İbrahim Halil Gülben

İbrahim Halil Gülben
@ibrhalgul
Benim tüm çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. İnsanlar hiç bir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar ,hiçbir kötülük etmezlerse ,yeterince iyilik yapmış sayılırlar...
Sosyolog
Sosyoloji-Fırat Üniversitesi
134 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Bir düşünce deneyi Şimdi, ilk okuyuşta garip gelebilecek bir düşünce deneyi yapalım: Gerçekte mümkün olmamasına rağmen, örneğin görme sinyallerini beyne taşıyan görme sinirlerini, normalde gittikleri yer olan beynin arka lobundan çıkartıp, tat almayla ilgili beyin bölgesine bağladığımızı düşünelim. Bu durumda ne olur? Gözünüzden ışık uyarılarıyla oluşturulan elektriksel sinyaller, tat bölgesine giderek sizde “değişik tat" hisleri uyandıracaktır. Bütün duyular için aynı düşünce deneyini yapabilirsiniz. Yani gerçekte bu deneyi yapmak mümkün olsaydı “sesin rengini”, “ağrının sesini”, “kelimelerin tadını" vs. hissedebilecektik... Duyuları bildiğimiz normal yollar dışında algılayan “sineztezi” sahibi insanlarda olan durum, burada hayal ettiğimiz duruma çok benziyor. Bu insanlar sayıları renk, sesleri koku, notaları tat olarak algılayabiliyorlar. Bugün hâlâ mekanizmasını tam olarak çözemediğimiz bu hadise, beynin algı yapısının ne kadar derin bir potansiyel barındırdığını bize sürekli yeniden hatırlatıyor.
Sayfa 81 - tutikitap
Nörobilim
Reklam
Aşk
Bir kısım sufiler, aşkı “insanın rahatını, iştahını, uykusunu kaçıran tutku” olarak tanımlar. Gerçekten de iki insan arasındaki tutkuya indirgediğimizde, aşk çok garip bir şeydir. Âşık beyin, maşuktan başka bir şey düşünemez hale gelir. Aşk, maşukun olumsuz yönlerini mantıklı düşünerek görüp irdeleyebilme yeteneğini insanın elinden çekip alır. Âşık olunan insan, âşığın zihin gözüne melekler gibi temiz, hatasız bir varlık olarak görünür. Bu algının doğru olmadığı çok açıktır fakat her birimiz, ömrümüzde en az bir kere böyle bir garip halin içine düşmekten kendimizi kurtaramayız. Neden böyle bir şey başımıza geliyor, daha önemlisi, bu dünyada hem kendi hayatımızı sürdürmek hem de nesillerimizin devamını sağlamak için insana verilmiş bu zihinsel cihazlar, acaba böyle mantıksız bir durumdan nasıl bir fayda sağlıyor? Bütün bunları anlamak için aşkın sinirbilimsel temellerine bakmak, aydınlatıcı bilgiler verebilir.
Sayfa 67 - tutikitap
Düşünce
Eğer bir toplum büyük oranda hayvanî ihtiyaçlarını karşılamayı birinci öncelik edinmiş fertlerden oluşuyorsa, zihin kontrollerinin işi hiç de zor değil: Havucu burnuna tut, at koşmaya başlayacaktır...
Sayfa 37 - tutikitap
Sosyoloji
Tartışılacak konular öncelikle uzmanları tarafından masaya yatirılmalı ve yine uzmanlarca belirlenen bir tartışma çerçevesi içinde makul ve olası tüm anlamlarıyla irdelenmelidir. Herkesin bilim adamı, herkesin bilim felsefecisi, herkesin din âlimi, herkesin futbol yorumcusu olduğu bir toplumda “gerçekten uzman aydın” bulma imkânımız gittikçe azalacaktır (azalıyor da). Meydan, gün geçtikçe kıymeti kendinden menkul akülü aydınlara kalacaktır. Dolayısıyla artık anlamsız kelimelerin havada uçuştuğu bir “söz yitimsel kakofoni” ortama hâkim hale gelecektir. (Tanıdık geliyor mu?) En sonuncu ve belki de en önemli yol ise “lisan” dediğimiz aracın tabiatını anlamaktan geçer. Kullandığımız tanım ve kelimeler genellikle tek bir anlama gelmez, bu kelimelerin tek doğru anlamı da bizim bildiğimiz anlamı olmayabilir -ki genellikle de durum budur-. Koşullara, bağlamlara ve kişilere göre aynı kelimeler, farklı anlam bulutlarını ifade etmek için kullanılabilir. Bunu bildiğiniz takdirde, kelimeler üzerinde kopan kavgalardan fayda ummanın da ne kadar boş bir beklenti olacağı kendiliğinden ortaya çıkar.
Sayfa 30 - tutikitap
Dil Bilim
Lisan
Oliver Sacks, “Sesleri Görmek (Seeing Voices)” adlı kitabında 11 yaşındaki Joseph adlı bir hastanın durumunu anlatıyor. Önceden zekâ özürlü zannedilen Joseph'in, sonradan sadece işitme engelli olduğu ortaya çıkmış. Çocuk üzerinde yapılan çalışmalardan sonra Sacks şunları söylüyor: “(...) Joseph görüyor, ayırt ediyor, sınıflandırıyor ve kullanıyordu. Algısal sınıflandırma ve genellemeyle ilgili herhangi bir sorunu yoktu. Fakat görünüşe bakılırsa bunun çok ötesine de geçemiyordu. Soyut fikirleri aklında tutamıyor, planlayamıyor,oynayamıyordu. Görüntüler, hipotezler yahut olasılıklarla başa çıkamiyor, hayalî veya mecazî bir dünyaya giremiyordu. Şimdiye sıkışıp kalmış, düz anlama ve anlık algılara kıstırılmış gibi bir hali vardı.” Görünen o ki Joseph, işitemediği için bir dil geliştirememiştir ve dil geliştiremediği için de yüksek zihinsel işlevlerinin birçoğunu yerine getirememektedir. Bu örnek bize, zihinsel işlevlerin kullanılmasında lisanın ne kadar merkezî bir rol oynadığını bir kez daha gösteriyor.
Sayfa 24 - tutikitap
Dil Bilim
Reklam