İnsanlardan kaçışım, içimden geçenlerin en küçük bir parçasını bile etrafıma sezdirmekten çekinişim bana sebepsiz ve manasız görünürdü. Zaman zaman beni saran hüzünlerin, hayat bıkkınlıklığının bir ruhi hastalık alameti olmasından korkardım.
İstikbalime dair içimden fena işaretler almaya başladım. Üstüme devamlı bir melânkoli çöktü, her an susturan ve sarartan o derin elemlerden biri ki, beni kendi içimden de uzaklaştırıyor, ruhumu haritasını bilmediğim ıssız adalara götürüyor, beni kendi hudutlarımın dışına sürüyordu.
Hindistan'da yaşayan İngilizlerle her karşılaştığımda "o memleketten hemen kaçmak geliyor içimden. Hindistan'da kalmayı katlanılır kılan felsefi huzuru sadece rahat bungalovumda, güllerimin, atlarımın ve kelebeklerin arasında buluyorum. Kalküta'da, "karanlık çökünce çok sert bir soğuk" vardı; Churchill üşüttü. Ama kenti görmüş olduğu için, "Papa'nın Lizbon'u görmekten duyduğu memnuniyete benzer bir nedenle, yani ‘orayı bir daha hiç görmek gerekmeyeceğinden' ötürü" memnundu.
Kilise kırılan çanlar camiler uzayan minare
Renkli pencerelerden içeri giren ışık
Kurşunu kıran mermeri yaran ışık
Mum diken namaz kılan kalabalık
Aynı tehlikede erimiş
Heykel insan ve deniz
Cambaz altından ip kaçırmak isteyen insanlık
Ben ben ben bütün bunların dışına çıktım
En soğuk sularda yıkanmış gibiyim
En soy arap atlarına binmiş gibi
İçimden bir aysberg geçiyor
Eskimoları otobüs duraklarında aştım
Liman eksilen parçalanan denizi tut kurutma
Şehir kuruyan karıncaları topla
Sıcakta kuruyan ağımın ortasında
Ben üç bin yıldır seni arıyorum
Kapılara sığmıyor umutsuzluğum
Lağım kokuları gibi, çirkef gibi kederliyim
İçimden dünyayı ipe çekmek geliyor
Cümle yıldızlar şahidim olsun
Yapmazsam adam değilim!