Kant "Aydınlanma nedir?" sorusuna verdiği meşhur cevapta bugün klasik haline gelen bir tanım yapmıştı: "Aydınlanma, insanın kendi suçu ile düşmüş olduğu bir ergin olmama durumundan kurtulmasıdır. Bu ergin olmayış durumu ise, insanın kendi aklını bir başkasının kılavuzluğuna başvurmaksızın kullanamayışıdır.
İşte bu ergin olmayışa insan kendi suçu ile düşmüştür: bunun nedenini de aklın kendisinde değil. fakat aklını başkasının kılavuzluğu ve yardımı olmaksızın kullanmak kararlılığını ve yürekliliğini gösteremeyen insanda aramalıdır" (Kant. 1984: 211).
Bu cevap basitçe şu anlama gelir: Aydınlanma çağına gelinceye kadar insanlık henüz aklını yeterince kullanma yetisine kavuşamamış bir çocuk gibiydi. Dolayısıyla kendi hayatını sürdürebilmek için bir otoriteye bağlı olmak zorundaydı. Ancak artık insanlık reşit olduğuna göre, din ve benzeri hiçbir otoriteye bağlı kalmadan kendi aklı ile hayatını yeniden kuracaktır. Burada erginliğe erme metaforu aslında konuyu açıklama konusunda yetersiz kalır. Zira erginliğe erişip reşit olan birey, kendi hayatıyla ilgili kararlar alırken hala bir ölçüde çocukluk döneminde bağlı olduğu otoritelere başvurma eğiliminde iken, Aydınlanma her şeyiyle geçmişle olan bağı koparmayı arzu etmişti. Aydınlanmanın temel özelliği hayatın merkezine seküler dünya görüşünün konmasıdır.
Mavi bir yola bakıyor için
Çığlığınla uzayan o uzun köprünün
geçmekte olduğun ötesindeki.
Şimdi dinginliklerle doldurulmuşsun
ve unutulmuşsun bir güz kıyısında
Demek yerin hazırlanmamış henüz mavi yolda
Bekleyecek için bileklerinden incecik
kan süzüldükten sonra
Suskuyu unutup bir gün batımında
dökmeye kendini şakıyarak o yola...
.
Felsefe çalışma mevsiminin henüz gelmediğini veya geçip gittiğini söylemek, mutluluk mevsiminin henüz gelmediğini veya artık olmadığını söylemeye benzer.
.
Gerçek şudur ki, insan topografyasında, sevgi alanı kadar az araştırılmış başka bir alan yoktur. Aslında şu bile söylenebilir: Sevgi konusunda henüz hiçbir şey söylenmiş değildir.
Sokak henüz karanlıktı. Bir kedi aradı gözüm. Yaşamın alelade şekilde sürdüğüne dair bir hatırlatma olacaktı bir kedi. Herkes gitse de bir kedi kalırdı civarda mutlaka. Hiçbir şey olmamış gibi şuracıkta oturup dünyanın ıssızlığına aldırış etmeden öylece kuyruğunu yalayabilirdi.