hey yavrum hey :)
İman gönül işiydi; zihin, beyin işi değil. Tıpkı aşk gibi. Ve insan, aşık olması gerektiğini akıl ettiği için aşık olmazdı. Aşık olabildiği için aşık olurdu. Aşık olmayı becerebilecek bir ruha, aşkın külfetlerini nimet bilecek bir yüreğe sahip olduğu için aşık olurdu. . . Diyelim cennet bu olsun. . . Aşık olamayan insan da buna ihtiyaç duymadığı, aşık olmayı aklıyla reddettiği için değil, olamadığı için, aşık olmayı beceremediği için olmazdı. işte bu da cehennemdi. Aşk ateşinde yananların gözünde aşk cennet, ötesi ise cehennemdi. . . Asıl yanmak buydu . . . Neyi kaybettiğini bilmemekten daha büyük bir cehennem ateşi olabilir miydi?
- hey, canim; kullandigin kelimeler önemli / - yo no olokoso vor
Belleğe dair anlayışımızda bir diğer önemli ilerlemeyse, tetiklemenin kavram ve sözcüklerle sınırlı olmadığının keşfiydi. Bilinçli deneyiminizle bilemezsiniz elbette, ancak eylem ve duygularınızın farkında bile olmadığınız olaylar tarafından tetiklenebileceği şeklindeki kulağa yabancı gelen fikri kabul etmelisiniz. Hemen klasikleşmiş olan bir deneyde, psikolog John Bargh ve çalışma arkadaşları, New York Üniversitesi öğrencilerinden -çoğu 18-20 yaş arasındaydı- beş sözcüklü bir kümeden dört sözcüklü cümleler kurmalarını istediler (örneğin: "bulur adam onu sarı anında"). Bir grup öğrenciye verilen karıştırılmış cümleler, yaşlı insanlarla ilintili sözcükler içeriyordu (Florida, unutkan, kel, gri, kırışık gibi). Genç denekler bu görevi tamamladıklarında, başka bir deney için koridorun ucundaki bir ofise gönderildiler. Deney o kısa yürüyüşten ibaretti. Araştırmacılar fark ettirmeden, deneklerin koridorun bir ucundan diğerine ne kadar zamanda ulaştıklarını ölçtüler. Bargh'ın öngördüğü gibi, yaşlılık temasıyla ilgili sözcüklerle cümle kuran gençler, koridorun öbür ucuna ötekilerden çok daha yavaş yürümüşlerdi. ... Öğrenciler daha sonra sorgulandıklarında, hepsi de sözcüklerin ortak bir teması olduğunu fark etmediğini belirtti ve ilk deneyden sonra yaptıkları bir şeyin karşılaştıkları sözcüklerden etkilenmiş olamayacağında ısrar etti. Bilinçli olarak yaşlılık fikrinin farkına varmamışlardı, fakat davranışları yine de değişmişti. Bu kayda değer tetikleme olgusu -eylemin fikirden etkilenmesi- **ideomotor etkisi** olarak bilinir. ... İdeomotor bağlantısı tersine de çalışır. Bir Alman üniversitesinde yürütülen bir çalışma, Bargh ve meslektaşlarının New York'ta yaptıkları erken deneyin tıpatıp aynısıydı. Öğrencilerden bir odada beş dakika boyunca, normal yürüyüş
Sayfa 63·Kitabı okuyor
Reklam
Servi
Bir servi dedi ki bana; “Rahat benim altımdadır. Başını vurma dört yana, Rahat benim altımdadır. Çok koşup çok yorulmuşsun, Yollarda yalnız kalmışsın, Güvenip bana gelmişsin, Rahat benim altımdadır. Sana kökümde yer versem Gölgemi üstüne gersem… Hey rahat isteyen sersem! Rahat benim altımdadır. Serin serin uzanırsın, Çiçeklerle bezenirsin, Yat burada, kazanırsın, Rahat benim altımdadır. Yârin de gezer dolaşır, Bir gün buraya ulaşır; Hasretler burda buluşur, Rahat benim altımdadır.”
Sayfa 88
Şiir
– Oğlum, dedi, şiir yoldan geçen herhangibirisine bir adres sorulur gibi okunmaz. Sesini yer yer titreteceksin, alçaltıp yükselteceksin. Heyecanlı yerlerde haykıracaksın. Kimi yerde tatlı bir fısıltıyla, kimi yerde aslanlar gibi kükreyerek okuyacaksın. Sonra, sol elini beline dayayıp, sağ yumruğunu ileriye, havaya doğru uzatacaksın. Mısraların sonlarında “hey”ler var ya, işte orda “hey” derken, hızla ayağını yere vuracaksın.
Adam heyyi hey diye bağırmak istiyordu, hem de ciğerlerinin bütün gücüyle. Ama artık kendisi için değil, o bir yıllık evli için, onun adına, onun korku sinmiş, dert bürümüş evi adına. Ve adam; ah gene o ilk işsizliğindeki gibi genç olsaydım diye hayıflanıyordu, gene bir çiçekçi dükkânının vitrinini tekmelemek istiyordu. Üstelik bu sefer mutlaka, ama mutlaka bir demet karanfil alıp kaçmak için, o korku sinmiş, dert çökmüş evin erkeğine bir demet karanfil götürebilmek için. Ama adam şunu da biliyordu ki, şimdi genç olsaydı yalnız bir çiçekçi dükkânının camını tekmelemekle kalmaz, akşamların et kokulu, huzur kokulu, güven kokulu, kedili, radyolu, ışıklı ve iyi ısıtılmış, ve sevgileri bütün bunlarla pekiştirilmiş -sanılan-mutluluklarını sımsıkı örtmüş -sanılan- kapılarını da tekmelemek ister.. ve tekmelemeden yapamazdı.
Sayfa 228·Kitabı okuyor
Adam şimdi ciğerlerinin bütün gücüyle heyyi hey diye bağırmak istiyordu ve bu ünleyişin içinde dünyanın bütün öfkesi gene dünyanın bütün boynu bükük gücenişleri ve kinsiz hesaplaşmaları ile birlikte bulunsun istiyordu: "Yarından itibaren işinize son verilmiştir." Kafasını günlerce boşu boşuna zorladı: Niçin? Anlayamadı bu niçin'i. Beyninin ve bileğinin bütün gücüyle çalışıyordu işte. Gene de işine son verebilirlerdi. Bu onların -patronun- hakkıydı, bu hakka saygısı vardı; ama kendisinin de bir takım hakları vardı; kitaplar öyle diyordu ve kitaplar insanların ancak bu haklar sayesinde ayakta durabileceğini, şehirlerin ancak gene bu haklar sayesinde dağ başlarından farklı olduğunu yazıyordu. Ona; git mahkemeye demişlerdi. Mahkeme? Biliyordu elbette bunun ne demek olduğunu: Ilk duruşma üç ay sonraya. Ilk duruşmaya gelmeyeceklerdi elbette... haydi bir üç ay daha. Sonra şahit göstereceklerdi ve onu birinci davete göndermeyeceklerdi, ikincide ise kendileri gene bulunmayacaklardı, ve, bu pis zincir DELİLLER için de böylece uzayacak, bunların her biri de birer üç ay YİYECEKTİ?
Sayfa 225·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam