• Kadınlardan bir grup soruyor Peygamber Efendimize:
    - Ya Rasulullah kadınların en hayırlısı kimdir ?
    Allah'ın Rasulü şöyle cevap veriyor:
    - En hayırlı kadın odur ki,
    kocası kendisine baktığı zaman, yüreğine serinlik gelip,
    hoşnut olan emrettiği zaman kocasına itaat eden,
    kendisini arzuladığı zaman kocasını rencide etmeyip, ona karşı direnmeyen kadındır.
    Şöyle bir etrafınıza baktığınızda Allah’ın, Peygamberin öylesine yücelttiği varlık olan biz kadınlar !!
    Hangimiz saliha kadın olabilmek için bir adım atıyoruz ki?
    Hangimiz uğraşıyoruz. Allah’ın rızasını kazanmak için ?
    Baba ocağından ayrılana kadar namusunu koruyan, Kuranını okuyan, namazını kılan,
    yediğini helalden yiyen hanımlar salihlik mertebesine yükselebilir.

    Saliha kadınlardan Allah ve Rasulü en #kaliteli 4 örnek veriyor.
    Bunlar dört mübarek mümine hanım ;
    Hz. Meryem,
    Hz. Asiye,
    Hz. Hatice ve Hz. Fatıma...
    Kendileri islam aleminde takva ve şerefleriyle ün kazanmış ve cenneti haketmiş insanlardır.
    Karşı tezde ise Hz. Nuh ile Hz. Lut’un asi kadınları yer almaktadır.
    Onlar Allah’ı inkar etmiş mübarek eşlerine eziyette bulunmuşlardır.
    Bundan dolayı Kur’anı Kerim’de onların ebedi cehenneme girecekleri haber edilmiştir.
    Belki diyebilirsiniz benim eşim kaba, dinden bi haber diye,
    hemen bu noktada Hz.Asiye'yi hatırınıza getirin.
    Onun zalim, zorba Firavun adındaki kocası
    - Ben sizin en yüce Rabbinizim ! diyecek kadar haddi aşmıştı sarayında..
    karısı Âsiye ise yan odada:
    - Subhâne Rabbiyel-Âlâ
    (En yüce olan Rabbimi bütün noksanlıklardan tenzih ederim) diyordu.
    Görüyoruz ki ALLAHIN imana açtığı bir kalbi ilahlık taslayan biri bile etkileyemez.
    Sonra birde Ebu Lehebin karısı var.
    Ayette onun,
    Hammalete'l hatab yani cehenneme kocası için odun taşıyan hamal olduğu belirtiliyor.
    Bu kadının adı Ümmü Cemil'dir.
    Ayet Ebu Leheb'in karısının, kocasını peygamberimize iman noktasında kışkırttığını söylüyor.
    O öyle olmasaydı belki de Ebu Leheb;
    - Ebu lehebin elleri kurusun,kurudu da hitabına maruz kalmayacaktı.
    Erkekleri yönlendiren kadındır.
    Kadın erkeğin saadeti de olabilir,
    felaketi de...
    kadının ıslah olduğu toplum ancak ıslah olur,
    Kadının ifsad olduğu toplumu da başka bir birey ıslah edemez.
    Kadın toplumun temel taşıdır,evler medine olmazsa sokaklar medine olmaz...

    Velhasıl hanımlar,sabahlara kadar ibadet eden, kendini Allah’a adamış kadın değildir Saliha Kadın
    Bilakis kendisiyle birlikte eşini de kurtarmak için çabalayan, eşi ona baktığında, gözlerinde cenneti gördüğü kadındır Saliha Kadın.

    Ömer b.el-Hattab şöyle der:
    Bir kula imandan sonra saliha kadından daha hayırlı bir şey verilmemiştir ! buyuruyor.

    Şimdi gelelim erkeklere...
    Biliyorsunuz ki Rasul aleyhisselatu vesselâm
    - Sizin en hayırlı olanınız hanımlarına en iyi davranınızdır buyurur.
    Saliha bir kadına sahip olan bir erkek de hak etmeli değil mi o hanımı ???
    Birkaç madde yazayım saliha kadının kocası nasıl olurmuş.
    1- Kocası ona saygı gösterip,
    ev işlerinde ona yardım etmeli.
    3- Gözü yabancı kadınlara bakmamalı.
    4-Tatlı yüzünü ve sözünü sadece ona göstermeli.
    5- Sadece onun için yakışıklı ve bakımlı olmalı :))
    6-Hanımının kusurlarını başkası ile paylaşmamalı!
    7- Eşine sabırlı davranıp, olgun hareket etmeli.
    8- Ona helal lokma getirmeli.
    9- Kocası ona para verirken sayarak verip ikide bir hesap da sormamalı.
    10- Akşam yorgun gelince eşinin de akşama kadar çoluk çocukla ilgilenmiş, çamaşır yıkamış, ütülemiş, temizlik yapmış olduğunu unutmamalı.
    11-Tartışmayı uzatmayıp ağır sözler söylememeli
    12- Saliha eşinin hergün yaptığı hizmetleri bir çırpıda silmemeli.
    vs vs gibi..
    çok şey mi istedim?
    Değil kesinlikle.....
    Kadının örneği Hatice binti Huveylid'dir. radiyallahu anhume.
    Erkeğin örneği ise Muhammed bin Abdullah'dır.
    Sallallahu aleyhi vessellem .♡
    Salih ve Saliha sıfatına nail olabilmemiz duamla …
  • N.
    N. En Güzel Günlerini Demek Bensiz Yaşadın'ı inceledi.
    232 syf.
    ·4 günde·Puan vermedi
    Kimse ağırlanmadığı sofranın toku değildir!

    Bir kitap ki okuyucuyu satırlarıyla doyuruyor, bir kitap ki anlatımıyla büyülüyor. Kaynananız sizi seviyormuş, buyrun oturun. Yemekler geliyor, yemekler gidiyor. Çorbadan kahveye yemeğin hiçbir basamağını atlanmadan, hepsinin lezzeti fevkalade olan yemeklerle ağırlıyor kitap bizi.

    Biz yani okuyucuya da kitapta, pardon sofrada yer ayrılmış. Hem de baş köşe. Oturduğumuz köşeden kulak kesiliyoruz. Masada konuşulanlara değil ama. Masanın etrafındaki insanların iç sesine ve eşyaların dilsizliğine bile. Masanın örtüsünün dahi anlatacak hikayesi var; bu kırmızı lekenin anısı ne der diye. Tüm olaylar, tüm yaşananlar buz dağının görünen kısmında, biz ise görünenin ardında, buz dağının altındaki ile başbaşayız.

    Karakterlerimizin, aynı sofrayı paylaştığımız insanlara da böyle demek ayıp oluyor gerçi. Yemektaşlarımızın, sofradaşlarımızın demek daha yerinde olur zannımca. Hepsinin ne çok anlatacağı var ama hepsi susuyor. Hepimiz susuyoruz. Hangimiz içimizde konuştuğumuz kadar dışımıza susmuyoruz ki? Hangimiz bir diğerimizin içindeki sese türlü türlü konuşmalar uydurmuyoruz ki? Peki iç seslerimizin de ses tonu var mıdır? Durmayın, buyrun lütfen, yemekler soğuyor, hep birlikte susalım. Afiyet olsun!
  • Kendimizi bir başkası sanarak yaşasak da seziyorduk kim olduğumuzu. Hangimiz kendimiz olarak mutluyduk ki?
    Onun için değil miydi zaten bize kendimizi unutturanlara, aşka ve sanata hayran olmamız, onun için değil miydi zaten âşık olduklarımızı bir tanrı ya da tanrıça gibi görmemiz, onların bir mucizeyi gerçekleştirdiklerine, bizi değiştirdiklerine inanmamız?
  • Hiç bir zaman değişmeyecek bir şey söyleyeyim size;
    Bu günü yaşıyoruz.Her saatini kıymetini bilmeden pervasızca taşıyoruz.Yarınlara, ardımıza habersizce hasret bırakıyoruz.

    Özleyeceğiz..Ne olursa olsun fark etmeksizin geçmişi gözleyeceğiz.Belki kazandıklarımız daha fazla olacak.Yeni insanlar, yeni yerler, yeni hayatlar göreceğiz.Ama kaybettiklerimiz hiç bir zaman geri gelmeyecek.

    Şuan yaşadığımız günün, yarın adı özlem olacak.
    Yıllar sonra ne kadar iyi veya kötü bir hayatımız olsa da, elimizdeki fotoğraflara, aklımızdaki hatıralara ve gönlümüzdeki insanlara bakıp derin bir çaresizlik çekeceğiz.Tüm dünya tek parmağımızın ucunda olsa da o günlere geri dönemeyeceğiz.

    Buna rağmen bu günün kıymetini bilemiyoruz.Hayattaki en değerli şeyin zaman olduğunu unutuyoruz.Yıllar pazarlık kabul etmiyor.Her gün eksile eksile, eskiyoruz..

    Hangimizin dilinden düşmedi ki "nerede o eski günler" cümlesi.Hangimiz duymadık büyüklerimizden, geçmişin vefa çiçeklerini.Hangimiz özlemedik, hangimiz sevmedik, güzel atlara binip giden o güzel saatleri..
    Zamanın sizi beraber taşıyacağı insanları iyi seçin.Sevdiklerinizle iyi vakit geçirip, yarınlara tebessümlü anılar biriktirin.Ne olursa olsun yaşamaktan vazgeçmeyin.Keşke diyeceğiniz şeylerin hepsini bir köşeye itin.Bugününüz dünden iyi değilse değiştirmeniz gereken şeyler için vakit kaybetmeyin.

    İnsan sevdiklerinin değerini gerçekten kaybedince anlıyor.Dönüp arkaya bakamayacağınız bu ömür yolunda, kaybetmeye korktuğunuz şeylerin elinden tutun ve terk etmeyin.

    İnsanlar asla kirli doğmazlar.Gün geçtikçe kirleniyorsa kalp, bunu zaman değil insanın kendisi yapıyordur.Saatler hiç yorulmadan, durmadan geçse de ömrümüzden, kalplere asla toz kondurmazlar.Önemli olan bu temiz kalbimizi son nefesimize kadar muhafaza etmektir.Önemli olan temiz gönüllerle, bu kirlenmiş dünyayı süpürmektir.Önemli olan zamanın kucağında bebek olarak doğup, bebek kadar hür ve temizce büyüyebilmektir..☺️🌸🌸
  • 567 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    *SPOİLER İÇERMEMEKTEDİR.

    Gün gelsin ki Stephen King’in hayali kasabasının başına bir şey gelmesin.Kujo ve Hayatı Emen Karanlıkta’da bu kasabanın üzerine bir kabus çökmüştü.Hatta kitapta bolca Kujo ve Hayatı Emen Karanlık’a bolca göndermeler var.O kitapta bulunan karakterlerin o kitaptan sonra ne olduğunu öğreniyoruz.

    DİKKAT! Kujo ve Hayatı Emen Karanlık kitabını okumamışsanız ve okumak gibi bir isteğiniz varsa bu kitabı pas geçmenizi öneriyorum üzülerek.

    Girişte de söylediğim gibi Castle Rock’ı kabuslar ülkesine sokacak yepyeni bir dükkan açılıyor.Adı “Gerekli Şeyler” olan bu yeni dükkanda gizli arzularınız,kişiliğinizin hiç bilmediğiniz yönleri,hayallerinizi süsleyen hatta hayatınız boyunca sahip olmak isteyip sahip olamadığınız spiritüel objeler satılıyor.

    Aklınızdan geçen soruyu duyar gibiyim.Bu objelerin fiyatları ne kadar ? Ödeme iki kısımdan oluşuyor.Birinci kısmı cüzdanınızdaki para ve ikinci kısımsa kasabadaki bir sakine zararsız bir şaka yakmak.Tabiki Castle Rock sakinlerinin gözlerini döndüren bu objeler iş ruhunu satmaya geldiğinde bile bizim küçük kasabamızın sakinlerinin gözlerini döndürmeye devam ediyor ve kasabamızın sakinleri ellerini ceplerine atmaktan çekinmiyor.

    Şaka yaparak hayallerimi süsleyen objeye sahip mi oluyorum ? Kısmen evet.Komşunuzun çarşaflarına çamur atarak,bahçesini mahvederek veya bu basit şeylerin uç noktası olacak şekilde komşunuzun kişisel sınırlarını belirli bir ahlak çerçevesinin dışına iterek veya özel hakların gizliliğini ihlal ederek o değerli objelere sahip olabiliyorsunuz.

    Peki bundan dükkan sahibinin çıkarı ne ? Bu şakalar onarılmaz boyutlara geldiğinde dükkan sahibi Leland Gaunt oturduğu yerden kasabada çıkan kıyametin tadını dükkanından izleyip gülme şerefine nail olacaktır.

    LELAND GAUNT,madem bütün insanların arzularını ve gizli sırlarını biliyor o zaman kim buna dur diyebilecek ? Hepimizin arzuları ve gizli istekleri yok mu ? Hangimiz nefsimize hakim olabiliyoruz ? Kasabada ruhunu bu şeytana satmamış olan ve bütün yaşama arzusunu kaybetmiş biri tabiki.

    Kasaba sahipleri ucuza aldıkları,gözlerini döndüren bu objeleri aslında ne kadar büyük bir bedel ödeyerek aldıklarını gördüklerinde üstünden fazlasıyla zaman geçmiş ve kasaba kıyamet yerine dönmüş olacaktır.

    Kitabın okunuşu,akıcılığı,konusu ve karakterleri oldukça harikaydı.

    Stephen King bu kitap ile bize öyle unutulmayacak bir kasaba hediye etmiş ki ben bu kitabın etkisinden uzun bir süre kurtulabileceğimi düşünmüyorum.

    Herkesin birbirini tanıdığını,herkesin birbiriyle kaynaşık olduğu bir kasaba.Bu kasabada herkesin bir zayıf noktası var.Herkesin sevmediği insanlar ve bu insanların birbirleriyle onarılamayacak geçmişleri var.Ve Leland Gaunt denen adam bu insanları öyle bir birbirlerine düşürüyor ki kasaba yeryüzünden silinecek boyuta geliyor.

    Kitabın karakterlerine de bir o kadar bayıldım.Özellikle Polly Chalmers’a.Sırf kendi ayakları üzerinde durabilmek için yaptıkları gözü kara bir kadın Polly.Sevdiği adam için gözünü kırpmadan canını verebilecek kadar fedakar olan bir kadın.BAYILDIM POLLY’e!

    Kitapta öyle uç karakterler vardı ki başka bir kitapta görebileceğinizi düşünmüyorum.Bunlar hakkında detay verirsem spoiler olacağını düşünüyorum.

    Hatta King’in her kitapta dine yer vermesi de şaşırılacak bir şey değil.Bu kasaba da katolikler ve baptistler var.En ufak bir konudan tartışmalar kavgalar yaşıyorlar.Leland Gaunt bu iki dini topluluğu öyle bir birbirlerine düşürüyor ki bırakın skolastik düşünce çarpışmasını adeta Haçlı Seferleri ortaya çıkıyor.

    2020 de okuduğum üçüncü kitap olmasına rağmen bu yılın okuduğum ve okuyacağım en harika kitapları listesinde yerini aldı.En başında yaptığım uyarıyı dikkate alarak gözünüzü kırpmadan bu kitabı alabilirsiniz.Herkese de öneriyorum,bu kitaptan öğrenebileceğiniz ve öğretebileceğiniz bir sürü ders var.Okuyun okutun diyorum. :)

    Bu incelememi bana şiddetle bu kitabı okumamı öneren ve ağzından bir sürü spoiler kaçıran -_- Roland Deschain abime ithaf ediyorum.
  • Hangimiz kendimiz olarak mutluyduk ki?
    Onun için değil miydi zaten bize kendimizi unutturanlara, aşka ve sanata hayran olmamız, onun için değil miydi zaten aşık olduklarımızı bir tanrı ya da tanrıça gibi görmemiz, onların bir mucizeyi gerçekleştirdiklerine, bizi değiştirdiklerine inanmamız?
    Uzun ve imkansız kaçışımızda bize yardımcı olan herkese minnettardık.