Bütün bu insanların hepsine elimde olmadan tek tek baktım ve öyle huzur içinde oturduklarını, ben yanıp tutuşurken onların rahatça yiyip içtiklerini görünce hepsinden nefret ettim. Yeryüzünün çektiği azaba, kavrulan toprağın bağrındaki sessiz çırpınışa kayıtsız kalarak bu kadar doygun ve güvenli oturuşları karşısında bir tür kıskançlığa kapıldım. Acaba içlerinde halden anlayan biri var mı diye hepsini bakışlarımla yokladım, fakat herkes kaygısız ve umursamaz görünüyordu. Burada sadece huzur içinde soluk alan rahat insanlar vardı, dinç, duyarsız, sağlıklı insanlar; tek hastalıklı olan, yeryüzünün ateşini tek hisseden bir bendim.
Yaşama sevinci adına bir tutamağım kalmadı Ömür hanım.Bir garip boşlukta çiviliyim günlerdir gözbebeklerimden. Sahi nedir yaşamın anlamı? Geriye dönüyorum sık sık yanıt aramak adına, yüreğimin silik izler bırakıp, ağır yükler aldığı zamanın derin dehlizlerine. Bakıyorum umut karamsarlığın sevinç acının azıcık soluk almasından başka ne ki? Yaşamsa, gerçekle düşün umutsuz bir savaşı, her şeyi içine alan kocaman bir yanılsama....
Değil mi yoksa?