Alper Gencer – Ah!
sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
**
kırışır seni beklemekle geçen zaman
belki hiç
gelmezsin!
**
yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı:
bir renksiz kanatlı kelebek olmak!
neyin temrinisin ey hayat?
kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı?
**
kıyam et! bağrımdan alıp da yürü
sesimin şeriki olmuş bu çocuk
bir çocuk bezmi elestten beri
yürürlüğe konulmuş temsili bir pak.
**
al işte bedenimden söküp de çıkar
bulamadım nerede saklıdır o dert?
**
güneş gözlerine bandı mı ışığı
vakit aydınlıktır renginle o sıra
ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki...
**
tozu dumana katmanın becerisinde:
“yine hangi rüzgârın emrine amadesin?”
**
bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz
dertler giderek silahlanıyor
Ey sen, aydın ateşin aydın ruhu! Bir zamanlar ben, bu denizlerde sana tapan bir Perstim. Sana taparken, öyle yakmıştın ki beni, damganı hâlâ üstümde taşıyorum. Seni artık biliyorum, aydın ruh! Artık biliyorum ki, sana tapmanın en iyi yolu, meydan okumaktır sana. Sen ne sevgiden hoşlanırsın ne de saygıdan. Kin istersin sen; öldürürsün her şeyi. Korkusuz bir aptal değildir şimdi senin karşında duran. Senin sessiz ve, sınırsız gücünü yadsımıyorum. Ama beni bir deprem gibi sarsan şu ömrümün son nefesine dek, senin amansız gücünle çarpışacağım; sana kayıtsız şartsız boyun eğmeyeceğim. Bu kişiliksiz dünyada, kişiliği olan biri var şimdi karşında. Ben bir zerreyim olsa olsa. Ama nereden gelirsem geleyim, nereye gidersem gideyim; ben bu yeryüzünde yaşadıkça, içimdeki kral kişiliği de yaşayacak ve krallık yetkilerini isteyecek. Gelgelelim, savaş acılara götürür insanı; kin de mutsuzluğa. En düşkün kılığına bürünüp, sevgiyle gelsen, önünde diz çöker, seni kucaklarım. Ama en yüce kılığında, gerçeküstü bir güç olarak geldin mi, üstüme dünyalarla yüklü filoları salsan bile, beni gene de yıldıramazsın. Ey aydın ruh, beni ateşinden yarattın. Ve ben, ateşin öz evladı olarak ateşi geri üflüyorum sana.