Açıklama ileti de olacak , sakin olun
Hz. Peygamber (s.a.v.), bir Ramazan veya Kurban Bayramı günü namazgâha çıkar. Namazı kıldırıp hutbe verdikten sonra kadınların bulunduğu bölüme geçer. Onlara hitap ederek sadaka vermelerini, iyilik yapmalarını tavsiye eder. Bu esrada neşeli, bayram havası içinde geçen bir diyalog yaşanır. Efendimiz şöyle buyurur: ​"Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz, istiğfarı çok yapınız. Çünkü ben cehennemliklerin çoğunun sizler olduğunu gördüm." ​Orada bulunan iradesi güçlü, zeki bir kadın (Cezlâ) sorar: "Ya Resulullah, biz ne yaptık da cehennemliklerin çoğu bizden oluyor?" Hz. Peygamber cevap verir: "Çünkü siz çokça şikayetçi olur (veya lanet eder) ve kocalarınızın iyiliklerine karşı nankörlük edersiniz. Akıl ve din yönünden eksik olanlar arasında, ihtiyatlı ve aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen (etkileyebilen) birini görmedim." ​Kadınlar tekrar sorar: "Aklımızın ve dinimizin eksikliği nedir ya Resulullah?" Efendimiz şu cevabı verir: "İki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olması aklın eksikliğinden; hayız (regl) dönemlerinde günlerce namaz kılmaması ve Ramazan'da oruç tutmaması da dinin eksikliğindendir."
Sonu gelmeyen işler ve ileti
Kıyaslanmak. Günümüzde erkeğin en büyük kabusu bu herhalde. Hiçbir nesnel ölçütü olmayan bir sabiti kişilik kuruluşunun tam ortasına, çekirdeğine yerleştirmişler, sevgiyle ilişkisini iktidar dolayımından geçirmişlerdir bir kere. Artık hayatı kıyaslanınaktan korkarak geçecektir. Biraz büyüyüp de bu korkuyu hissetmeye başlayan her heteroseksüel erkek, inanılmaz bir güvensizlikler dünyasında yaşamaya başlar. Her "öteki" erkek şüphelidir, rakiptir, düşmandır. Zifaf gecesi bir kabustur. Ya bakire değilse; yani ya daha önce cinsel ilişkisi olmuşsa; yani ya daha önce başka erkek(ler) tanımışsal Sorular bitmek bilmez: Ya öteki erkeğin/erkeklerin penisi daha büyüksel Bir ilişkiye giriyorsunuz ve daha ilk günden iktidarı fallusu var cismi yok bir öteki erkeğe kaptırmışsınız. Üstelik karşınızda sizin zaafınızı, kıyaslanma korkunuzu bilen, kıyaslamayı yapacak malumata da sahip olan bir "toptan öteki", yani kadın var. Şimdi gel de bu kadın üzerinde iktidar kur! İşte bu yüzden erkek, arzu nesnesi karşısında "biricik özne" olmaya mecbur hisseder kendini. Onun bir erkek olarak varlık koşuludur bu. Biricik özne konumunu kaybettiği zaman ölümle karşı karşıya gelir; doğrudan ya da dolaylı olarak. "Öteki" erkek daha uzun ya da daha kısa, daha kıllı ya da daha kılsız, daha şişman ya da daha zayıf, daha yakışıklı ya da daha çirkin, daha yumuşak ya da daha sert, daha zeki ya da daha aptal, daha entelektüel ya da daha cahil, daha şu ya da daha bu olabilir. Tüm bu "daha"ların sembolik iktidar evreninde toplanıp geldiği nokta "daha büyük ya da daha küçük" ikilemi. Bir "daha"daki üstünlük, diğer "daha"daki yetersizlik tarafından dengelenebilir. Ancak topyekün iktidarın sembolü fallustur; onu dengeleyecek unsur bulmak da çok zor. Bu ikilemin bir çözümü yok, çünkü büyüklüğün nesnel bir
Sayfa 67·Kitabı okudu
1000Kitap
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Demiryolunun "ileti"si taşıdığı kömür ya da yolcular değil, yeni bir dünya görüşü, yerleşim alanlarının yeni statüsü vbdir. TV'nin "ileti"si aktardığı imgeler değil, dayattığı yeni ilişki ve algılama tarzları, ailenin ve topluluğun geleneksel yapılarının değişimdir. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarının hakikati şudur: Kitle iletişim araçlarının işlevi dünyanın, yaşanan, benzersiz ve olaysal karakterini silip onun yerine, oldukları halleriyle birbirine türdeş, birbirlerini anlamlandıran ve birbirlerine gönderme yapan bir araçlar evrenini geçirmek için nötr hale getirmektir. Aslında, iletişim araçları karşılıklı olarak birbirinin içeriği haline gelir ve işte bu, tüketim toplumunun totaliter iletisidir.
İlk olarak fizyoloji, gürültünün gerçek bir silah, bir kötülük yapma aracı olduğunu gösterir. Seslerin frekansları belli bir eşiğin üzerine çıktığında, ki bu seksen desibellik bir şiddete denk gelir, kulak zarar görebilir, hatta tamamen harap olabilir; gürültü bunun dışında zihinsel yeteneklerin körelmesine, solunumun ve kalbin hızlanmasına, hipertansiyona, sindirim sisteminin yavaşlamasına sebep olur. Bir sonraki etaplarda nevroza, konuşma bozukluklarına, daha da ötesinde ölüme yol açabilir. Daha sonraları, telekomünikasyonun gelişmesiyle birlikte bu gürültü kavramını (daha ziyade mecaz-ı mürselini) yeniden ele alan bir bilgi teorisi üretildi ve bu, her çeşit iletiyle bağdaştırıldı. “Gürültü”, belirli bir reseptör için, bir iletinin alımını engelleyen bir sinyale -o reseptör veya bir başkası için anlam taşısa bile-verilen isim oldu. Gürültü, her şeyden önce bir mesajı dinlemeyi zorlaştıran basit bir sestir (belirli frekanslarda ve farklı yoğunluklarda yayılan saf sesler topluluğu). Bu gürültü sesli olabilir, fakat telekomünikasyon ağında aktarılan bir veri de olabilir, hatta bir hücreye aktarılan kimyasal bir ileti. Bir mesajın kendisi de, başka bir mesajın alımını zorlaştırıyorsa gürültüye dönüşebilir.
"En büyük düşmanımız bedenimizdir" diye yazar Alfonso de Liguori; 19. yüzyılın ilk yarısında ahlaki tanrıbilimin yumuşamasında onun etkili olduğu düşünülmektedir haklı olarak. Bedenini "cesedi" olarak gören Ars papazının "o amansız bağnazlığı" 19. yüzyıldaki pek çok Hıristiyanın benimsediği "çileci tavrı" yansıtır. O dönemde, seçkin ruhlar için, dünya isteklerinin önüne geçilmesi yeterli olmaz. Söz konusu olan "doğayı ve bedeni sürekli olarak engellemek"tir, oysa aynı süreçte, insanın doğal tarihi ve tıp bilimi, Aydınlanma Çağının izinde, bunun tam tersi bir ileti vermektedir.
Beden Üstünde Kesişen Bakışlar/ Dinin Etkisi/Çileci Tavır·Kitabı okudu
Öfkemiz incindiğimizi, haklarımızın ihlal edildiğini, gereksinimlerimizin ya da isteklerimizin doğru şekilde karşılanmadığını ya da sadece işlerin yolunda gitmediğini gösteren bir ileti olabilir.
Sayfa 7·Kitabı okudu