Vallahi müthiş yaaaa… Sübhanallah…
“Hani, milliyyetin İslâm idi... Kavmiyyet ne! Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyyetine. ‘Arnavutluk’ ne demek? Var mı şerîatte yeri? Küfr olur, başka değil, kavmini sürmek ileri! Arabın Türke; Lâzın Çerkese, yâhud Kürde; Acemin Çinliye rüchânı mı varmış? Nerde! Müslümanlık´ta "anâsır"mı olurmuş? Ne gezer! Fikr-i kavmiyyeti tel´în ediyor Peygamber. En büyük düşmanıdır rûh-i Nebî tefrikanın; Adı batsın onu İslâm´a sokan kaltabanın! Şu senin âkıbetin bin bu kadar yıl evvel, Sana söylenmiş iken doğru mudur şimdi cedel? Artık ey millet-i merhûme, sabâh oldu uyan! Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan? Ne Araplık ne de Türklük kalacak aç gözünü! Dinle Peygamber-i Zîşân´ın İlâhî sözünü. Türk Arapsız yaşamaz, kim ki ’ yaşar’ der delidir, Arab’ ın, Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir. Veriniz baş başa; zîrâ sonu hüsrân-ı mübin: Ne hilafet kalıyor ortada billâhi, ne din! "Medeniyyet! " size çoktan beridir diş biliyor; Evvela parçalamak sonra da yutmak diliyor. Arnavutlar size ibret olacakken, hâlâ, Ne bu şûrîde siyâset, ne bu fâsid da´vâ? Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz... Size rehberlik eden haydudu artık kovunuz! Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavudum... Başka bir şey diyemem... İşte perişan yurdum! “
Sayfa 403·Kitabı okuyor
1922-23 M. Kemâl, İslâm dünyasının "en popüler kişisi"
GENÇ TÜRKLER, MİLLİ MÜCADELE, KEMALİZM, TÜRK DEVRİMİ ve İSLÂM DÜNYASI Pek çok kitabın kaderi, yayınlandıktan çok kısa bir süre sonra ki-tapçıların arka raflarına kalkmak oluyor. Kimileri de hızla depolarda birikiyor. Maalesef bâzen önemli kitaplar da bu kaderi paylaşıyorlar. Yukarıda işaret ettiğim kitap² da bu kadere râzı olanlardan... Belki de sorunlu ve özensiz çevirisi, berbat sayfa düzeni, bir o kadar da kötü dizgisi, onun bu kaderine katkıda bulunmuş olabilir. Ama kitap, içerdiği bilgiler bakımından, üzerinde durulmayı gerektirirdi. Kitap, esas itibarıyla, Genç Türkler'in, Millî Mücadele'nin, Kemâlizm'in ve Türk Devrimi'nin İslâm dünyası üzerindeki etki ve yankılarını inceleyen sekiz ayrı tebliğden oluşuyor. Editörlerin kaleme aldıkları şekliyle ifâde edilirse; "Bu dosyanın amacı, somut bir vak'anın incelenmesi yoluyla, bir ideoloji ve siyâsal uygulama olarak Kemâlizm'in kendi milli sınırları dışındaki yayılışını ve algılanışını elden geldiğince anlamaya çalışmaktadır. (...) Bu metinler, esas olarak, Kemâlizm'in İslâm dünyasının siyasal ve düşünsel seçkinlerinin üzerindeki etkilerini vurgulamaktadır." İlk tebliğ Georgeon'a âid... Bu metinde yazar, Genç Türk/İttihat ve Terakki hareketinin İslâmî dünyâ ve İslâm ülkeleri üzerindeki etkilerini kuşbakışı toparlamaya çalışıyor. Daha sonra da kendi sinden sonra gelecek tüm metinlerin esas temalarına değiniyor ve ana soruları ile yanıtları saptamaya çalışıyor. Yazara göre, Osmanlı Devleti'nde İttihat ve Terakki iktidarının modernleşme hareketi, İslâm dünyasında olumlu yankı bulmuş ve desteklenmişti. Çünkü, "İslâm dünyasının büyük bölümü, Türk Devrimi'nde, İslâm dünyasının kendi başına, büyük güçlerin vesâyeti olmadan, kendisini modernize edebileceğinin kanıtını buldu." Ama yazar, Osmanlı Devleti'nin Arap dünyasını
Atatürk
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yani kıyıda kenarda dursalar, Ankara da bir sorun yaşanmaz diye düşünseydi hilafet kalabilirdi. Ama böyle bir kanaat oluşmadı.
Sayfa 64·Kitabı okuyor
Alıntı
Birincisi, Hindistan Müslümanlarının başlattığı ve Hindular da davalarına katmakla dünyanın hakimi İngiltere'yi büyük Sıkıntıya sokan Hilafet Hareketi`dir. Londra'ya İstanbulun Türklerde kalmasını kabul ettirecek kadar etkili olan bu girişimin asıl hedefi, uluslar arası bir anlasmada evrensel insan haklarını (Wilson Prensiplerini) kabul ettirip kendi toplumları için örnek saydırarak sömürge statüsünden kurtulmaktı. Gandi başkanlığındaki Hindular bu amaçla, kendilerini hiç de ilgilendirmeyen hatta karsit oldukları islam dininin halifesinin haklarını savunur hale gelmislerdi. 70 milyon Hintli Müslümanın eylemi 230 milyon Hindunun katılması sayesinde büyük önem kazanmıştı.
Arap ülkelerini, özellikle Hicaz'ı ülkesine katmış olan Yavuz Sultan Selim, Memlûk sultanlarının hâmî'l-haramayni'ş-şarîfayn unvanını hâdimü'l-haramayni'ş-şerîfeyn (Mekke ve Medine'nin hâdimi) biçiminde benimsemiş, fakat Abbasî halifelerine özgü olan hilâfet-i kübrâ, yani dünyadaki bütün Müslümanların meşrû dinî ve siyasî hâkimi olma iddiasında bulunmamıştır. Bagdad halifelerinin unvanına saygı gösteren Anadolu Selçuklu sultanları, saltanat tahtına oturduklarında, Bagdad Abbasî halifelerinden bir tayin menşûru istemişler ve kitâbelerde kendilerini halifenin zahiri, mu'âvini, yardımcısı olarak anmışlardır. Böylece, I. Selim'in cihanşümul hilâfet yetki ve sembollerini, Mısır'da oturan Abbasî halifesi III. Al-Mutavekkil'den bir merâsimle devraldığına dair rivâyet, XVIII. yüzyılda ortaya atılmış ve Osmanlı sultanlarınca benimsenmiş asılsız bir rivâyettir. Selim ile çağdaş Osmanlı ve Arap kaynaklarında buna dair bir kayıt yoktur. Mısır'da oturan Abbasî halifesi Al-Mutavekkil, Selim tarafından İstanbul'a gönderilmiş, yolsuzlukları yüzünden Yedikule'de haps olunmuş, Kanunî tahta çıktığında Kahire'ye dönmesine izin verilmiştir. Osmanlı Mısır valisi Hâin Ahmed Paşa, kendisini sultan, Al-Mutavekkil'i halife ilân etmişse de, paşa yakalanıp idam edilmiştir. Al-Mutavekkil, Kahire'de belirsiz biçimde ömrünü tamamlamıştır.
Sayfa 66 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Gazi ile yalnız kalarak hasbıhallere başlamıştık . Dini ve namusu olanlar aç kalmaya mahkumdurlar, dediler. Kendisini Hilafet ve Saltanat makamına layık gören ve bu hususlarda teşebbüslerde de bulunan, din ve namus lehinde türlü sözler söyleyen ve hatta hutbe okuyan, benim kapalı yerlerde baş açıklığımla latife eden, fes ve kalpak yerine kumaş başlık teklifimi hoş görmeyen Mustafa Kemal Paşa, benim hayretle baktığıını görünce, şu izahatı verdi: - Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar. Böyle kimselerle memleketi zenginleştirrnek mümkün değildir. Bunun için önce din ve namus anlayışını değiştirmeliyiz. Partiyi, bunu kabul edenlerle kuvvetlendirmeli ve bunları çabuk zengin etmeliyiz! Bu suretle kalkınma kolay ve çabuk olur.