YouTube kitap kanalımda bu tür okumadan önce ölünmesi gereken kitaplara dair çektiğim videoları izleyebilirsiniz: youtube.com/watch?v=2Ia6xxu...
Sadettin Teksoy, Cadı Sila ve Osho'nun genlerinin karışımıyla bir proje olarak üretildiğini düşündüğüm, her kitabına başlamadan önce kendisine "Dünyanın En Akıllı İnsanı" diyen birinin kitabına konuk oluyoruz bugün...
Bu incelemeye özel olarak yorumlar kısmına günde kaç saat uyuduğunuzu yorum olarak yazarsanız sizin uyku falınıza bakacağım ve böylece dünyada saat üzerinden ilk uyku falcılığı mesleğini resmen başlatmış olacağım.
Öncelikle Erdal Demirkıran'ın bu kitabının ÖSYM tarafından hazırlanmış bir viral reklam olduğunu düşünmekteyim. Çünkü "Nazif ÖSS'yi kaçırdın" videosundaki Nazif eğer ki bu kitabı okusaydı daha az uyuyup ÖSS'yi kaçırmamış olacaktı. Böylece bundan sonra yapılacak bütün sınavlarda sınava 1 dakika geç kalan ve içeri alınmayan öğrencilere bu kitabın sınav kapısında hediye olarak verilmesi hususundaki yasa tasarısını 1000kitap meclisine sunmak istiyorum.
Bilirsiniz, Gonçarov'un Oblomov kitabındaki Oblomov karakteri sürekli yatar ve miskinliğinden dolayı yüzlerce sayfa boyunca yerinden kımıldamak bile istemez. Ama bence Oblomov'a Erdal Demirkıran'ın Sadece Aptallar 8 Saat Uyur kitabı hediye olarak verilseydi muhtemelen o, bu kitabın sadece adını bile görse evindeki şöminesine atıp bu kitaptan kurtulurdu.
Hatta kitapta zombinin tanımı niteliğinde şöyle bir kısım geçiyor:
"Şimdi sen bütün sıradan insanlar gibi yapmayıp, 8 saat yerine günde 4 saat uyursan, her gün için 4 saat ek zaman kazanmış olursun."
Eğer bu incelemeyi İstanbul sınırları içerisinde okuyan arkadaşlar varsa ve günde sadece 4 saat uyuduğunuzda sabahki görünüşünüzün Walking Dead
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mı?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...
Video yayında bağlantıya tıklayarak ulaşabilirsiniz; youtu.be/iUyxpk69ajo
Dostlar selamlar öncelikle nasılsınız umarım iyisinizdir. Bu videoyu ben çekmeyi planlamıyordum hatta bu yazıyı da yazmayı düşünmüyordum bu hafta kitap incelemesi yapmaya karar kılmıştım tıpkı her hafta buna karar verdiğim gibi. Ancak ülkemizdeki durumlar insanı bu videoları yapmaktan itip daha da umutsuz videolar çekmeye yöneltiyor maalesef.
Biliyorsunuz bu kanalı açtığımdan beri hep kitap incelemeleri yapıp kanalı bu tür videolarla ilerletmeyi planlıyordum. Ancak son birkaç aydır özellikle de son bir aydır iyiden iyiye daha da olayların kötüye gitmesi ve benim heyecanımdan tutun da kişisel yaşamıma kadar birçok yerde bu şeylerin beni ters yönden etkilemesi bu kararı almamı sağladı. Bunun nedenleri tabii ki tartışılır ancak fikirlerimi belirttiğim zaman birçok kişinin beni takipten çıkması, bana küfürler yağdırması ve en en önemlisi Türkiye'de birey olamama sorunsalı her yönden kişiyi hayallerinden uzaklaştırmakla birlikte insanı kötü etkilediğini düşünüyorum.
Gelelim asıl konuya neden bu kararı aldım? Aslında bunun cevabı biraz uzun ve meşakkatli ancak anlatmayı istiyorum. Biliyorsunuz yazın biz sokak röportajları yapıyorduk kitaplar üzerine o zaman bile sürekli olarak arkadaşlarla ya acaba kamera alsak mı, mikrofon alsak mı, bir set kursak mı tarzı fikirler vardı hatta bu öyle noktaya varmıştı ki bırakın kitap incelemesini ve sokak röportajlarını bizzat sahaflara gidip onlarla bile röportajlar yapmaya başlamıştık. Ancak bugün geldiğimiz durumda bırakın haftada birkaç video yapmayı bir video bile yapmak artık bana meşakkatli gelmeye başladı. Zira beni diğer sosyal mecralardan takip edenler bilecektir ki ne zaman bir video yapmaya kalksam kendimde eskisi kadar o etkiyi bulamadığımı
O sırada bakışları önünde, yazı masasının üstünde duran mavi vazoya takıldı. Vazo boştu,yıllardan beri bir yaş gününde ilk defa boştu.Korktu: sanki birdenbire bir kapı görünmeksizin açılmıştı ve başka bir dünyadan gelen soğuk bir esinti, sakin odasına akıyordu. R., bir ölümü ve ölümsüz aşkı hissetti: ruhunda sanki bir kabuk kırıldı ve adam görünmeyeni, uzaklardaki bir müziği hatırlarcasına, cisimsellikten yoksun ve tutkuyla düşündü.