Allah, insanların önüne iki beyt koymuştur. Biri, maddi beyttir ki o
Kabe'dir. Digeri ise manevi beyt olup Rabb'in beyti olan kalptir.
Kalp evi, Rabb'in nurundan boş kalınca, maddi beyti ziyaret etmeye
iştiyak duyar. Kalp beyti, içinde yerleşenin (Rabbinin) nuru ile mamur
olunca, başkası için bir kıble hükmünde olur. Artık bu kalbin Rabbinin
nurundan başkasına yönelmeye ihtiyaç olmaz; tam aksine o, kendisini
ilahi varidatların ve nurların tavaf ettiği, ilahi marifet, ilim ve sırların
her yandan kuşattıgı bir kabe olur. Sonra bu kalp, kainatın kutbu olur;
halk her yönden ve mekandan ona akın akın akar gelir. Bu haldeki bir
kalp, bütün kainat kendisini tavaf ederken o, maddi kabeyi ziyarete nasıl iştiyak duyar?
Allah kendisine rahmet etsin, Hallaç demiştir ki:
"Ey O'nu sevdiğim için beni kınayan kimse! Eğer benim O'ndan
gördüklerimi sen de görseydin beni kınamazdın! İnsanların haccedecekleri yerleri vardır; benim haccedecegim ise gönlümde yerleşen sevgilidir. Kabe'yi ziyaret edenler, götürdükleri hayvanları kurban ederler; ben ise canımı ve kanımı kurban ederim."
(Abdurrahman-ı Fasi), Haşiye'de "Kim oraya girerse emin olur ... "
ayetinin tefsirinde demiştir ki: "Aynı şekilde kim, Allah'ın velilerinden
bir velinin gönlüne girerse o da azaptan emin olur. Hiç şüphesiz arifin
kalbi, Hakk'ı murakabe ve müşahedelerin gerçekleştiği bir harem bölgesidir."