boyunca geriye gittikçe bu sayı daha da azalır. Sömürgeleştirilen, belleğini adım adım yitirmeye mahkûm olmuştur adeta.
Evet! Kitleler baruttan sonra keşfedilen en ölümcül silâhtı. Onları artık krallar değil, halk avcıları kullanabilirdi. Çünkü kitleler dalkavukları severlerdi. Tek iken sefil, zavallı ve haksız, biraraya geldiklerinde ise şerefli, kuvvetli ve haklı oluyorlardı. Bu, on pezevengin biraraya gelince bir aziz etmeleri kadar akla havsalaya sığmaz bir şeydi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gertrude Lowthian Bell, Türk-İngiliz ilişkilerinin sıcaklığını kaybettiği, kin ve nefret söylemlerinin doruk noktasına çıktığı bir dönem de dünyaya geldi. Bu kin ve nefret politikasının mimarı ise Liberal Parti'nin başkanı William Ewart Gladstone idi. Gladstone, ilk kez 1868-1874 yılları arasında başbakanlık yaptı ama başarısız olarak iktidardan çekildi. Ayrılırken de bir daha asla politikaya dönmeyeceğini açıkladı. Aslında çok da gerçekçi olmayan bu çıkıştan sonra kendisini siyasete taşıyacak bir fırsat beklemeye başladı. Beklediği fırsat iki farklı konuyla Osmanlı İmparatorluğu'nda ortaya çıktı.
1874 ve 1875 yıllarında yaşanan büyük kıtlıklar nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu'nun finans dengesinin bozulması ve ödemesi gereken bono borçlarının tamamını ödeyemeyeceğini ilan etmesi İngiltere ve Fransa'daki yatırımcıları ayağa kaldırmış, atmosfer bir anda Osmanlı İmparatorluğu aleyhine dönmüştü. Halk sokaklara dökülmüş satın aldıkları bonoların parasının ödenmesi için hükümetleri üzerinde baskı oluşturmaya başlamışlardı. Batı kamuoyunun Osmanlı İmparatorluğu aleyhine döndüğü bu dönemde ikinci büyük bir olay patlak verdi. 1876 yılı baharında Bulgar isyanı çıktı. Kendisini "Haçlı Savaşçısı" olarak tanımlayan ve siyasi amacının Hristiyanlığı dünyada hakim kılmak oldu ğunu açıkça ilan eden Gladstone, iç politikadaki başarısızlığını ortadan kaldıracak ve tekrar politikaya dönebilmesini sağlayacak fırsatı yakalamış oluyordu. Derhal harekete geçerek kendisini "özgürlük savaşçısı" ilan ettiği büyük bir propaganda başlattı. Türklerin ne denli barbar, kötü ve kan dökücü olduğunu fanrezi dünyası ile süsleyerek anlatmaya başladı. Kaleme aldığı kitaplarla uydurduğu hikayelerini dünya kamuoyuna duyrudu. Kin dolu duyguları yansıtan kitaplar kısa sürede yüzbinlerce sattı.
bu ülkede hödüklüğü sanatla karıştırıyorlar, aptallığı ve cehaleti sanatla karıştırıyorlar, sanatla ve ruhun dışavurumlarıyla buradakinden daha kavgalı bir halk olduğunu sanmıyorum.
Osmanlı yönetimi altında ulusalcılığı ilk benimseyen halk Sırplar oldu. Onları, bir ulusal mücadele veren ve 1829’da bağımsızlıklarını kazanan Yunanlılar izledi. 19. yüzyılın geri kalan kısmında ve 20. yüzyılda imparatorluk yıkılana kadar Türkler, birbiri ardı sıra patlak veren ulusal hareketleri bastırmaya çalıştılar. Sonunda onlar da ulusçuluğu benimsediler, kendi mücadelelerini verdiler ve kendilerine ait bir ulusal devlet kurdular.