“ Aşkı tanıyınca insan olduğumu hissetmeye başlamıştım. Fahişe iken karşılıksız hiçbir şey vermez, hep alırdım. Ama aşık olunca bedenimi, ruhumu, aklımı ve tüm çabamı düşünmeden verdim. Asla bir şey beklemedim, sahip olduğum her şeyi verdim, kendimi tümüyle bırakıp bütün silahlarımdan, tüm savunmalarından arınarak çırılçıplak kaldım .”
Michael Pollen'ın How To Change Yoğur Mind adlı kitabında yazdığı gibi, psilosibin alanların çoğu, deneyimlerini modern biyolojinin mekanistik terimleriyle, beyinlerinde dolanan moleküllerle yorumlamaz. Tam tersine, Pollan'ın görüştüğü birçok kişi "başlangıçta katı materyalist ya da ateist iken, bazıları yaşadıkları mistik deneyimler sonucunda bildiğimizden fazlasının, fiziksel evreni aşan öte bir şeyin var olduğuna dair sarsılmaz bir inanç beslemeye başlamıştı". Bu etkiler bir bilmeceyi de beraberinde getirir. Derin mistik deneyim başlatabilen bir kimyasal, öznel dünyalarımızın altında beynimizin kimyasal etkinliğinin yattığını, ruhsal inançlar ve ilahi tecrübeler dünyasının bir maddeden, biyokimyasal bir olaydan kaynaklanabileceğini savunan hakim bilimsel bakış açısını destekler görünmektedir. Ne var ki Pollan'ın da işaret ettiği gibi bu deneyimler, insanları dinsel inancın özünü oluşturan maddesel olmayan bir gerçekliğin var olduğuna ikna edecek denli güçlüdür.
Allah'ı anmak için ne bekliyorsun. Dert mi... Sıkıntı mı? Versin! Henüz Allah'a kavuşmadı isen... Kendine bir dost bul. Dostunda kendini bul... Kendinde, benliğini gör. Bak aynaya dostum.
Ayna, sana kim olduğunu söyleyecektir.
Ellerin, ayakların, uzuvların... Hepsi zikre hazır iken. Ne ile besler durursun nefsini... Zulmetme kendine, isyanın sonu yok! Ölüm diye bir gerçeklik var. Mezarda mı? Allah'ı anmayı düşündün. Vakit geç olmadan, vakti vereni zikreyle... Allah'ı bul.
Bazı insanlar kitap gibidir.
Kimisi kapaktan ibarettir, bakar geçersin.
Kimisi birkaç sayfadır, okuyup seçersin.
Kimisi de, bir hazinedir... İçinde, neler gizli merak edersin. Ömür geçmekte, Hazinesi az olan memlekette... Hazineler yetiştirmek ümidiyle. Çocuklara ve Gençlere sahip çıkalım. Günlerin en hayırlısı olan, Allah'ı zikrettiğimiz bugünümüz... Hayırlı olsun. Vesselam.
16 büst arasında Atatürk'ün büstü de var ve galiba sahibine en çok benzeyen de bu. Atatürk'ün büstü bize, İstanbul Üniversitesi Merkez Binası'nın bahçesindeki Atatürk heykelini hatırlattı. Görenlerin bildiği gibi heykel erkek ve kız iki üniversiteli öğrencinin ortasında Atatürk'ü göstermektedir. İşin garibi öğrencilerin atlet kılığında, Atatürk'ün ise entarili olarak tasvir edilmiş olmasıdır. Her şeyden önce bir asker olan Atatürk'ü gecelik denecek çirkin bir kılıkla, eski Asurî ve İran hükümdar röliyeflerindeki şekillere benzeyen biçimde canlandırmak hem Türk Milleti'ne, hem de onun hâtırasına saygısızlıktır. Bunu bir zamanın Talebe Derneği İdare Heyeti'nin yaptırdığı söyleniyor. Üniversite öğrencisi deyince akla atlet veya atlet kılıklı gençler gelmez. Atatürk deyince de ya kumandan, ya da sivil elbiseli devlet adamı gelir. Hakikat bu iken atletli, entarili heykelleri oraya dikmekteki sebep nedir? En hafifi: Düşüncesizlik. Rektörlüğün dikkatini çekerim: O çirkin heykeli indirsin.
Yeri yaratan Allah iken, göğü yaratan ve muazzam kılan Allah iken, bizleri ve bütün canlıları muhteşem bir surette vücuda getiren Allah iken; rızkımızı veren, işlerimizi kolaylaştırıp yoluna o koyarken ve daha nice sayılamayacak nimetleri bizler için o takdir ederken, O'na hükmünde ve idaresinde ortaklar kılmak en büyük zulümdür.