(Manen) ölü (durumunda) iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar içinde (doğru dürüst) yürüyeceği bir nur(-u iman) verdiğimiz kimse, (küfrün) karanlıklar(ı) içinde kalıp ondan hiç çıkamayan kimse gibi olur mu? İşte kafirlere, yaptıkları yine de süslü göründü. En'am 122.
"Uyuduğun zaman ölümü başının altına koy. Hangi işi yaparken ölmek hoşuna giderse onu yapmaya koyul.
İçinde iken ölümün sana gelmesini istemedigin şeyleri terk et. Şunu bil ki,çok kez ölüm sana yapmak istediklerinden daha yakındır; onlara ulaşamadan ölürsün"
Kalb-i insan, her vakit yaralanıyor. Elleri yapıştığı şeylerle, o şeyler gidip ellerini paralıyor, belki koparıyor. Daima ızdırab içinde kalır, yahut gaflet ile sarhoş olur. Madem öyledir, ey nefis! Aklın varsa, bütün o muhabbetleri topla, hakikî sahibine ver, şu belalardan kurtul. Şu nihayetsiz muhabbetler, nihayetsiz bir kemal ve cemal sahibine mahsustur. Ne vakit hakikî sahibine verdin, o vakit bütün eşyayı onun namıyla ve onun âyinesi olduğu cihetle ızdırabsız sevebilirsin. Demek şu muhabbet, doğrudan doğruya kâinata sarfedilmemek gerektir. Yoksa muhabbet en leziz bir nimet iken, en elîm bir nıkmet olur.
65. "....İzni olmaksızın yerin üzerine düşmesin diye göğü O tutuyor. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir."
Kuran pencerisinden bakıldığında kütleçekimi, atmosfer basıncı veya merkezkaç kuvveti gibi fiziksel yasalar kendi kendilerine var olmamıştır. Sünnetullah dediğimiz bu kuralları koyan ve onları her an işler halde tutan doğrudan yaratıcının kendisidir. Dolayısıyla Allah’ın koyduğu yerçekimi yasası sayesinde gök cisimlerinin dengede kalması, bilimsel olarak bir "fizik kanunu" iken, teolojik olarak "Allah'ın o kanun vasıtasıyla göğü tutması" anlamına gelir.