Selamlar. Georgi Gospodinov'dan okuduğum ikinci kitap bu öyküleri oldu. Tanıştığım Bahçıvan ve Ölüm kitabını beğensem de bu kitabını ortalama buldum. Belki de benim çok öykülerle haşır neşir olmadığımdandır, bilemiyorum.
Öncelikle, Ve Her Şey Aya Büründü 139 sayfa olmasına rağmen bir oturuşta bitirilebilecek kitaplardan. Yazarın kalemi, samimi bir üslupla, doğal bir sohbet havasında kendini gösteriyor. O yüzden zor kitapların ardından rahatlıkla okuyabileceğiniz bir eser.
İçerisinde 19 öykü karşılıyor bizi. Ölümün, sevginin, baba özleminin, yalnızlığın, özlemin var olduğu öyküler bunlar. Bu öyküler içerisinde 'Baba Edinme' adlı öyküyü bir çok sevdim. Hikâye, anlatılan duygu, o özlem çok güzel geçti bana. Onun dışında çok da beğendim dediğim bir öykü olmadı maalesef.
Özgün bir kalem, farklı bakış açısıyla yazılmış öyküler ve samimi bir üslup seviyorsanız seversiniz bence. Altını çizdiğim, çok beğendiğim cümleler olsa da genel anlamda mutlaka okuyun dediğim bir kitap olmadı benim için. Yine de keyifli okumalar diliyorum.
Spoiler içerir!
Toprak Ana, Cengiz Aytmatov'dan okuduğum ilk eser oldu. Benim için okunmakta geç kalınmış bir eser olduğununun farkındayım. Çok okunduğunu, çok beğenildiğini, kitaplarla haşır neşir olan bir çok insanın okumasa bile kitap hakkında bilgi sahibi olduğunu tahmin edebiliyorum.
Bu düşüncelere sahipken, bir çok kişinin bu kitabı okumuş olduğunu bildiğim halde yine de yazmak istedim, belki göğsümün üstüne çöken ağırlıktan, boğazımın düğümlenmesinden bir nebze kurtulmama yardımcı olur. Hani kitapta hikayesini dinlediğimiz Tolganay Ana tüm derdini toprağa anlatıyor ya, ben de anlatırsam biraz rahatlarım belki diye düşündüm.
Bu kitap geride kalanların, evlatlarını, kocalarını savaşa göndererek geride yürekleri ağızlarında bekleyenlerin hikayesidir. Aslında her şey çok güzel başlamıştı. Toprağını eken, kendi emekleriyle ürettikleri ürünlerle yaşamını sürdüren mutlu ve huzurlu insanların hikayesi anlatılırken, işgal başlıyor ve her şey tersyüz oluyor. Önce en büyük oğlu askere çağırılıyor Tolganay Ana'nın, sonra eşi ve diğer iki oğlu da kendilerini cephede
buluyor. Sonra Tolganay Ana ve gelini Aliman için bekleyiş başlıyor. Herhangi birisinden bir mektup, bir haber alabilmeyi umut ederken bir yandan da ürettikleri ürünleri cepheye, askerlere gönderdikleri için açlıkla, sefaletle mücadele etmeye çalışıyorlar. Umutla bekleyiş devam ederken bir gün ilk acı haber geliyor... Tolganay Ana'nın en büyük oğlu, Aliman'ın eşi Kasım'ın hayatını kaybettiği haberi köye ulaşıyor. Ve sırayla diğer çocuklarının ve eşinin de acı haberleri... Bir anneye, bir eşe çocuklarının ve kocasının ölüm haberlerini vermek, o annenin bu haberi ilk işitişi, algılayışı, nasıl bir duygudur, nasıl bir acıdır ifade etmek mümkün değil sanırım... Zaten yazarın müthiş anlatımıyla bu acıyı iliklerinize
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kitabın konusu ve karakterlerle alakalı konuşmadan önce ilk bahsetmek istediklerim, kitabın teknik ilerleyişiyle ilgili olacak. Kitabın başından itibaren size olaylar ve düşünceler aslında karakterlerin gelişimi ve büyüme süreciyle birlikte empoze ediliyor. Yani kitap bi nevi sizi de oradaki olaylara şahit birisi gibi büyütüyor, içinize karakterlerin hissettiği o huzursuzluğu ve korkuyu yerleştiriyor, neler olduğunu anlamaya çalışan o meraklı çocuklardan birisi siz oluyorsunuz.
Hikaye geçmişle gitgelli bir şekilde ilerliyor ve geçmişteki ipuçlarını şimdiki zamanla birleştirip aslında bir şeyleri çözmeye çalışıyorsunuz. Benim için en etkileyici gelen kısımlardan birisi de zaten buydu, size bu kitabın bir distopya anlattığını söylüyor ve o distopyanın koşullarını, durumlarını çözmeniz için aslında zaman veriyor. Bazen tahminleriniz tamamen farklı yerlere kayıyor, bazen yorumlarınız doğru çıkıyor lakin size bu o kadar zevk veriyor ki.
Bu distopyaya uygun belirli terimlerle bir süre sonra yaşamış kadar siz de haşır neşir oluyorsunuz. Takaslar, modeller, bağışçılar, galeri, bakıcılar... İlk başta neyin bakıcısı bu kız dediğiniz olaylar size bir anda bir sır perdesiyle geliyor ve her geçmişe gitmenizde bu sır perdesinde minik bir bakış çalmanıza izin veriliyor. O perdeyi tamamen aralayana kadar ise siz kitabı full odak ve hızla okumaya başlıyorsunuz.
Bana verdiği teknik hazzın yanında karakterlerin griliği ve hayatla iç içe olması da sizi bu ortama daha kolay entegre ediyor. Çocukken yapılan aptalca hareketler, zorbalıklar, heyecanlar ve bunlarla büyüme süreci çok farklı bir dünyada, koşullarda geçiyor olsa da size bir taraftan tanıdık da geliyor. Bu bağlamda sizi aslında kendi dünyanızdan çok da farklı bir dünyaya götürmediğini, tam tersine dünyanızın alabileceği
Beni Asla BırakmaKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 202512,2bin okunma
Antik çağdan, yakın tarihimize kadar kitap ve kütüphanelerin yakma ve yıkımlarını ele alan kitap okuyanları ,sevenlerini kısacası kitapla haşır neşir olanları düşündüren acı veren bir anlatım.
Kitapları YakmakRichard Ovenden · AlBaraka Yayınları · 202222 okunma
Kitaptan bir alıntı ile başlamak isterim.
“Ne tuhaftı şu dünya! Birtakım maddi sebepleri bilinmekle beraber daha önce bilinmeyen meçhullerden geliniyor, doğuluyor, büyünüyor, bir zaman bir arada haşır neşir olunuyor, birbirine alışılıyor, sonra da yavaş yavaş dağılınıyordu. Bütün bunlar nasıl da ağır ağır, alıştıra alıştıra oluyordu. Ezellerden ebedlere bitmez, başı sonu olmayan bir yolculuk!"
Yaşamın kısa ve en öz tanımı gibi, nokta atışı sosyo-kültürel tespitlerle dolu, okurken duygudan duyguya savrulduğum ve ‘sosyal çevrenin insan yaşamına etkisinin ne denli derin olduğu’ kitaptan kendi adıma aldığım mesaj oldu. İyi okumalar