“Başarılı olmak istiyorsanız kazancınızdan, ilişkinizden ve yapacağınız bir sonraki hamleden söz etmeyin” derler ya, tam da Salieri Kompleski sahibi insanların manipülasyonlarına maruz kalmamak için alınabilecek en önemli tedbirlerden biri olarak kenara not düşülebilir.
Stirner'e göre Feuerbach'ın teolojiyi sekülerleştirme hamlesi insanı özgürleştirmekle değil Tanrı'yı antropolojikleştirmekle sonuçlanır. Feuerbach özümüzü bu dünyada gerçekleştirebileceğimizi savunur. Ancak Stirner, bu teorik hamlenin yalnızca Tanrı'nın insanla yer değiştirmesini sağlayarak insanı tanrısallaştırdığına kani olur: "Tanrı'yı cennetinden kovmak ve ondan aşkınlığını çalmak, eğer o böylelikle yalnızca insanın göğsüne kovalanmışsa ve silinmez bir içkinlikle taçlandırılmışsa, henüz tam bir zafer nidasına karşılık düşmez. Şimdi diyebiliriz ki ilahi olan gerçekten insan olmuştur. Stirner, Feuerbachçi antropolojide insanlığın ilahi bir öze sahip olduğu iddiasını bulduğu için, yeni bir teoloji biçimi olduğundan şüphelendiği hümanizmin felsefi bakış açısıyla arasına mesafe koymakta gecikmez. Teolojik hümanizm, bir tanrısallığı diğerinin yerine ikame ederken, kişinin özsel ve özsel olmayan benlikleri arasındaki ayrımı ve karşıtlığı korur. Bu açıdan bakıldığında, Stirner'e göre hümanizm aslında daha tehlikelidir, çünkü dünyaya seküler bir yönelim kisvesi altında görünen dindar bir ideolojidir. Ahlakın yeni kaynağı olarak dinin yerini alan insan özünün kutsallaştırılması, yalnızca bu öze hürmet edenlerin kutsanmasına hizmet eder: "Kutsal olan, tapınmasıyla kendisi de bir aziz hâline gelen hürmetkârını kutsar.” Stirner, Sol Hegelcilerin hümanizminin, en az dindar Hıristiyanların Protestanlığı kadar dindar olduğunu iddia eder.
Sayfa 124·Kitabı okudu
Felsefe-Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
En yüce iyinin iç organlarda olduğunu söyleyenler onu ne kadar da rezil bir yere koymuş oluyor. Bu yüzden hazzın erdemden ayrılamayacağını belirtir ve kimsenin keyifli bir yaşam sürmeden ahlâklı yaşayamayacağını, ahlâklı yaşamadan da keyifli bir yaşam süremeyeceğini söylerler. Birbirinden bu kadar farklı olan bu şeylerin nasıl aynı bağla birbirine bağlanabildiğini anlamıyorum. Size soruyorum, nasıl oluyor da haz erdemden ayrılamıyor? Bunun sebebi tüm iyi şeylerin çıkış noktasının erdem olması, hatta sevdiğiniz ve arzuladığınız şeylerin de erdem köklerinden doğmuş olması mı? Oysa bunlar birbirinden ayrılamıyor olsaydı, tatlı olup da ahlâken doğru olmayan bazı şeyleri ve ahlâken ziyadesiyle doğru olup da acılara katlanılması gereken bazı zor durumları görmememiz gerekirdi. [2] O hâlde bu durumda hazzın en rezil yaşama daldığına, buna karşılık erdemin kötü yaşama izin vermediğine dikkat et. İnsanlar haz olmadan zavallı duruma düşmez, aksine hazdan dolayı öyle olurlar. Haz erdeme karışmazsa bu olmaz; bu yüzden erdem çoğunlukla hazdan yoksundur, ona asla ihtiyaç duymaz. [3] Birbirine benzemeyen, hatta zıt olan şeyleri niçin bir araya getiriyorsunuz? Erdem yüce, soylu, krallara layık, yenilmez ve tükenmez bir şeydir; haz ise bayağı, kölelere layık, zayıf ve güdük bir şeydir. Onun durağı ve ocağı genelevler ve meyhanelerdir. Erdemi tapınaklarda, forumda, mecliste, surların önünde dururken, toz içinde ve boyalı, elleri kabuk bağlamış hâlde bulacaksın; hazzı ise çoğunlukla hamamların, rahatlama salonlarının ve çekinilen yerlerin çevresinde saklanırken ve karanlık bir yer ararken, şarap ve buharla ıslanmış, bir ceset gibi sararmış, boyanmış ve makyaj yapılmış bir hâlde bulacaksın. En yüce iyi ölümsüzdür, yok olmak nedir bilmez; ne doyumu ne pişmanlığı vardır. Doğru zihin
Haz, insanı en çok mutlu ettiği anda tükenmiş olur, fazla yeri yoktur, bu yüzden hemen dolar ve ilk hamleden sonra bitkin düşerek canlılığını yitirir.Karakteri değişken olan şey mutlak değildir, bu yüzden çarçabuk gelip geçen ve kendi sonunu getiren bir şeyin gerçek bir varlığının olması mümkün değildir, nitekim haz biteceği yere ilerler ve başlar başlamaz sonunu arar.
-Kendiniz olma cesaretini gösterin. -Shekespeare Hamlet’te diyor ki:”Hepsinden önemlisi kendine karşı dürüst olmandır. Gece gündüz bu doğruluğu izlersen Kimseye karşı yanlış olmazsın.” -Bir güzelkonuşma öğretmeni sınıfında ders veriyor:”Konuşurken yüz ifadeniz,sözlerinizle uyum içinde olsun.Örneğin,eğer cennetten söz ediyorsanız,gözleriniz parlamalı,yüzünüz ışık saçmalı.Eğer cehennem hakkında konuşuyorsanız…..Şey,sadece günlük ifadenizi takının yeter.”diyor.Günlük ifadeniz nedir?Kendisini kabullenmeyen,kendisini tümüyle yadsıyan bir insanın ifadesi mi?
Kişisel gelişim insan ve toplum psikoloji
Oppenheimer, içinde kendi yıkımının tohumlarını taşıyan türden bir ‘kibir’ taşıyordu. Hep içine kapanık ve melankolikti. Çehov, Mansfield ve Baudelaire gibi karanlık ruhlu yazarları okurdu. En sevdiği Shakespeare karakteri Hamlet’ti.
Psikoloji