Belleğe dair anlayışımızda bir diğer önemli ilerlemeyse, tetiklemenin kavram ve sözcüklerle sınırlı olmadığının keşfiydi. Bilinçli deneyiminizle bilemezsiniz elbette, ancak eylem ve duygularınızın farkında bile olmadığınız olaylar tarafından tetiklenebileceği şeklindeki kulağa yabancı gelen fikri kabul etmelisiniz. Hemen klasikleşmiş olan bir deneyde, psikolog John Bargh ve çalışma arkadaşları, New York Üniversitesi öğrencilerinden -çoğu 18-20 yaş arasındaydı- beş sözcüklü bir kümeden dört sözcüklü cümleler kurmalarını istediler (örneğin: "bulur adam onu sarı anında"). Bir grup öğrenciye verilen karıştırılmış cümleler, yaşlı insanlarla ilintili sözcükler içeriyordu (Florida, unutkan, kel, gri, kırışık gibi). Genç denekler bu görevi tamamladıklarında, başka bir deney için koridorun ucundaki bir ofise gönderildiler. Deney o kısa yürüyüşten ibaretti. Araştırmacılar fark ettirmeden, deneklerin koridorun bir ucundan diğerine ne kadar zamanda ulaştıklarını ölçtüler. Bargh'ın öngördüğü gibi, yaşlılık temasıyla ilgili sözcüklerle cümle kuran gençler, koridorun öbür ucuna ötekilerden çok daha yavaş yürümüşlerdi.
...
Öğrenciler daha sonra sorgulandıklarında, hepsi de sözcüklerin ortak bir teması olduğunu fark etmediğini belirtti ve ilk deneyden sonra yaptıkları bir şeyin karşılaştıkları sözcüklerden etkilenmiş olamayacağında ısrar etti. Bilinçli olarak yaşlılık fikrinin farkına varmamışlardı, fakat davranışları yine de değişmişti. Bu
kayda değer tetikleme olgusu -eylemin fikirden etkilenmesi- **ideomotor
etkisi** olarak bilinir.
...
İdeomotor bağlantısı tersine de çalışır. Bir Alman üniversitesinde yürütülen bir çalışma, Bargh ve meslektaşlarının New York'ta yaptıkları erken deneyin tıpatıp aynısıydı. Öğrencilerden bir odada beş dakika boyunca, normal yürüyüş