Demek ki İnsanlar Bizden İnanmak Kabiliyetini Almışlar
Puan vermedi·168 syf.··
2025 1. kitabı
Kitabı ilk okuduğumda yirmili yaşlara henüz merhaba demiştim. O zamanlar nasıl etkilendiğimi, nasıl her satırı hayranlıkla okuyup çizdiğimi dün gibi hatırlarım. Bugün okuduğum kitapsa sadece bir gençlik aşkının samimiyetini ve onun ah dedirten sıcaklığını, yeşilçam melankolisini, belki de geçmiş zaman aşklarının inceliğini hissettirdi. Sadece diye cümleye başlasam da saydıklarım az şey mi kıymetli okur? Önce karakterlerin isimleri "Siz ayrı dünyaların insanlarısınız." dedirtti. Arama motorunda hemen anlamlarının ne olduğuna dair çok da güvenilir olmayan bir araştırmam oldu. Raif; nazik, sevecen, şefkatli, iyi huylu demekmiş. Bu bizim Raif Efendi ya hu, dedikten sonra hızla Maria Puder ne demek diye arattım. Maria," beyaz güzel kadın" demekmiş. Puder, olabilmek anlamındaymış. Beyaz, güzel kadın olabilmek. Elbette tesadüf olduğuna ve bu aramanın niteliksiz olduğuna kendimi ikna etmeye çalıştım. Eser, başkarakter Raif Efendi ve onun Türkiye'deki sıradan hayatını anlatarak başlıyor. Aile içinde sabır gösterilen tavırlara karşı okur, yazar tarafından yavaş yavaş meraka sürükleniyor. Bu adam bunlara neden katlanıyor, demeyen kalmasın diye ev ve iş ortamındaki orantısız kabalık uzun uzun anlatılıyor. Ardından o kara kaplı defterde yazılanları okumaya başlıyoruz biz de. İşte o zaman sevdiğine kavuşamamış bir adamın hayattan, kendinden vazgeçişi anlam kazanıyor. Sıradanlığın samimiyeti etkisi altına almaya başlıyor okuru, dümdüz söyleniyor cümleler. Hissedilenler dolandırılmadan tokat gibi iniyor yüzünüze. Biri tutup yüreğinizi avucuna alıp sıkıyor gibi hissettiriyor zaman zaman. Kapatıp kenara koyuyorsunuz kitabı. Üzerinizden geçen bunca cümlenin yaşanmış ve üstü örtülmüş anılarınıza kapı aralamasından ürküyorsunuz. Ya da "yaşama fırsatı varken yaşayamadıklarınız" ah
Edebiyat
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2025376,3bin okunma
Puan vermedi·280 syf.··
2024 6. kitabı
"Hayat İman ve Cihat" Erbakan hocayı 3 güzel sözüyle hatırlarım hep... İlki: "Hayat, iman ve cihattır" İkincisi: "Bir çiçekle bahar olmaz ama her bahar bir çiçekle başlar" Üçüncüsü: "Hakkın Hakimiyeti için çalışmamakla, bâtılın Hakimiyeti için çalışmak arasında bir fark yoktur" Rahmet olsun bu güzel insana... Kitabı okuyunca anlayacaksınız adeta bu üç söz kitabın özeti gibi.. Kitabı okuduğumda hayran kalmıştım... Şuurlu Müslüman gencin sahip olması gereken dert edinmesi gereken dava edinmesi gereken konuları başlıklar halinde ve kendi hayatından örneklerle anlatmış Erbakan hoca.. Kitabın giriş kısmında Erbakan hocayı tanıtmış hayatından bahsetmiş, Almayayadaki araştırma süreçlerini, Gümüş Motor'un kuruluşunu, Mehmet Zahid Kotku hocanın ona olan desteğini anlatmış. Hocaefendi sohbetlerinde sürekli milli sanayinin kurulmasını öneminden bahsedermiş. Türkiye'nin ekonomik olarak batıya bağımlılığının kültürel bağımlılığı da beraberinde getireceğini söylermiş.. Bazıları Erbakan hocaya şu soruyu soruyorlarmış, "Bütün okulları birincilikle bitirmişsiniz deha seviyesinde bir beyne sahipsiniz bilim dünyasında büyük buluşlara imza atmışsınız, bir bilim adamı olarak kalıp ilmî buluşlara imza atsaydınız insanlığa böylece hizmet etseydiniz daha iyi olmaz mıydı?" Erbakan hocanın cevabı aynen şudur;"Bir üniversitede profesör olabilirsiniz, Nobel ödülleri de alabilirsiniz, ama ülkenizin insanı bugün olduğu gibi açsa sefalet ve zorluklar içerisindeyse dünyada 300.000 çocuk yoksulluk içinde açlıktan ölüyorsa sizin Nobel ödülleriniz ne işe yarar?" Muhteşem bir cevap... Sonrasında devam ediyor; "Asıl faydalı olan bütün insanlığın Saadet ve mutluluğu için çalışmaktır bu dünya imtihanını canıyla malıyla Cihat etmiş bir müslüman olarak tamamlamaktır, çünkü hayat iman ve
DavamNecmettin Erbakan · Mgv Yayınları · 20176bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·304 syf.··
2024 5. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 20 Temmuz 2024 19:01
ilk olarak 2003'teki brezilya-türkiye maçında tanımıştım kendisini. ertesi sene fenere geleceği söylendi. kimi inandı kimi ise bu adam fenere gelmez asparagas haber diye geçiştirdi. o sene yani 2004 mayısının sonuna doğru babamla iddia girmiştik alexin fenere gelip gelmeyeceği hakkında. babam beşiktaşlı olduğu için benim de kendisi gibi olmamı istiyordu. eğer bu adam fenere gelmezse beşiktaşlı olacaksın, sergenin 10 numaralı formasını giyeceksin; eğer gelirse de istediğin 3 futbolcunun formasını alacam dedi. alex fenere geldi ve babam bana alexin, shevchenkonun ve ronaldinhonun formasını almıştı. zaman içinde taraftarın sevgilisi haline geldi. saha içi ve dışındaki tutumu, rakibe ve hakeme saygısı, camiaya bağlılığı onu bizden biri yapmıştı. gelişi ne kadar sevindirdiyse gidişi de o kadar üzdü beni. aykut kocaman ile arasındaki anlaşmazlık artık kavgaya dönüşmüş, bütün ülke alex-aykut çekişmesini konuşur olmuştu. tabi ki alexin bu yolda yaptığı hatalar var ancak ey aykut kocaman... bunca şeye gerek var mıydı.. fenerbahçe hatta ülke tarihinin taraflı tarafsız en sevilen futbolcularından birini böyle koparmaya değdi mi.. sen bizzat bu şekilde zamanında fenerbahçeden yaka paça gönderilmedin mi.. alexi en iyi anlayacak kişi sen değil misin Allah aşkına.. türkiyede kalsaydı fenerbahçenin bir şampiyonluğu daha olabilirdi.. ama yazık oldu.. gittiği günü hiç unutmam, lisenin ilk günleriydi.. alexin ayrılık haberini televizyonda görünce nasıl gözlerimin dolduğunu bugün bile hatırlarım.. aradan 12 seneden fazla süre geçti. alex hala benim kaptanım ve benim için bir idol.. :)
Alex de SouzaMarcos Eduardo Neves · İndigo Kitap · 20161,108 okunma
İstesek de yalnızlık mümkün değil galiba
7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2024 23. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mart 2024 22:18
Okumak, yazarla sohbet etmek gibi. Daha ziyade onun anlattıklarını dinlemek, aynı duyguyu hissettiğinde yavaşça başını sallamak, aynı fikirde olmadığında ya da bir karakter tepeni attırdığında kaşını çatıp, söylenmek gibi. Bugün Judith Hermann anlattı ben de büyülenerek dinledim, o ıssız yerlerde, onun o sessiz, huzurlu evinde, mutfak masasında onunla oturup ışığı, denizi izledim, rüzgarı dinledim. Hikayeleri anımsamadığını anlattığında, “filanca hikayeyi okudum, severek okudum ama özetini anlatamam. Bir çocuk vardı. Bir evde geçiyordu. Bir anne, bir çocuk, bir de kar fırtınasında eve giren tek kollu bir hırsız vardı; anne, rolünü unuttuğum birini bekliyordu, sonrası nasıldı söyleyemem. Yine de bu hikayenin beni ne kadar duygulandırdığını ve avuttuğunu çok iyi hatırlıyorum.” dediğinde başımı hararetle salladım. Ben de dedim ben de hep ne hissettiğimi hatırlarım hem zaten gerisi teferruat gibi gelir. Yuva’yı okumak bana iyi geldi. Belki de ben de uzak sessiz bir deniz kenarında, olabildiğince az eşya ve az insanla sakin bir yaşamın özlemini çektiğim içindir. Ya da sessizce oturup geçmişi düşünmek, yaşarken o kadar üzerinde durmayı beceremediğim ayrıntıları gözden geçirmek, bir yüz ifadesi, bir cümle ya da bir kelime üzerine denize bakarak, rüzgarı dinleyerek uzun uzun düşünmek istediğim için… Kitabın tüm karakterleri biraz yalnız kalıp geçmişlerine kafa yormak isteyen karakterler sanki. İlginç bir biçimde minimalist evlerde yaşıyorlar ki evlerinde yalnızca ihtiyaç duydukları yatak, masa, sandalye gibi eşyalar var. Hepsi yalnız kalmak için oradalar ama bir şekilde yolları kesişiyor. İnsan böyle galiba, yalnız kalmayı kafaya koyduğunda bile yine bir şekilde diğer insanlarla yakınlık kuruyor daha doğrusu bu yakınlıklardan kaçamıyor. Biz ne kadar istesek de yalnız
Edebiyat
YuvaJudith Hermann · Sia Yayınları · 20231,293 okunma
Geniş Özet
Puan vermedi·608 syf.··
2024 5. kitabı
Tanrı'yı ve dinleri akademik bir çevrede konuşmak ne kadar mümkün ve doğrudur, bilemiyorum. Bilim bazı inanç temelleri üzerinde yükselmiş ve bunlar yıllar içinde birbirine öylesine kenetlenmiştir ki artık bunun dışında söylenen bir şey'in imkanına dair düşünmemek gerektiğine dair bir algı vardır.  Armstrong'un bir kaç eserini daha okuma fırsatı bulmuş biri olarak şunu söyleyebilirim. En azından kendisi bilimsel bir etik'e sahiptir. Yazdığı ya da konuştuğu şeyde çerçeveyi doğru bir şekilde ortaya koyup, kendisinin de kim olduğunu belirterek, ne anlatmak istediğini ve nereye vardırmak istediğini çok güzel ifade ediyor kitaplarında. Bu eserin giriş kısmında kendisini bir ateist olarak konumlandırıyor ve bu kitapta yapacağı şeyin insan'daki Tanrı kavramının dönemsel olarak nasıl değiştiğini aktarmak olduğunu belirtiyor. Tabi ki bunu yaparken benim referanslarımı ya da Semavi dinlerin aktardıklarını delil olarak kabul etmiyor. Bunu tabi ki kendisiyle konuşma imkanımız olmadı ama "neden" diye sorabilme imkanımız olsa, cevap aşikar bir şekilde bilim'sel değil olacaktır.  *Başlangıçta Bu kısımda Armstrong semavi dinler öncesini aktarıyor (kendi sınıflaması ile böyle ifade ediyorum ve bunu nefs'imin el verdiği ölçüde bu şekilde yapmaya da devam edeceğim). Burası pagan tanrılarını anlatmak ile başlıyor. Marduk ve Baal en sık tekrarlanan ve haklarında en çok şey bilinen Tanrılar. Babil'in ve Filistin'in Tanrıları yani...  Buradaki anlatı çok klasik olduğu için tekrarlamaya gerek görmüyorum. İnsanlar neden Tanrılara ihtiyaç duydular ya da hangi gereksinimlerini sağladılar gibi neden-sonuç ilişkisinin bir ürünü olarak Tanrı kavramını hayatın içine entegre etmeye çalışan düşünceler mevcuttur. Ama ilginç olan nokta şudur ki; -ve benim için ayrıca şaşırtıcı ve üzücü- İbrahim(as),
Araştırma-İnceleme
Tanrı'nın TarihiKaren Armstrong · Pegasus Yayınları · 20202,012 okunma
Puan vermedi·385 syf.··
2022 251. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 25 Ağustos 2022 00:00
Bugünü ve bu kitabı öncelikle bugün okuduğumuz bir haber üzerine arkadaşlarımın, bak bu kadın bu sözden çark eder demesi ve benim de, yok canım o kadar değil dememle hatırlayacağım. Belki unuturum ama bu sözü okuyunca kesin hatırlarım ki. Sonuç mu? Etmiş ya. Vallahi billahi tallahi gram kadar insan tanıma özelliğim yok. Ben insanlara aşırı derece güveniyormuşum beni bununla da itham ettiler zaten. Güldüler geçtiler de ben hâlâ oradayım. Yani bir ağızdan bir söz çıkıyor, ben de ona istinaden yok bu top buradan dönmez diyorum, ama aslında dönmemeli diye düşünen yalnız ben oluyorum. İlginç. Beni her manada aldatmak çok kolaysa demek ki. Madam Bovary. Emma. Charles. Hanginizin ne derece suçu var terazide denge tutturamam. Aldanmak ve aldatmayı yorumlamak çok zor. Ama bazı şeyleri kendimce yorumlayabilirim. Sen Emma. Sana acıyabilirdim yaptığın her şeye rağmen ben burada seni savunabilirdim. Çünkü zor durumlarına ikna olduğum senin gibi karakterler çok. Sevilmeyen, anlaşılmadığı için kendini öldüren bir sürü kadın tanıyorum kitaplar dünyasında. Ama seni okurken maalesef benim gözümde canlanan şeyler oldu ve sen sınıfta kaldın. Gönlün istediğin herkesi sevebilirdi. Charles'i "artık" sevmemeni anlardım. Ama 400 sayfa boyunca senin kızına gram kadar sevgi gösterdiğini görmedim. Kızının üzerine yemin ettiğin saniye bir kitap karakteri olarak bile midemi bulandırdın. Hele başkalarıyla keyfine baktığın anlaşılmasın diye yaptığın iğrenç hareketler, Charles'e canım cicimler. Sen sadece kendin sevilmek istedin. Ama cinsiyetinden öte geçemedin bence. Charles. Sana da acırdım. Yazık ayakta uyuyor da derdim ama düşününce her şeyi öğrendiğin ya da fark ettiğin zaman bir şey değişmedi. Senin derdin de Emma'nın şahsında başka türlü görünmekti. Karşılıklı "alışverişin" sonu. Güzel kitap.
Edebiyat
Madame BovaryGustave Flaubert · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 040,8bin okunma