«Yanan insanlar hareket etmek isterler, ama bu da önemli sinir hastalıklarına yol açar; biz, mektubun başında adı geçen şehirde oturanlar, bunu çok iyi bilmekteyiz.»
"Başkalarıyla işbirliği yapmak, birlikte hareket etmek, onlara bağlanmak; hep metafiziksel açıdan hastalıklı bir itkinin ürünü bunlar. Bir bireye bahşedilmiş olan ruh, başkalarıyla ilişki kurmak uğruna ödünç verilmemeli. Kutsal var olmak olgusu, yan yana var olmak gibi şeytani bir olguya teslim edilmemeli."
Kanat çırpan kuşlara bakın. Kanatların nasıl hareket ettiğine dikkat buyurun, bir aşağı bir yukarı. Bir hüzün bir saadet. Böyledir hayat. Hoş bir kararda, ahanek içinde dengede.
"Evde duyulan sesler yalnızca benim adımlarım, klavyenin tuşlarına basma sesi, farenin hareketi, sayfa çevirme sesi, buzdolabını açma sesi ya da ocağı yakma sesi olur. Hareket etmesem, hiçbir sesin duyulmayacağı bir alan... Bu alanda bazen sessizce, bazen ses çıkararak aktif bir şekilde yaşıyorum. Çoğunlukla tek başıma ve genellikle yalnız olmaktan keyif alarak.
Yalnız olmaktan hoşlanan biri olduğumu, yirmili yaşlarıma girerken fark ettim. Bu, insanlardan hoşlanmadığım ya da onların verdiği uyarıcılardan bunaldığım anlamına gelmiyordu. Fakat ruh halim, yalnız geçirdiğim mutlak zamanın miktarına bağlıydı. Yeterince yalnız kalamamanın beni mutsuz ettiğini fark ettiğimden beri, fırsat buldukça yalnız kalmaya çalıştım. Yine de bu fırsatlar sık sık doğmadığı için, çoğu zaman yalnız kalacağım anı bekleyen birine dönüştüm."