Aşk oduna yanmış ciğer-kebabız
Hicr ile ağlamış dilde pür-abız
Yıkılmış yakılmış hane-harabız
Âbad olsak da bir olmasak da bir
Biz Şirin elinden aşk meyin içtik
Hak ile bâtılı fark edip seçtik
Varlık dağlarım deldik de geçtik
Ferhat olsak da bir olmasak da bir
Çekirdek aile sisteminde anne ve baba ayrıldığında çocuk büyük bir ekonomik yıkım, utanç ve duygusal travma (parçalanmış hane) yaşarken; Mosuo komünal sisteminde boşanma, ayrılık veya "yalnız anne" krizi diye bir şey var olamaz, çünkü çocuk zaten tüm kabilenin ortak yuvasında büyümektedir. Mosuo kızı cinsel hayatına başlarken ekonomik bir güvence, bir koca veya ev kurma kaygısı gütmez; onun cinselliği sadece saf arzu ve özgür haz odaklıdır.
Bu durum, muhafazakar "aile değerleri" propagandasının aslında insanı ne kadar güvencesiz ve kırılgan bıraktığını belgeler.
…klasik ataerkilliğin normal düzeninde ekonomik zorluk ve güvencesizliklere maruz kalan pek çok kadın vardı. Kısırlıkları yüzünden kocaların boşadığı, yetim oldukları için aile desteği bulunmayan, hayatta kendisine bakacak oğlu olmayan ya da -daha kötüsü- oğulları "hayırsız" olduğu için korunmasız olan kadınlar. Ancak onlar yalnızca "talihsiz" olarak görülür, aslında iyi işleyen bir düzende anormallikler ve geçici durumlar olarak kabul edilirlerdi.
Her düzen kendi içsel çelişkilerini ancak bir kırılma noktasında açığa vurur. Çağdaş sosyo-ekonomik dönüşümlerin evlilik ve boşanma, hane biçimi ve cinsiyetçi işbölümü üzerindeki etkisi, dönüşsüz bir biçimde kadınlar ve erkekler arasındaki anlaşmaların temelindeki içkin, köklü kabullerin sorgulanmasına yol açtı; Müslüman toplumlar ise bu süreçlerden muaf kalmadılar.
Kişinin rüşde erişmesi, sorumluluk alabilecek kişilik kazanması on iki, on üç yaşından itibaren bir beklenti oluşturuyor ve bu beklentinin zeminini bir dönemin iktisadi zihniyeti belirliyor. Söz konusu zihniyet, kapitaliz-min meşhur ilkesi olan "bırakınız yapsınlar" (Laisses-faire) mottosu yerine "bırakmayınız, yapmasınlar" ilkesi üzerine kurulmuş bir dün-yadır. Hedef olarak harcamalarında ergence veya sefihçe değil akıllıca davranmayı esas alır. Çünkü bu zihniyetin ahlakı bunu gerektiriyor. Klasik dönemde iktisat, ahlakın bir cüzüdür. Ahlak kitaplarında "Ilmu Tedbîrü'l-Menzil" ve "İlmu Tedbîrü'l-Medine" başlıkları altında kişinin hanesinde ve yaşadığı beldede iktisadın kaidelerine uygun bir düzen sürmesi için gereken davranışlar anlatılır. Dolayısıyla iktisat, birey, hane ve şehir arasındaki dengeyi korumanın ilmi olarak öne çı-kıyor. Reşid olmak, bu yüzden kişinin hanesinden başlayarak yaşadığı beldeye uyum sağlayabilecek ölçülü bir hayata sahip olması anlamına geliyor.
"Benim Hâlıkım bu dünyayı bana hane yapmış, güneş benim bir lâmbamdır, yıldızlar benim elektriklerimdir, yeryüzü çiçekli-miçekli halılarla serilmiş benim bir beşiğimdir" der, Allah'a şükreder.