• Kitapları sevmeyen insanları da sevemedim hicbir zaman..

    Sabahattin Ali
  • 304 syf.
    ·13 günde·9/10
    Yetişkinler ve Çocuklar İçin Bir Değişik Masal Momo
    Momo nereden geldiği bilinmeyen küçük bir kızdır. Tiyatro harabesine yerleşir ve herkes Momo'ya yardım eder. Kimi yemek getirir kimi kıyafet getirir kimi de Momo'nun tiyatro harabesinde sığındığı evini tamir eder. Zamanla da herkesle arkadaş olur Momo. Momo çok iyi bir dinleyicidir. Hatta öyleki kentte yaşayan birçok insanın sorununu sadece dinleyerek çözmüştür.Herkes Momo'yu çok sever.Hatta kentte artık "afiyet olsun" ya da "her şey gönlünce olsun" gibi kalıplaşmış bir cümle türemiştir "Git bir Momo'ya uğra!". Çocuklar da Momo'yla oynadıkları oyunlardan ayrı bir tat alırlar. Momo'nun iki çok iyi dostu vardır. Çöpçü Beppo ve hikayeci Gigi.
    Gel zaman git zaman ortaya Zaman Tasarruf Şirketinden olduklarını söyleyen "duman adamlar" denilen hayaletimsi topluluk ortaya çıkar. Bu duman adamlardan biriyle karşılaşır Momo ve duman adam Momo'nun dinleme yeteneği karşısında gerçekleri ağzından kaçırıverir. Momo ve arkadaşları duman adamları yenebilecek mi dersiniz?

    Kitabın başlarında yazarın babasının sürrealist olmasından etkilendiğini ve kitabın imgelerle dolu olduğunu düşünüyordum. Ama yine de imgeler kafamda oturmuyordu bir türlü. Kitapta sonlara geldikçe girdap gibi çekti içine. Son 30 sayfada hikayenin sonuç kısmına girilmesini sevemedim. Yazarların giriş kısmını uzun uzun anlatıp son sayfalarda gelişme ve sonucu sıkıştırmasını hiç sevmiyorum. Bu kitapta da öyle hissettim. Ama buna rağmen kitabın arkasına eklenen yazarın kısa son sözü beni büyüledi. Ve Hora ustayı çok sevdim. Bu kitabı 10-11 yaş ve üstü okuyabilir. Ama yetişkinler için de harika bir kitap. Hiçbir zaman sokağı ve hiçbir yerde evi diye bir yer var mıdır bilinmez ama hayalimde orası mükemmel bir yer...
    Hep denilen bir şey vardır: Takvim düzeni, saatler aynı olsa da zaman herkes için başka türlü ilerler. Herkesin hissiyatına göre ilerler. Bu bakımdan Momo'da da denildiği gibi zamanın yürekte, kalpte olduğunu görmek için harika bir roman. Keyifli okumalar kitapla kalın...
  • 448 syf.
    ·73 günde·5/10
    Ayfer Tunç’tan daha önce ‘’Aziz Bey Hadisesi’’ adlı kitabı okumuş ve beğenmiştim. Kendisinin farklı kitaplarını da okumak istemiş ve bir indirim sırasında ‘’Aşıklar Delidir ya da Yazı Tura’’ karşıma çıktığında da arka kapak yazısına dahi bakmadan aldım. Yazarın ismini görmesem, bu isme ya da bu konuya sahip bir kitabı da almazdım zaten.

    Lafı uzatmadan öncelikle kitabı beğendim mi sorusuna cevap vermek istiyorum; hayır beğenmedim. Buradaki yorumların aksine ben kitabı sevemedim. Uzun bir okuma sürecim yaşadım ve bunun kitabın uzunluğu ile çok da ilgisi yok. Şimdi, sebeplerini ve eleştirilerimi sıralayabilirim.

    Kitap iki bölümden oluşuyor; Umut ve Sanem’in bölümleri. Umut’un ağzından okuduğumuz ilk bölüm benim için oldukça sıkıcıydı. Başlarda güzel ilerlediğini düşünmüştüm; karakterin zihninden geçenler usul usul anlatılıyordu. Fakat bir yerden sonra hiçbir ilgi çekici olay yaşanmamaya ve anlatılanlar da zaman-mekan açısından karışmaya başladı. Karakter bir olayı anlatırken birden yarıda kesip farklı bir zamana ait, farklı bir anıyı anlatıyor. Araya farklı birçok anı, birçok düşünce sığdırdıktan sonra tekrar başa dönüp diğer olayın gerisini anlatabiliyor. İyi bir okuyucuyum, elbette anlatılanları takip edebiliyorum, ama keyif alıyor muyum; hayır. Karakteri de sevemedim nedense, bir türlü ısınamadım.

    Sanem’in bölümü, Umut’un bölümüne çok daha hızlı akıyor. Kitaba dair ilgimin tekrar canlandığı kısım, Sanem’in anlatımına geçilen ikinci bölüm oldu. Umut’un ağzından Sanem’i dinlediğimde karakteri sevememişken kendi anlattığı bölümde Sanem’e dair düşüncelerim değişti. Bu da bana önyargılarımızı anımsattı. Kimsenin içinden geçenleri, hayal kırıklıklarını, hüzünlerini, sevinçlerini bilemiyoruz. Kişi bize kendini ne kadar açarsa biz de onu o kadar biliyoruz.

    Kitabın neredeyse çoğunda mekan olarak Amerika kullanılmış. Bu durum da benim memnuniyetsizliklerimden biri oldu. Bir yerden sonra kendimi, Amerikan yaşamı okumak istesem yabancı bir kitap tercih ederdim diye söylenirken buldum. Yabancı kitap okumayıp da yerli bir kitap okumayı tercih etmişsem biraz daha bizden bir ortam bekliyorum; yalan yok. Fakat tabi ki öykücülük, kurgu vs. yönünden elbette ki bir yanlış yok; yazarlar neden yurtdışında geçen kurgular yaratıyorlar gibi saçma bir tartışma yapmıyorum burada. O anki durumuma, bu hikayedeki mekan uymadı diyorum yalnızca.

    Umut’un hastalığına dair belirtilerin İngilizce yazılması bence anlamsız bir hamle olmuş. Paragraflardaki bütünselliği de bozduğunu düşünüyorum. Anlıyorum, Umut’un hastalığının tanısı Amerika’da konulduğu için İngilizce yazılmış. Yanılmıyorsam Umut’un hastalıkla ilgili bir broşürü vardı, ona ithafen de Umut’un broşürde okuduğu haliyle hikayede nakledilmiş. Ama yine de gereksiz buluyorum. Tamam, çoğumuz İngilizce biliyoruz. Ama mesela, bilmeyen biri olsaydım bu durum beni daha da rahatsız ederdi.

    Ayfer Tunç’un anlatımı, yazımı güzel, edebi; zaten daha önce okumuş olanlar bilirler. Bu konu üzerine çok da bir şey yazmama gerek yok.

    Ayfer Tunç’tan bir kitap daha okur muyum; okurum. Özellikle ‘’Kapak Kızı’’nı merak ediyorum. Ama o kitabı da beğenmezsem bir kez daha okur muyum; açıkçası bilemiyorum. İyi okumalar dilerim.
  • "Kitapları sevmeyen insanları da sevemedim hiçbir zaman."
  • Kitapları sevmeyen insaları da sevemedim hiçbir zaman...
  • Kitapları sevmeyen insanları da sevemedim hiçbir zaman…

    Sabahattin Ali