“Pek azıımızın farkına vardığı müthiş bir körlük süreci yaşanıyor. Bu bakmanıza ve görmenize izin veren, bakmadan görmenize ise izin vermeyen bir körlük biçimidir. Oysa eskiden böyle yapılırdı. Şeylere bakmadan görürdünüz. Ne var ki, günümüzde her şey kopyalama/suretini gösterme işlemi tarafından zehirlenmekte ve içtepisel olana bir son verilmektedir. Zaten köy, kır gibi yerlerin bir köy ya da kır manzarasına yani kendi kendinin yeniden canlandırılmış haline dönüşmesi de bu şekilde olmuştur…”
Şunu en baştan anlamakta fayda var: Herhangi bir felsefe veya teolojik fikirler örgüsü veya teolojik kavramlar öne sürmüyorum. Bence bütün ideolojiler ahmakça. Önemli olan, bir hayat felsefesi değil, günlük hayatımızda -hem görünür olanında, hem de iç dünyamızda- neler olup bittiğini gözlemlemektir. Neler olduğunu iyice yakından gözlemler ve incelerseniz, hayatımızın akıldaki kavramlar üzerine kurulu olduğunu görürsünüz, ama varlık yalnızca akıldan ibaret değildir; akıl sadece bir parçadır; bu parça ne kadar zekice oluşturulmuş, ne kadar eski ve geleneksel olursa olsun, varlığın sadece küçük bir parçasıdır, oysa bizim ele almamız gereken hayatın bütünüdür. Dünyada neler olup bittiğine de bakarsak aslında iç ve dış süreç diye iki ayrı şey olmadığını anlamaya başlarız; sadece bir tek, üniter bir süreç vardır, bu bütün, topyekün bir harekettir; içteki hareket dıştaki hareketlekendini ifade eder, dıştaki de yine içtekine tepki verir. Bence tek ihtiyacımız olan buna bakabilmektir çünkü bakmayı bilirsek, her şey çok net bir hal alır, bakmak için de felsefeye, öğretmene ihtiyaç yoktur. Kimsenin size nasıl bakacağınızı söylemesine gerek yoktur. Sadece bakarsınız.
O zaman, bu tablonun bütününü, sözde değil, gerçekten görünce, kolayca, birdenbire, kendinizi değiştirebilir misiniz? Asıl mesele budur. Ruhta tam bir devrim gerçekleştirmek mümkün müdür?
Dinleyebişeceğim bir dış ses olmasını isterdim. Ama hep dıştakilere kulak verenlerin hali ortada. Benim sorunum dıştakilere sağır olmam, diğerlerini de içtekine sağır olması
Bu ittifak, işte böyle bir ittifak! Türkiye, bu ittifak sayesindedir ki 80 yıllık kazanimmalarından bir bir uzaklaşıyor, uzaklaştırılıyor. Kendisini kendisi yapan neyi varsa onları birer birer silkeyip atıyor ve 'yeni donanımlar' kazanıyor. Mümtaz Soysal, üçlü ittifak ile Türkiye'nin
nerelere getirildiğine şu sözlerle dikkat çekiyor: "İttifak, içteki niyet sahipleri ile dıştaki hesapları yapanlar arasındadır: İçtekiler niyetlerini gerçekleştirmek ve karşı çıkanları zayıflatmak için dıştakileri kullanmakta, dıştakiler de hesaplarını gerçekleştirmek için içtekilerin niyetlerine yardımcı olmaktadır." (Cumhuriyet, 2 Ocak 2004)
Son derece heyecanlandırılabilir, içtepisel, tutkulu, kaypak, tutarsız, kararsız ve bunun yanı sıra eylemlerinde aşırılıklara son derece hazır, sadece daha kaba tutkulara ve sıradan duygulara açık, olağanüstü bir şekilde telkine yatkın, düşüncelerinde umursamaz, kararlarında haşin, sadece en basit ve en kusurlu kararları ve kanıtları kavrama becerisine sahip, kolay yönlendirilebilir ve sarsılabilir, özgüvenden, özsaygıdan ve sorumluluk duygusundan yoksundur ancak mutlak ve sorumsuz bir güçten beklenildiği gibi güçlülüğünün bilinciyle tüm suç eylemlerine sürüklenmeye hazırdır.