Boyunun yetmeyeceği yükseklikte olan insanlara basıp yükselmeye çalışmanın sevimsiz özgüvenine sahip olan hasetler dışarıdan komik ve bir o kadar da itici görünüyorlar. Gerçek gücün zayıflıklarını kabullenmek olduğunu bilemeyecek kadar da cahil…
Jung’u iyi tanıyan insanlar da, adeta iki farklı Jung’un var olduğunu gözlemişlerdir. Bir yanda, kırmızı arabasıyla Zürih’te dolaşan ve kitaplarla kaplı çalışma odasında ruhun sorunlarıyla uğraşan modern, entelektüel Jung vardı. Öte yanda, kendisine Bollingen’deki gölün kıyısında Ortaçağ görünümlü bir masal kulesi yapan ilkel Jung vardı. Boş zamanlarında buraya çekiliyor, doğaya yakın yaşıyor, ahşap ve taş işleriyle uğraşıyor, yemek yapıyor ve kendi çamaşırlarını kendisi elde yıkıyordu. Taşlarla ve suyla oynayarak dışarıda saatlerce oyalanıyordu. Bazı kişiler bunun seçkin bir profesör için son derece aykırı bir davranış olduğunu düşünüyorlardı.
İnsanların tanrıları hoşnut etmek için buldukları en iyi çare, onları, güçlerinin yettiği kadar taklit etmek, hayatlarını onların hayatına uydurmak olmuştur.