Açıklık, dürüstlük, güven ve işbirliğinin düşük olduğu ortamlarda savunmacı tavır egemendir ve tartışmalar sonuç doğurmaz. Böyle bir ortamda bireyler kendi dediklerini yaptırmaya çalışır ve "haklı çıkma" gayreti içinde olur. Açıklık, dürüstlük, güven ve işbirliği orta düzeyde olduğunda saygılı iletişim, riyakâr saygıdan söz edilebilir. Bu durumda karşılıklı tavizler söz konusudur. "Doğru olmadığını biliyorum ama şimdi söyleyip ortalığı bulandırmayayım," görüşü hâkimdir. Bu bir anlamda "sessiz anlaşma”dır. "Sen benim sınırıma girme, ben de senin..." anlayışı Türkiye'de hem özel hem de kamu sektöründe çok yaygındır. Kibarlık maskesiyle kişiler, diğerlerini kendilerinden uzak tutar. Açıklık, dürüstlük, güven ve işbirliğinin yüksek olduğu ekiplerde ise işe ve fırsatlara dönük sinerjik ilişkiler kurulur. Uzlaşma, galip-galip ilişkisi bas-kındır. Bu tür gruplarda ilişki çatışması değil, iş çatışması yaşanır; bu da kurumun amaçlarını gerçekleştirmesine imkân verir.
demek bir kendimi alır yürürüm uçurum
bu yerler bağdaş kurup otursam yerleri
bu yerler bir kimse konuşmasa
seyrelsem ve genişlese genişlese ova
ayaklarım olmasa kurtulurum sanırdım
yürüdüm sanrı içinde bir kırmızı demire vardım
"Nasıl bir şey aşk?"
"Aşk, seni bir taş yapıp kuyuya atan kuvvet. Ne kuyunun dibini biliyorsun, ne de neden oraya atıldığını. Bildiğin tek şey, uçsuz bir karanlığın içinde nereye çarpacağını bilmeden, son
sürat düşüyot olduğun..."
Başarı arzularıyla iradesinin zayıflığı arasındaki orantısızlığı acı acı hissetmemiş bir öğrenci var mıdır? Hocalarımız bize, özgürsünüz diyorlardı. Biz de umutsuzluk içinde bu beyanın yalan olduğunu hissediyorduk. Hiç kimse bize iradenin yavaş yavaş kullanıldığını öğretmiyor, hiç kimse nasıl kazanıldığını öğrenmeye akıl etmiyordu. Hiç kimse bizi bu mücadeleye hazırlamıyor, hiç kimse bizi desteklemiyor, biz de gayet doğal bir tepki ile Taine’in ve kadercilerin çocukça öğretilerini coşkuyla kabulleniyorduk; en azından onlar bizi de sel ediyor, mücadelenin Yararsızlığı karşısında tevekkül telkin ediyorlardı. Biz de tembelliklerimizi avutan bu öğretilerin yalanını hissetmemek için kendimizi uyuşturarak yoldan çıkarılmaz sakin sakin izin veriyorduk. 
Bizi tekrardan kurtarabilecek tek şey , hakikatin, gerçeğin bütün sonuçlarıyla birlikte kabul edilmesidir. Anne babalarımızın bize ettiklerini mümkün olduğu kadar doğru bir şekilde anladıktan sonra, artık onların yanlışlarını tekrar
etme tehlikesiyle karşı karşıya kalmayız. Aksi halde, yetişkin olmak ve kendi hayatımızı huzur içinde yaşamak
istiyorsak, bizi istismar eden ebeveynlerimize duyduğumuz
çocuksu bağı koparabileceğimiz ve aslında koparmamız gerektiği fikrine bütün gücümüzle direnir ve otomatik olarak yaşadıklarımızı tekrar ederiz.