Em Kurd bi ceng û xebat in Hero li ba me newroz e Em canfidayê welatin Jîna welat bo me doz e
Kurdî
Konu kadınlara geldiğinde, erkekler ya koca bir Zero ya da tam bir Hero olurlar.
Psikoloji
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Bir varmış, bir yokmuş, Çanakkale Boğazı'nın en dar olduğu yerde biri Sestos, öbürü Abydos diye iki şehir varmış. Abydos, Anadolu topraklarında, Sestos da karşıda Trakya kıyısındaymış. Boğaz'ın en dar geçici, Naraburnu yıllar yılı kahramanlık destan­larına sahne olmuştur gerçi, ama insanlığın kara günlerini dile getiren bu olaylar, dalgalarının bir aşk faciasına da sebep olduğunu unutturmuştur bize. Abydos'ta bir kral oğlu yaşarmış, adı Leandros, Sestos'ta aşk tanrıçası Aphrodite'nin bir rahibesi var­mış, adı Hero. Her o ile Leandros gönül vermişler bir­birlerine. Neden vermişler, nasıl vermişler? Masal açıklamıyor bunları. Sevgililer birbirlerini niçin sev­diklerini, sevgi kıvılcımının yüreklerinde ne zaman çaktığını bilirler mi? Biz diyelim ki, bir bahar günü Sestos'ta bayram yapılmış, Aphrodite'nin çok genç ölen sevgilisi Adonis'in şerefine bir bayrammış bu. Adonis, yahut Tamımız (Temmuz ayının adı oradan gelir) ağaç kabuğundan doğmuş, çiçek gibi körpe, canlı bir çocukmuş. Aphrodite onu görür görmez, gü­zelliğine vurulmuş, çocuğu yeraltı tanrıçası Per­sephone'ye vermiş, büyütsün diye. Ne var ki, karan­lık ülkenin tanrıçası da çocuğa tutulmuş. Aphrodi­te'ye geri vermek istememiş. Tanrıların babası Zeus kızlarının arasını bulmak için Adonis yılın üçte biri­ni yeryüzünde Aphrodite ile, üçte birini yeraltmda Persephone ile, geri kalanını da kendi nerede dilerse orada geçirecek diye kesip atmış. Ama Adonis yı­lın sekiz ayını Aphrodite'nin yanında geçiriyor, yal­nız dört ay iniyormuş karanlık ülkeye. Persephone kıskandığından bir yaban domuzu salmış ormanlara, hayvan Adonis'i avlanırken yaralamış, öldürmüş. Can çekişen sevgilisinin yanına koşarken Aphrodite'nin ayağına bir gül dikeni batmış. O güne kadar beyaz olan gül tanrıçanın kanıyla al renge boyanmış. Tan­rıça
Sayfa 63·Kitabı okudu
Çanakkale'ye hakim bir noktadan Boğaz'ın en dar geçidi, Naraburnu gözüküyor. İlkçağda bura­da Abydos şehri, karşı kıyıda da Sestos vardı. Aby­dos ile Sestos'u da efsane ve tarih nice maceralarla süslemiştir! Hellenistik çağın meydana getirdiği en güzel aşk masallarından biri Hero ile Leandros ma­salıdır. Abydoslu Leandros bir gün Sestos'ta bir törende Hero'yu görmüş ve ona hemen gönül vermiş. O günden sonra her gece Boğaz'ı yüzerek geçer ve sev­gilisini görmeye gidermiş. Bir gece Hero'nun sevgi­lisine yol göstermek için yaktığı feneri rüzgar sön­dürmüş. Leandros da yolunu şaşırarak, Boğaz'ın ka­ranlık sularında can vermiş. Ertesi günü Hero kı­yıda Leandros'un ölüsünü görünce, yüksek bir kaleden kendisini denize atmış. İsa'dan sonra VI. yüz­yılda yaşadığı sanılan şair Musaios'un şiir diliyle anlattığı bu aşk hikayesi Batı şairleri arasında çok tutunmuştur. Leandros'un bu macerasını yaşamak için İngiliz şairi Byron da Naraburnu'ndan karşıya yüzerek geçmeyi denemiştir.
Sayfa 30·Kitabı okudu
şu ayağı yere basmayan cümlelerle adama saldırmak.. neyse..
He learnt ball-room dancing, methodically with a teacher, and then danced whenever possible, but always as if he was on parade. He frequented the drawing-rooms and tried to become the society gallant, making love to the ladies of Sofia, but they found him excessively gauche. He was a smartly turned-out and wellset-up Turkish officer and that was all. They had no liking for Turks, at any time, and Mustafa Kemal was neither good-looking nor attractive. His manners were crude. Either he stalked stiffly about with his face set and grey, or he talked abruptly. He had no small talk, no easy gallantry or ready flattery. He understood nothing of the pleasant play of light flirtation. He bluntly demanded that each lady should bed with him; if she refused he ceased to be interested, but, as bluntly, asked another. For a short time he was half in love with a fluffy-haired pretty girl, the daughter of General Kovatchev, but she gave him the cold shoulder. Very soon the ladies found him an uncouth fellow, the traditional Tartar in contrast to Fethi, the suave, polite, easygoing Turk. They laughed at his dancing and his attempts to learn the drawing-room manner. They found him a prodigious bore and forgot him. And Mustafa Kemal, touchy and sensitive, became more lofty and aloof than ever. He began to hate the society women with their soft ways and their chatter, who would not make love wholeheartedly and yet teased and tormented his desire, who sneered at him, and who would not make a hero of him. With men-and especially men who were deferential-and with the loose women of the capital, Mustafa Kemal was far more at ease. With these, in the cafes and the brothels, he drank and revelled night after night far into the dawn. He gambled and diced for hours against anyone who would sit
Sayfa 63·Kitabı okuyor