Bir gün yine tebdil-i kıyafetle İstanbul'da dolaşıyordu. Halkın ekmek almak için fırın önünde kuyruk oldugunu görünce, saraya
döner dönmez sadrazama,
"Sen ki lalamsın, İstanbul'da tebdil-kiyafet gezerken fırın önünde ekmek almak için bekleyenler gördüm.
Tebaa-i şahanemden hiçbirisinin ekmek almak için bir dakika dahi beklemesine rızayı şahanem yoktur. Bir hoşça mukayed olasın...
Ve illa başın keserim," diye yazdı.
Ertesi gün İstanbul'da ekmek kuyruğu diye bir durum kalmadı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
artık bu gözü sulu kentler de unutmalı ağlamayı
sevgilim hoşça kal, sevgilim iyi geceler
unutma, pencereyi kaparken tersiz bir keder
ve biraz ülkesiz rüzgarı içeri doldurmayı
Ne aradığımı bilmeden bir şeyler arıyorum şurda burda.
Yok artık ne bir duygu, ne de bir istek
Bedenimin her hücresi sağırlık.lada dolu
Hoşça kal diyorum şimdi, gördüğüm her varlığa.
"Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen. Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen."
Türkçe açıklamasını da koymuş. "Hoşça bak kendine ki kâi-natın özüsün sen," diyor. "Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen," diyor. Ah ne çok alçaltıyoruz oysa, ne çok değersizleştiriyoruz kendi gözümüzde kendimizi ve diğerlerini, ne kadar acımasızca bihaberiz kim olduğumuzdan. Zaten sade iki gün bu şiirle kafayı yedim. Sanki bana yazmış zat, sanki gelmiş odamın kapısından bana sesleniyor.
Ey gönül, ey gönül! Neden bu makamda gam dolusun sen? Gerçi virane isen de tılsımlı bir definesin sen.
Kalk diyor, ayağa kalk, kendini bil. İşte buraya kadar tamam da, bu noktada fenalaşıyorum.