• 68 syf.
    ·1 günde·Beğendi·10/10
    Bu eseri sizlere nasıl tarif edebilirim inanın bilmiyorum. Etkisini atlatabilmek için 2 gün bekledim böylece objektif bir yorum yapabilecektim ama bunun da bir faydası olmadı. İlk defa Stefan Zweig okudum aslında okumayı da çok istiyordum ama hep bana özel geldiği için sonraya saklama takıntısı oluşmuştu bunu da benim için çok özel birisi adına atlattım ve eseri okudum. Bir aşk düşünün ki sizi ağlatacak, korkutacak, hatta ve hatta sizi öldürecek bir aşk. Ne yapardınız? Sevmeye devam eder miydiniz? Ben ederdim. Böylesine seveceksem devam ederdim. Aslında öldüren de aşk değil, karşılıksızlık. Bir insanı en kolay öldürecek şey de hayal kırıklıklarıyla bezenmiş bir aşktır.
    Bu eserde de muhteşem derecede olan aşkın, karşılık görememesiyle ölümünü okuyoruz. Benim için kısacık bir eser olsa da hayatıma etkisi bir destan boyutunda kalacak. Böyle güzel seven insanlar sevilmeyi hakediyor sonuna kadar. Kafam öyle karışık ki anlatamıyorum bile bu eseri sizlere :(
    Okursanız asla pişman olmazsınız ama yaşantınızda bir yerlerde görünce pişmanlık yaşayabilirsiniz uyarayım... Güzel kalın dostlar, sizi seviyorum.
  • 415 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Ahmet Hamdi Tanpınar… Münevver, entelektüel, aydın; okuyan, gelişen, öğrenen, merak eden. Birçok eser yazmış, birçok şiir karalamış, üzerine birçok yazı yazılmış, araştırma yapılmış. Ve bundan sonra da yapılmaya devam edilecek. Kelimeler belki Ahmet Hamdi Tanpınar’yi tarif etmeye yetmez. Kendi döneminin şartlarına rağmen, yaşadıkları olumsuzluklara rağmen yılmadan öğrenmekten vazgeçmeden bir sebat, azim timsali. Belki incelemeyi sadece onu tarif etmeye çalışasak bitiremeyiz. İşte böyle bir yazarın eseriyle mükemmel eseriyle karşınızdayım.

    Huzur… Yazarın kelime oyunu, kelimeleri eğip bükme onlara hükmetme gücü kitabın ismiyle başlıyor. Ahmet Hamdi’nin kalemini yakından tanıyanlar bilir ki onu oluşturan iki temel kavram vardır: Rüya ve Zaman… Bunların yazarın üslubunun bütünüdür. Rüyayla başlasa, zamanla bitirir; zamanla başlasa rüyayla bitirir. İşte bu onun merak ve öğrenme merakının en güçlü yönlerini gösteren aleni örneklerdir. Huzur’der eserine ama kahramanın Huzur’suzluğunu, Huzur arayışını diğer kahramanlarla ilişkilendirerek eşsiz bir eser ortaya çıkarır.

    Eser temel olarak ana karakter Mümtaz ile Nuran’ın aşk hikayesi üzerine kurularak İstanbul’un yer yer ön plana çıktığı olaylar zincirinde eser sizi kucaklıyor ve biranda olayların ortasında buluyorsunuz kendinizi.

    Mahur Beste, Huzur ve Sahnenin Dışındakiler şeklinde nehir roman özelliğine sahip eser bu serinin ikinci romanı. Zaten kitabın sonunda da Mümtaz eve gider ve merdiven basamaklarında başını ellerinin arasına alarak son kitabında bizi beklemektedir.

    Huzur’da ne vardır.. Elbette ‘huzur’ yoktu. Ahmet Hamdi kendi hayatından kesitler sunarak gerçek/ hayal çizgisini iyice çizmiş.  İlginç bir şekilde ‘Nuran’a aşık olur. İlginç çünkü evli ve çokcuk sahibi bir kadına tutkuyla bağlanır. Aşık olduğu kadının kocası Mümtaz’ın temel düşmanı olur. Nuran, Mümtaz’a güvenip güvenmeme ikirciği yaşar önce Mümtaz’a inanır ama Mümtaz’ın dağınık ruh hali Nuran’ı  Mümtaz’dan uzaklaştırmaya yeter… Elbette farklı sebebler de vardır. Okuyunca daha iyi göreceksiniz.

    Ahmet Hamdi, dünya görüşünü satır aralarına, ilmek ilmek usta bir işçilikle   işleyerek okuyucuyu bu yönüyle de büyülemeyi başarıyor.

    Mümtaz: Mümtaz’ın annesi ve babası vefat edince amcası Tahsin’in yanına gitmesiyle kendi hayat serüveni başlar ve olaylar bambaşka hale gelir. Bu hayat gerçek hayatta Ahmet H. yaşadığı hayattır.     Kelimenin tam anlamıyla Ahmet Hamdi’nin kendisidir.  Bolca okuyan, araştıran öğrenen ve yazma aşkıyla tutuşan bir aydın, entelektüel. Eserde satır aralarına sıkıştırılmış yazarın kendi fikirleri, yorumları ve dünya görüşü sıklıkla kullanılmıştır. Ağır bir yalıtılmışlık, yalnızlık; insanlardan kopuk ve kendi kabuğuna çekilmiş insan profili… Kitapta şu satırlarla örnekleyebiliriz: Dünya bensiz de mevcut. Kendi kendine mevcut. Elbette bunu çoğaltmak mümkün. “ Ben yaşamıyor muyum? Bu suali Mümtaz en yumuşak haliyle sordu.”

    O dönemin popüler konusu olan Doğu-Batı kıyaslaması Huzur’da özellikle Ahmet Hamdi’de Doğu kültürünün kapalılığı, kendini geliştirmemesi ve kabuğunu kırmaması yönüyle eleştirel ağırlıklı ele alınmaktadır. Bunu da gençlerin Tahsin gibi yaşı ilerlemiş kahramanların katkısıyla gençlere kültür aktarımı yoluyla yapıyor.  

    Ahmet Hamdi olur da RÜYA ve ZAMAN olmaz mı? Elbette olmaz. Çoğu zaman olayları başlatan rüya olurken ve günlük hayatını mahkum eden rüyalar görürken zaman bir düşman gibi onu çepeçevre kuşatır. Ahmet Hamdi’nin asla kaçamayacağı belki de kalemini var eden iki mükemmel varlık…

    Huzur’u okuyup ‘huzur’ bulmayı beklemeyin. Ama Mümtaz’ın yaşadıklarına duygudaşlık yapın. Huzur’suzluğu tadın. Kelimeler yüreğinize değsin. Ahmet Hamdi’nin usta kalemine tekarar tekrar hayranlık duyun. Kitaplığınızda Türk Edebiyatı’nın münevver insanının bu eşsisiz eserini gururla bulundurun ve ben böyle kaliteli bir yazara sahibim diyerek onur duyun.

    Kitapla kalın sağlıcakla kalın.

    Son olarak şunu da paylaşmak istiyorum Marcel Proust’u ilk kez bir dergide okumuştum. Bende merak uyandırdı. Şimdi de bu eserde duydum. Hemen alıp okumaya karar verdim.

    Kitaplar, sizleri daha güzel kitapalara çıkarsın.

       
  • 176 syf.
    ·7 günde·Beğendi·6/10
    Kitabi ıngılzce okudum ama yazar ve kitap hakkındaki bu inceleme için Agos sitesinde(http://www.agos.com.tr/...l-i-hayal-universite ) bulunan makalenin kullanımıni kitap hakkında bir ufuk acmak adına daha faydalı buldum

    ‘Sınırları Aşarak Yaşamak: Bir Sosyal Bilimcinin Yaşamından Anılar’, Benedict Anderson’ın Türkçedeki üçüncü kitabı. İlk olarak 2009 yılında Japonca basılmış. Amaç, Anderson’ın “İrlanda ve Britanya’da aldığı eğitimi, ABD’de yaşadığı akademik tecrübeyi, ayrıca Endonezya, Siyam (Tayland) ve Filipinler’de gerçekleştirdiği saha araştırmalarını konu almak, en çok ilgi uyandıran kitaplarına ve Batı’daki üniversitelere ilişkin yorumlarına yer vermek”miş. Böylece Japon öğrencilerin “Anglosakson bilim insanlarının ne gibi toplumsal, siyasal, kültürel ve dönemsel bağlamlarda doğduğu, eğitim gördüğü ve olgunlaştığıyla ilgili” malumat sahibi olmaları umulmuş. Anderson, daha sonra kardeşi Perry Anderson’ın (evet, ta kendisi) ısrarıyla İngilizceye çevrilen kitabını şöyle özetliyor: “Konudan konuya geçen bu kitap sonuç itibariyle iki ana tema etrafında dönüyor. Bunlardan ilki, çevirinin bireyler ve toplumlar için taşıdığı önemdir. İkincisi ise kibirli taşra hamasetine saplanma tehlikesidir - yani, ciddi bir milliyetçiliğin daima enternasyonalizme bağlı olduğunu unutma tehlikesi.”

    Kitapta Anglosakson yüksek öğretiminin 20. yüzyıldaki dönüşümüne dair de epey bilgi var. Orta ve yüksek eğitimini İngiltere’de tamamlayan Anderson, daha üniversiteye girmeden Latince, Yunanca, Fransızca, Almanca ve Rusça şiirler ezberleyen bir geleneğin son temsilcilerinden. Daha sonra Amerikan üniversiteleriyle tanışacak. Akademik disiplinlerin doğuşuna, yükselişine, profesyonelleşmesine, siyasetin ve üniversitenin birbiri üzerindeki etkisine, alan çalışmalarının kendine yer açmasına ve zamanla disiplinler arasındaki sınırların sorgulanmasını sağlamasına tanıklık edecek. Çarpıcı örnekler, düşündürücü karşılaştırmalar, birbirine neden sonuç ilişkisi içerisinde bağlanmış bir dönüşüm hikâyesi.

    yazarın hayali cemaaatler diye bir kitabı da var okurun ufkunu açabilir yazarın perspektifi ve ideolojisi için.


    Kitapla kalın
  • 765 syf.
    ·20 günde·Beğendi·8/10
    Kitabın kalın olması biraz göz korkutsa da ilk sayfalardan itibaren sizi içine çeken kurgusuyla bu yanılgıdan kurtuluyorsunuz. Zatan karakterlerin derinlemesine analizi, psikolojisi sizi daha çok kitaba bağlıyor. Karmaşık bir karaktere sahip olsada, kahramanların sınırlı sayıda olması kafanızı karıştırmıyor ve karakterleri içselleştirebiliyorsunuz.
    Konu olarak bir kadının ki bu kadının hayalleri ve kendisi pek bilmese de çevresince yetenekli olduğu düşünülen bir hanımefendinin, hayatın realitesi gereğince, bu hayal kırıklıklarıyla mücadele etmesi, yaptığı seçimlerin hayallerinden uzaklaşmasına sebep olması ve bu hayal kırıklıklarıyla yaşamayı öğrenmesi üzerine bir konuya sahip. Bunu yaparken iç sesi-psikolojisi gibi derinlemesine de inceliyor bunu yazarımız. Bu hayal kırıklıklığına uğraması hem kendi yaptığı seçimler hem de çevresinin etkisi var. Kitabın sonuna gelirsek kimileri havada kaldığını düşünebilir ama bence öyle değil yazar kitabın sonunu bizlere bırakmış gibi nasıl bitirmek istiyorsak öyle bitiyor gibi.
    Kitap derinlemesine enfes bir kurgu. Ben zevk aldım, keyifli okumalar. :)
  • 652 syf.
    ·5 günde·Beğendi·10/10
    Bu kitap, serinin diğer kitaplarına nazaran fantastik yönü daha ağır basan bir kitap olmuş. Çok kalın olmasına rağmen sıkıldığım bir an bile olmadı zira yazar her sayfada bir olay yazmış.

    Melekler ve Kimeraların bir arada oluşu, birlikte girdikleri savaş, aynı zamanda kendi aralarında yaşadıkları gerginlikler her bölümü diken üstünde okumama sebep oldu. Olaylara Stelyalıların dahil olmasıyla da işler epey karıştı. Kitaba yeni dahil olan türler, onların dünyası, düşmüş melekler hakkında ki gerçekler çok şaşırtıcıydı. Serinin diğer kitaplarında, yazarın hayal gücüne çokça hayran olmuştum ama bu kitapla birlikte hayranlığımın seviyesi kat be kat arttı.

    Yazar, bu kitapta, karakterler açısında da beni oldukça mutlu etti. Akiva ve Karou'nun bir araya geldiği her sahneyi çok severek okudum. Sonunda Karou'nun, Akiva'nın kendini affettirmek için yaptıklarını fark etmesi ve yaşananlara daha ılımlı yaklaşmasıyla derin bir oh çektim. Bu ikinin diyalogları, yaşadıkları, her şeyleri o kadar güzeldi ki favori çiftlerim arasına girdiler. Zuzana ve Mik'in ilişkisini de çok sevdim. O kadar tatlı, o kadar eğlenceli bir ikililerdi ki... Ayrıca bu ikiliyi okurken, keşke Zuzana ve Mik gibi arkadaşlarım olsa dedim. Aynı zamanda Liraz ve Ziri'yi okumak da bu seride en sevdiğim şeylerden biri oldu. Hatta onların olmadığı bazı sahneleri hızlı hızlı okuyup, bir an evvel ikisinin olduğu kısımlara geçmek istedim. Yazarın hem bu kadar güzel bir fantastik dünya kurup hem de bu kadar güzel karakterler yazması beni çok etkiledi.

    Kitabın son sayfasını okuyup, kapattığımda hafif bir burukluk hissetmedim değil. Bu dünyada yaşamaya, karakterlerle bir arada olmaya o kadar alışmışım ki, onlardan ayrılmak zor geldi. Benim gibi fantastik kitap okumayı çok seven biri için, hazine değerinde bir seriydi. En sevdiğim fantastik serilerde listenin başlarına yerleşti. Çok çok sevdim. Daha ne diyebilirim bilmiyorum. Mutlaka ama mutlaka bu seriyi okumalı, bu fantastik dünyada yaşamalısınız.
  • Yanaklarına iki allık lekesi kondurularak acemice boyanmış yüzünün, kalın bir pirinç pudrası tabakası altında, takma kirpikleri, sanki isle karartılmış kaslarıyla gözkapakları ve çikolata renkli bir boyayla kalınlaştırılmış dudakları olmadan nasıl görüneceğini hayal etmek imkânsızdı. Ama ne giyim ne de kozmetikler gizleyebilirdi karakterini: kibirle havaya kalkmış bir burun, çatık kaşlar, dolgun dudaklar. Körpe bir güreş boğası, diye düşündüm.
  • 696 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    Kalın olması sizi korkutmasın bu kitap hayal kurmamı sağladı yürüdüğüm yolda her ne kadar tökezlersem tökezleyeyim yine de kendimden emin bir şekilde yol almamı sağladı okumanızı tavsiye ederim