Yalnız Bırakılan Anadolu: Hilafetin Tesirsizliği
"Bu hilafet kuvveti âlem-i İslam üzerinde hiçbir tesir yapmadı; Harb-i Umumi’de Halife cihat ilan etti; bütün Müslüman memleketleri aleyhimize harp ettiler. İstiklal Harbi olurken Halife, mücahitleri tekfir etti. Anadolu harbinde hilafet tehlikede diye Müslüman memleketlerinden ne bir tek insan hilafeti kurtarmaya geldi, ne de Müslüman memleketlerinden en ufak yardımı gördük."
Sayfa 222 - YKY·Kitabı okuyor
Ulus ve ordu bir yandan kurtuluş yolu düşünürken bir yandan da yüzyıllardır süregelen bu alışkanlığın güdüsüyle kendinden önce, yüce hilafet ve saltanat makamının kurtarılmasını ve dokunulmazlığını düşünüyor. Halifesiz ve padişahsız kurtuluşun anlamını kavramak yeteneğinde değil... Bu inanca karşıt fikir ve görüş ortaya koyacakların vay haline! Derhal dinsiz, vatansız, hain ve dışlanmış kişi olur...
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Kazım Karabekir
Paşam, görüyorum ki siz din ve Hilafet kuvvetlerine çok ehemmiyet veriyorsunuz! Şu halde muhafazakarlara dayanmak istiyorsunuz. Size bu vesile ile bir daha o eski teklifimi arz edeyim; yanımda bir sureti var. (Cep cüzdanımdan çıkarıp verdim) Bir daha lütfen okuyunuz. Türk Milleti teceddüde muhtaçtır. Ve bunuda mütehassıslarımızla başarabiliriz ve asla camilerde değil ve muhafazakadarla da değil. Din, vicdan kanaatidir; münakaşaya gelmez. İlim adamı olan bizlerin ve hele sizin bunu ele almanızı katiyen doğru bulmuyorum. Bunu tamamıyla bir kenara bırakmalısınız!. Bu mütalaalarımı daima size açık kalb ile söyleyeceğim. Mustafa Kemal Paşa mütalaalarımı samimi karşıladı. Ertesi gün, yaverlerinden naklen benim yaverim Gazi'nin şu ifadesini bildirdi: "Ben Karabekir'in bana bu kadar samimi olduğunu zannetmediğimden, çok çekişeceğimi tahmin ediyordum! Halbu ki o, çok açık yürekli ve çok candan bir insanmış! Beraber çalışabileceğimi görerek, memnun oluyorum."
Hilafet'in yalnız Türkiye halkına değil bütün İslam alemine şümulü olması hasebiyle bu makam hakkında bir karar vermek Türk Milleti'nin salahiyeti haricindedir. İzmir'de, 3 Şubat 1339'da:
Artık ey millet-i merhûme, sabah oldu uyan! Sana az geldi ezanlar diye ötsün mü bu çan? Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü! Dinle Peygamber-i Zişân'ın ilahi sözünü. Türk Arab'sız yaşamaz. Kim ki yaşar der, delidir! Arab'ın Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir. Veriniz baş başa zirâ sonu hüsrân-ı mübin: Ne Hilâfet kalıyor ortada billâhi, ne din!
Hazret-i Ali'ye (R.A.) karşı şîa-i velayetin ifratkârane muhabbetleri ve tarîkat cihetinden gelen tafdilleri, kendilerini şîa-i hilafet derecesinde mes'ul etmez. Çünki ehl-i velayet meslek itibariyle, muhabbet ile mürşidlerine bakarlar. Muhabbetin şe'ni ifrattır. Mahbubunu makamından fazla görmek arzu ediyor ve öyle de görüyor. Muhabbetin taşkınlıklarında ehl-i hal mazur olabilirler. Fakat onların muhabbetten gelen tafdili, Hulefa-i Raşidîn'in zemmine ve adavetine gitmemek şartıyla ve usûl-ü İslâmiyenin haricine çıkmamak kaydıyla mazur olabilirler. Şîa-i hilafet ise; ağraz-ı siyaset, içine girdiği için, garazdan, tecavüzden kurtulamıyorlar, itizar hakkını kaybediyorlar.
Alıntı