• 263 syf.
    ·3 günde·8/10
    Bu kitap uzun zamandır elimdeydi. Bir kaç arkadaşta yeni kapak tasarımı ile gördüm. Merak ettim ve hiç aklımda yokken okuma kararı aldım. Bu ay okuduğum anlatım tarzı farklı olan 2. kitaptı. Kitapta o kadar ilginçti ki ben ne okudum dedim. Sadece kitap tek kişi ağzından anlatılmıyordu. Özellikle onu sevdim. Çünkü kitapta boşluğu doldurmak zorunda kalınca sevemiyorum. Her karakter farklı açıdan anlatmıştı. O yüzden keyif alarak okudum. Sizde farklı tarzda kitaplar okumak istiyorsanız Murat Menteş'in kitaplarına bir göz atın derim.

    Konusuna gelecek olursak,
    Nuh Tufan yetimhane de büyümüş. Albino olduğu için kimse onu evlatlık edinmemiştir. Kendi ayaklarının üstünde durarak üniversite okurken okuduğu bölümün aslında kendine göre olmadığını düşünür. Çöplükten topladığı ilginç eşyalarla bir dükkan açar. Adı ne mi dükkanın ÇÖPLÜK... En yakın arkadaşı olan İbrahim ise en az Nuh kadar ilginç biridir. Bulduğu maske hem kendinin hem Nuh'un hayatını çok farklı yerlere sürükler.

    Konu çok karışık okumadan olayların birbirine bağlanış şeklini asla anlayamazsınız.
  • Çiğdem Bulmuş
    Çiğdem Bulmuş Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton'u inceledi.
    223 syf.
    ·3 günde·Puan vermedi
    Yazarın anlatımı, betimlemeleri, hicvi o kadar etkileyici ki; kitabı okumuyor adeta yaşıyorsunuz.
    Üç öyküyü geçmiş yıllarda okumama rağmen bu defa daha büyük bir keyif aldım.
    Gogol ve Dostoyevski’nin Rus Edebiyatı’nın olmazsa olmazı olduğu kanısındayım. Ve bu tür yazarların yapıtlarının da dönemsel aralıklarla yeniden okunması gerektiğini düşünüyorum.

    Kitap:
    Neva Bulvarı,
    Burun,
    Portre,
    Palto,
    Bir Delinin Anı Defteri ve
    Fayton bölümlerinden oluşuyor.
    Rus toplumunun yapısı ve bürokratik işleyişi, sınıf ayrılığı, toplumsal statü, ahlak, adalet gibi konuların akıcı ve mizahi bir dille anlatıldığı türden öyküler yer alıyor.


    “Tanrım, dünyada ne güzel görevler, ne güzel memuriyetler var! İnsanın ruhunu nasıl da yüceltir, hazlara boğar bu güzel görevler!”


    “... aralarında öyleleri vardı ki, devletin bir koltuğundan ötekine olağanüstü bir hünerle geçebiliyorlardı.”


    “Acaba arzuladığımız bir şeye hiç kavuştuğumuz olmuş mudur... kavuşmak için var gücümüzü harcadığımız bir şeyi elde etmişliğimiz? Galiba bunun tam tersi oluyor hayatta.”


    “Dehşet... çünkü üniformalı yüksek memur... onun burnuydu!”


    “Hak ederek değil, hırsızlama elde edilmiş ün, sahibine mutluluk vermez; onu ancak hak edenlerin, ona layık olanların yüreğini heyecanla, sevinçle titretir.”


    “Benim gözümde bilmediğini açıkça söyleyen insan, bilmediğini biliyormuş gibi görünen ve her şeyi ağzına yüzüne bulaştıran iki yüzlüden daha değerlidir.”


    “İnsan ilahi olandan, göksel olandan asla vazgeçmemelidir sanatta.”


    “Bugüne dek ne müdürler, memurlar, şefler değişmişti çalıştığı yerde, ama o hep şimdiki yerinde kaldı, “ kalem memuru “ olarak... Hatta giderek, onun dünyaya da böyle geldiğine, üzerinde memuriyet üniforması ve hafif seyreltilmiş saçlarıyla “ memuriyete hazır “ doğduğuna inanmaya başladı insanlar.”


    “..., insan denen yaratıkta insanlık dışı onca şeyi görmekten, kültürlü, sosyete üyesi, zarif olma iddiası taşıyan ve hatta dünya alemin soylu kabul ettiği kişilerde ustaca gizlenmiş nice kabalıklar görmekten nasıl ürpermiş, elleriyle yüzünü kapayarak nasıl tir tir titremişti...”


    “İnsanın ruhuna süzülüp içinden neler geçtiğini anlayamazsınız ki!”


    “Son derece düzenli bir topluluk buldu burada; en önemlisi de herkes aynı rütbedendi, dolayısıyla kendisini şu ya da bu davranış kalıbı içine sokması gerekmiyordu, dilediğince rahat olabilirdi.”

    “Karşındakinin kim olduğunu biliyor musun sen? Bir memur! Soyu sopu köklü, asil bir insan!”

    “Ne o, yoksa senden başka aklı başında bir insan yok mu sanıyordun dünyada?”

    “Ama senin ipinin de İngilizlerin elinde olduğunu bilmiyor değiliz, dostum. Ne ince siyasetçidir şu İngiliz, ne kurnaz tilkidir! Dünya alem bilir ki, İngiliz enfiye çekti mi, Fransa hapşırır.”
  • hiç anlayamazsınız
    böyle niçin
    rahat olduğumu
    bir alaylar kasırgası altında.
  • 192 syf.
    ·1/10
    Bu arkadaş tv'ye çıktı geçen. Dedi; ''ben yazar değilim'', Allah Allah dedim, mütevazılık mı yapıyor, niye bu kadar kitap çıkarıyorsun o zaman, sonra da değilim diyorsun. Sonra aklıma geldi; aa ben bu şahsın kitabını merak edip aldım galiba. Dur bakayım hazır önüme de geldi. Sıcağı sıcağına ne yazmış, neden bu kitap çok satmış, diye okuyayım dedim.
    Aman Allahım! Okumaz olaydım.
    Edebiyata üç yıl küsesim geldi bu kitaptan sonra, nereden okudum, neden merak ettim?
    Çay temalı Elif, Elif diye tasavvuf kırıntılı klişe nağmelerle dolu kitap.

    ''Özgür olacak sevdiğin, her şey, dünya, para, heyecanlar kontrolünüzde olacak.'' (S.19)
    Şu cümleyi anlayan beri gelsin.

    ''Sabah namazını birlikte kılıp günübirlik Venedik'te sokaklarda kaybolmamaya çalışacaksınız mesela'' (S.19)
    Manyak mıyım ben? Neden sabah namazı vakti Venedik'teyim.
    ''Çok ayrıntıya girmeden, özetle seveceksin bazen...
    Sen de kalmayacaksın, o da kalmayacak...
    Hani demiştim ya gökyüzünün tavanına kadar seveceksin.'' (S.20)
    Buna hangi kız kanıyorsa acıdım şu an.

    Aralarda çay demleyip durmadan çay içiyoruz. Sponsoru çay kitabın galiba. Çay resimleri var. Hele bir sayfa var ki. Of of. Çay bardaklarını kıtır kıtır yiyen insanlar geldi aklıma.(Sinirden)
    Yazarımız o kadar mutaassıp ki bir kadında ''abdestli kirpik'' olmazsa olmazı. Nasıl bir tabirse bu artık, ilk defa duydum. (S.29)

    ''Gelsen işte,
    Terliklerinle gelsen,'' (S.36)
    Bak bu edebiyatın doruk noktası!

    ''Sensiz çay içemiyorum,
    Sensiz çay içemiyorum.'' (S.43)
    O kadar çay içersen, mide fesatı geçirdin tabii.

    ''Sen yanımda olmayınca böyle yazasım geliyor sürekli,
    sonra durasım...
    sonra tekrar yazasım.'' (S.44)
    Var ya, evdeki tüm kitapları şu an ısırıp parçalayasım geldi.

    ''Dünyanın en güzel şiirlerini yazarım ben'' (S.59)
    ''Benden uzak yanın bile dünyanın en güzel şiirlerini yazdırırken bana...'' (S.64)
    ''Ömrümün en güzel şiiri olur...
    Ben zaten şiir yaşıyorum!'' (S.69)
    ''Yazmak kesmez oldu artık,
    Şiir yaşıyorum ben'' (S.114)
    Çok da mütevazıyız yani. Yere bakan, yürek yakan cinsinden. Ayıpsın!

    ''Ve tüm bunlardan sonra, Allah'ın bile diyesi geliyor;
    O çocuk seni seviyor!'' (S.72)
    ''Eğer hakkını vermiyorsan, ben Allah'a inanıyorum deme lütfen.'' (S.171)
    ''Allah'ın halkla muhabbeti olmaz!'' (S.171)
    ''Kırasımız, koparasımız geliyor kaderimizi (S.124)
    ''Sen O'ydun biraz da benim için,
    Bir adım daha atsan sana inanacağım.'' (S.124)
    Tövbe de yavrum tövbe de. Bunlar şirk olmuyor mu?

    ''Bir eline çay alırsın,
    kulağın yağmur sesine rezerve. (S.110)
    (Burada herkes Quentin Tarantino'nun Rezervuar Köpekleri'ni izlemeli, yoksa bu kitabı asla anlayamazsınız, asla!)

    Koskoca sayfada ''İstanbul bana, ben sana sırılsıklam'' (S.73)
    ''Demli yanım, senli yanım olsa'' (S.80)
    ''Seni çok özledim,
    çok,
    gerçekten çok özledim,
    'gerçekten' çok özledim.'' (S.83)
    ''Ötesi yok işte bu yürek sana demli'' (S.123)
    Of ki of. Damardan şırdan.

    ''Salya sümük gözyaşım olmuştun'' (S.58)
    ''Namazlar gibi vakti olsa seni özlemenin?'' (S.97)
    ''Tüm uzuvlarımın en temiz yanlarıyla seni istesem Rabbimden'' (S.98)
    ''Yine erkeklik yapıp İkea'daki bütün örnek evleri alacağım sana.'' (S.109)
    Dindar kız tavlama taktikleri.

    ''Şimdi olmasa ahirete be sevdiğim'' (S.64)
    O ''be'' var ya, beni benden aldı. Solucan deliğinden geçtim şu an.

    ''Hep sırıttım ben...
    Nerde olursa olsun bu beden,
    içinde hep sırıttı.'' (S.136)
    Biz de biz de, amiyane tabirle ''aynen öyle'' hep sırıtarak okuduk kitabı.

    ''Şiirimin çırpınışı bana kendimi hatırlatıyordu.
    Bu sefer gerçekten iyice batmıştım.'' (S.142)
    S.çtın, kitabı birde, bir, iki, üç diye çıkarıp sıvamasaydın keşke.

    Kitabı, ''Eliffff!!'' diye çığlık atarak bitirmeniz salık verilir.

    Şaka bir tarafa, kitabın en üzücü tarafı; mütedeyyin insanlarla adeta dalga geçer gibi ''İki Allah derim'' parsayı toplarım kabilinden yazılmış olması.

    Kitapta beğendiğim hiç bir şey yok mu peki? Var.
    Bu kitabın hamuruna gül suyu atılmış ki, (Gül kokulu özel baskı, birinci yılında 500.000 baskı) içerikle tavlayamadığımız mümine kızları kokuyla tavlarım düşüncesi çok hoş. Başka kitaplar da bu yöntemi lütfen örnek alsın; lavanta, gül, karanfil, bilumum kokuları atsın selüloz hamuru teknelerine.
    Ama şunu bilin ki, siz matbaada teknedeyken, biz gondolda Venedik'teyiz; sabah namazı vakti.:)
  • Kızların ne düşündüklerini hiç anlayamazsınız .
  • Kızlar. Ne düşündüklerini hiç anlayamazsınız.