10/10
·152 syf.··
2026 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 05:22
Herkese Merhaba.... Bu gün sizlere Kimsesizler Coğrafyası kitabı ile geldim. Fazlasıyla etkilendiğim bir okuma gerçekleştirdim. Hem hepimizin derin yarası olan 6 Şubat depreminin bıraktığı enkaza hem de İran-Irak savaşı esnasında insanların yaşadıklarına şahit olmak derinden sarstı beni. Aynı zamanda küçük şeyleri dert sandığımızı ve hayatımızdaki güzel şeylere şükretmeyi unuttuğumuzu da hatırlattı bana. Bazen bir şeylerin kıymetini bilmek için gerçeklerin tokat gibi vurulması gerekiyor suratımıza... Hepinize şiddetle tavsiyemdir.... Gelelim Konusuna; "6 Şubat depreminde kuzeni Ferit'i bulmak için İstanbul'dan Hatay'a giden anlatıcı enkazın başında çaresizce bekleyen bir adam görüp yanına gittiğinde Ali ile tanışır. Karısının ve kızının kurtarılmasını bekleyen Ali onlara bir şey olursa kendi canına kıyacağı için hikayesi yok olup gitmesin diye anlatıcıya anlatmaya karar verir. Aslen Iraklı olan Ali Irak-İran savaşı yıllarında doğmuş, babası aranan biri olduğu için annesi ve kız kardeşiyle hayata tutunmaya çalışmıştır. Bir yılın sonunda babasıyla gizlice görüşüp mutlu olduğu günün sabahında Saddam rejminin askerleri tarafından yakalanıp bütün ailesi gözünün önünde katledilip kendi de yanağından vurulduğunda hayatı alt üst olur. Bir yıl boyunca hastanede kaldıktan sonra peşmergeler tarafından Hane isimli bir kampa götürülen Ali başına geleceklerden habersizdir.... Neler olacak? Ali neler yaşadı? Bu günlere nasıl geldi? Ailesi kurtulacak mı? Anlatıcı kuzenine kavuşacak mı? Öğrenmek isteyenlere keyifli okumalar dilerim..."
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026108 okunma
Elif Şafak - Gökyüzünde Nehirler Var
Puan vermedi·560 syf.··
2026 15. kitabı
Yazarın okuduğum üçüncü kitabı ve genel kültürüne hayran kaldım diyebilirim ancak adeta bir Netflix dayatması gibi ana karakterin sonradan lezbiyen olmasına bence gerek yoktu. Çok spesifik konular üzerinde derin bilgisi olan bir kadın. Yaptığı aforizmalar, kıssadan hisseler de oldukça hoşuma gitti. Eserlerin anlatımı olabildiğince yoğundu. Sultan Abdülaziz'in bilekleri kesilmiş halde ölü bulunup intihar süsü verildiğinin düşünüldüğünü burada öğrendim. Kolera'nın Ganj nehrinde ortaya çıkıp dünyaya yayıldığını da yine burada öğrendim (Siktiğimin boklu Hintlileri) Yazar, Arthur Smith'i gerçekte yaşayıp ona çok benzeyen George Smith'ten esinlenerek yaratmıştır. Eser eski bir zamanda Mezopotamyanın en önemli ve zengin şehirlerinden Ninovada başlar. Buranın kralı Assur-bani-pal'dir. Daha önce şehrinin istila seliyle yağmalanıp yok olacağı, taşlarının bile sökülüp götürüleceği kehanet edilmiştir. Kral babasının en küçük oğludur ve tahta çıkması imkansız olarak düşünüldüğünden ağabeylerine savaş, savunma vs. öğretilirken kendine bölüm, edebiyat, felsefe öğretilir ve babasının kendisini seçmesiyle krallığın gelmiş geçmiş en eğitimli kralı olur. Huzuruna eski lalası olan birisi ajanlık yaptığı gerekçesiyle çıkarılır. Adam işkence görmüştür, ajanlık yapmaktadır çünkü Assurbanipal düşman ülkeleri susuzlukla terbiye etmiştir. Assurbanipal kültürlü olmasına rağmen gaddar da bir adamdır ve onu yaktırır. Buradan Thames Nehri civarı Londra'ya atlanır. Nehir her şeyin atıldığı, kötü kokan ve pis bir nehirdir. Tosher isimli bir grup insan nehre düşmüş kıymetli nesneleri avlayarak hayatını idame ettirmektedir. İçlerinde Arabella isimli hamile bir kadın vardır. Sancısı tutar ve oğlu olur. Kadın bu çocuğu büyütemeyeceğini, söyler. Kendini bile zor doyurmaktadır. Kocası alkolik, sorumsuz
Gökyüzünde Nehirler VarElif Şafak · Doğan Kitap · 20251,740 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
9/10
·404 syf.··
2026 27. kitabı
Yazarın kalemiyle Tuhaflıklar Fabrikası eseri ile tanışmıştım. Açıkçası o eserden ötürü bu esere bir miktar ön yargı ile başladım. Üstelik bunun ilk romanı olduğunu görünce beklentimi daha da düşürmüştüm. Ve yanılmış olmaktan çok memnun oldum. Böylesi güzel bir roman, böylesi güzel bir üslupla geç de olsa gerçekten tanışmış olmaktan çok memnun oldum.
4 Hane 1 TeslimEyüp Aygün Tayşir · İletişim Yayıncılık · 2016298 okunma
Büyülü Gerçekcilik Ama İran'da Olanı
8/10
·136 syf.··
2026 17. kitabı
Gulam Hüseyin Sâedi 'nin aynı karakterleri barındıran 6 adet öyküden oluşan kısa ama dolu dolu bu kitabını ben çok sevdim. Hikayeler İran'ın bir köyünde geçiyor, zihnimde canlanan toplasan 10 hane anca ya var ya yok ufacık bir balıkçı köyü. Geçimleri deniz bu yüzden hayatlarının önemli bir kısmında deniz başrolde olduğu için iyi ve kötü her şey önce Allah'tan sonra denizden. Dış dünyaya çok kapalı ufacık bir topluluktan bahsettiğimiz için bildikleri dünya dışında ne varsa hepsine önyargılılar ve korku ile karşılıyorlar. Çocukca bir korku ama aslı astarı olmayan, neyden korktuklarını tam bilmeden duydukları bir korku var. Tabi cehalet, yoksulluk vb temaları alıyoruz arka plandan. Görünmez varlıklara inanç, kadercilik, yanlış dini inanışlar kol geziyor kitapta. Hikayeler boyunca ya biri çarpılıyor , ya birisi çarpılmaktan korkuyor, in midir cin midir anlamadığımız değişik karakterler aracılığıyla boyuna bizimle alay ediyor sanki yazar. Büyülü Gerçekcilik akımı Latin Amerika'da değil de Doğu toplumunda olunca çok da büyülü gelmiyor açıkcası, tanıdık geldiği için belki absürt de bulmadım. Zaten Marquez'e de normal gelen anlatılar bize büyülü gerçekçilik... Bazı sembollerin neyi temsil ettiğini anlamadım elbet ama keyifle okudum.
Edebiyat
Korku ve TitremeGulam Hüseyin Sâedi · Yapı Kredi Yayınları · 2021164 okunma
Karmayı Bozdun, Sana Aferin!
7/10
·256 syf.·
2026 3. kitabı
Bir Varmış Bir Yokmuş Masal denince akla çoğu zaman iyilerin kazandığı, kötülüğün cezalandırılıp diğerlerinden net çizgilerle ayrıldığı dünyalar gelir. Yaygın kanının aksine sahici masal dünyasında bu netlik öyle kolay kolay vaki olmaz; iyi ile kötü arasındaki sınırlar bulanıktır, adalet pek çok kez gecikir ve bizler kurtuluşun ağır bir bedel taşıdığı karanlık bir evrenle baş başa kalırız. Isırgan Otu ve Kemik tam da böyle bir yerde duruyor: sessiz bir öfkenin, güç bela atılan adımların ve korkuya rağmen vazgeçmeyen bir yalnızlığın hikâyesi. Kahraman mitini parlatmak yerine onu söküp yerine daha sahici, daha kırılgan ama bir o kadar da dirençli bir insanı koyuyor. Yeni Bir Kahraman İnşası: Marra Bu anlatının merkezinde “seçilmiş kahraman” değil, kendi isteğiyle yola çıkmamış ama gitmek zorunda kalan bir kadın var.Marra’nın hikâyesi büyük zaferlerden çok, küçük ama ısrarlı adımlarla ilerliyor. Korku anlatıda asla tamamen yok olmaz; hatta çoğu zaman Marra onunla birlikte yürür. Bu yüzden anlatı, epik bir kurtuluş hikâyesinden çok, dayanmanın ve devam etmenin hikâyesine dönüşür. Gerçek Kötüler, Kanıksanmış Acılar Hikâyedeki kötülük de tek bir noktada toplanmaz. Açık bir canavardan ziyade, kanıksanmış bir hane içi şiddetin nasıl görmezden gelindiği üstüne şekillenir. Marra’nın ailesi -özellikle annesi- doğrudan zarar vermekten çok, olan biteni değiştirmemeyi seçerek bu suça toplumun nasıl iştirak ettiğini gösterir ki bu hikâyedeki rahatsızlığı daha gerçek ve daha tanıdık bir yere taşır. Başkasının Kuklası Olmak Kukla hancı gibi figürler ise insanın hayatının öznesi olmaktan çok sistem içinde edilgenleşmiş bireyin temsilidir. Burada mesele sadece fiziksel bir tutsaklık değil, travmanın ve korkunun insanı nasıl içselleştirdiği kavramlara evrildiğidir. Bu yönüyle
Isırgan Otu ve KemikT. Kingfisher · Eksik Parça Yayınları · 2024251 okunma
9/10
·128 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 12:54
Kelimeler ve gerçekler. Gerçekler ve cümleler. Ardı ardına sunulan hayaller, rüyalar, istekler, öfkeler. Hepsi bir arada bir süreç içinde etkileşim sağlar. Etkileştiğin ise bazen bir misafirdir. Bir şekilsiz varoluş aslında. Bu tanımın içine neler ve kimler sokmayız ki. Bir kedi, bir köpek, bir komşu, bir düşman, bir eşya, bir metafiziksel varlık. Çocukken kimsenin görmediği arkadaşlar yapardık kendimize. Misafir işte o’dur. Misafir hanemize gönlümüze konuk olandır. İşgal eden ve boşluk bırakan. Geldiği yerde boşluk bırakır bizi bırakınca boşluk kalır. Kapının önünde karşıladığımız gibi bir istasyonda bir tren garında da karşılarız misafiri. Kapınızda geldiği anda davetsiz olan misafir kapıdan içeri girince artık davetlidir. Hane artık yalnızlıktan kurtulduğu gibi özel alanın olmaktan çıkmıştır. Artık bir mahremiyet söz konusu değildir. Ve misafir kaldığı sürece mahremiyet tek size ait olmayacaktır. Artık misafirinizle birlikte bir varoluş içindesinizdir. Ve bu bir gerilim yaratır. Bu gerilim bir çok şeyi çağrıştırır insana. İş ilişkilerini, komşuluk hallerini, aile bağlarını. Misafir ile kurduğun bağın içinde bir sürü geçmiş bir sürü dogmanın izleri vardır. Belki de asıl soru bu ilişkiler ağında “ben” ve “misafir”in sınırıdır. Kim misafir kim ev sahibidir. Kim yolcu kim kalıcıdır. Kalan gerçekten burada mıdır? Kalınca bile misafir olmak mümkün müdür? Yoksa hareket misafirlik için tek gerek şart mıdır? Misafir olanı kovabilir miyiz “ben”in içinden yoksa her daim içimizde midir misafir? Bizim misafirliğimiz nerede başlar nerede biter? Misafir olan kendimiz olabilir miyiz kendimize. Kitap bir misafirlik üzerine olsa da bu tam bir tanım içinde değildir. Bir bulut içinde tüm sınırları sorgular. Aile ilişkilerini, iş ilişkilerini, toplumla olan bağı, kendine konuk olan
Edebiyat
MisafirAriane Koch · Düşbaz Kitaplar Yayınları · 202613 okunma