10/10
·160 syf.·
2026 51. kitabı
Bismillah... Mehmet Görmez hocamız, zatında ve dünyada anlam aramaya çalışan, kendini "diğerlerinden" ayrıştıran gençlere aynı gemide olduğunu müthiş bir özeleştiri ile anlatmış. Kitabımız ismi ile müsemma olduğu üzere, gençliğin anlam krizlerine bir reçete niteliği taşıyor. Yanılgı oluşturmama adına kitabın "modern" asırda yaşayan herkesin karşılaşmakta olduğu problemleri ele aldığını belirtmek isterim. Kitabımız bir yandan bilginin metalaştığı, ilmin bir imaj haline geldiği dijitalleşen dünyada bilgi anarşisinden sıyrılıp hakiki bilgiyi elde etmenin yollarını öğretiyor; diğer yandan ademiyetten insaniyete yükselmenin sırlarını fısıldıyor. Sanal dünyada hayayı, din tartışmalarında vahdeti öğütlüyor. Kıymetli hocamız, özellikle dinî hususlarda kullanılan yanlış söz ve fiiliyatın sebebiyet verdiği "anlamsızlaşma" duygusunun önüne geçebilmek adına okumaya, araştırmaya ve değerlendirmeye yönlendiriyor. Ele alınan sorunların ve yorumların böylesi güncel ve hikmetli olması beni oldukça etkiledi. Hocamızın kullandığı üslup ve derin ilminin getirdiği farklı bakış açıları ziyadesiyle ufuk açıcı. Muhakkak okunup üzerinde değerlendirme yapılması gereken bir eser.
Din
Gençliğin Anlam ArayışıMehmet Görmez · Otto Yayınları · 2021491 okunma
Puan vermedi·779 syf.··
2026 25. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 18:28
Budala, okuyucuya yalnızca "budala" bir adamın öyküsünü sunmakla kalmaz; özüne inildiğinde 19. yüzyıl insanına batılılaşma ve modernleşme üzerinden çarpıcı mesajlar verir. Bu dönemde Rusya, Batı Avrupa etkisinde kalmış, toplum yapısı hızla değişmiş; modernleşme, sanayileşme ve kentleşme gibi sorunlarla toplumsal düzen sarsılmıştır. Romanda bu dönüşümün etkileri açıkça görülmektedir. Karakterlerin çoğu toplumdaki konumlarını yükseltme, maddi kazanç elde etme veya sosyal statülerini koruma çabası içerisindedir. Dostoyevski, bu durumun insan ilişkilerini samimiyetten uzaklaştırdığını ve bireyleri çıkar odaklı bir yaşam anlayışına sürüklediğini gösterir. Modernleşmeyle birlikte insanların manevi değerlerden uzaklaşması, romandaki birçok trajedinin de temel nedenlerinden biri olarak sunulur. Romanın başkarakteri Prens Mışkin ise bu dünyanın karşısında duran bir simge konumundadır. O, insanları maddi durumlarına göre değerlendirmez; her zaman sevgisi, saygısı, affediciliği ve merhametiyle ön plandadır. Böylesi bir dünyada herkesten farklı özelliklere sahip olmak, çevresi tarafından anlaşılamamasına ve bir "budala" olarak görülmesine neden olur. Bu durum, modern toplumun ahlaki değerlerden ne kadar uzaklaştığını açıkça yansıtmaktadır. Kapitalizm Kıskacında İnsan İlişkileri ve Metalaşma Kapitalizmin temel özelliklerinden biri, ekonomik çıkarın toplumsal ilişkiler üzerinde belirleyici hale gelmesidir. Budala romanında da birçok karakterin davranışı ekonomik kaygılarla şekillenmektedir. Özellikle Gavrila Ardalionoviç İvolgin (Ganya) karakteri bu durumun en belirgin örneğidir. Ganya, Nastasya Filippovna ile evlenmek istemektedir; ancak bu isteğin temelinde sevgi değil, ekonomik kazanç ve sosyal yükselme arzusu yatar. Bu durum, evlilik kurumunun bile ekonomik hesapların bir
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,6bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 207. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 14:21
Roma tarihinin en ünlü kesitini yorumlayan Shakespeare doğaüstü motiflere neden böyle çarpıcı bir rol vermiştir oyunda? Bu durumu, eleştirmenlerin çoğunun yaptığı gibi, ortaçağlardan miras kalan mikrokozmos/makrokozmos kavramlarıyla, yani insan dünyası ve evren arasında paralel- lik kurma alışkanlığıyla açıklamak yeterli midir acaba? Doğal dengelerin bozulduğunu simgeleyen fırtına ile suikastın devlet düzeninde meydana getirdiği kargaşa arasındaki bağ yadsınamaz kuşkusuz. Ancak başlıca karakterleri tarih kitaplarından tanıdığımız, "gerçek” kişiler olan bu oyunda, fe- laketleri önceden haber veren doğaüstü işaretlere böyle güçlü bir vurgu yapılmasının başlı başına ironik bir işlevi olsa gerek. Oyunun vurgu yaptığı diğer bir nokta ise görüntü ile ger- çek arasındaki olası karşıtlıktır. Shakespeare'in Romalıları, dünyaya yansıttıkları imaj konusunda son derece duyarlıdırlar. Bu da beraberinde rol yapmayı getirir; insanların karşısı- na uygun bir yüz takınarak çıkmayı gerekli kılar. Oyundaki karakterler birer "oyuncu” olduklarının bilinciyle hareket etmektedirler. Brutus'la Cassius oynadıkları rollerle tarihe geçeceklerine, gerçekleştirdikleri eylemin adlarını ve ünlerini ilelebet yaşatacağına inanırlar. Dahası, kendilerinin Roma tarihinde oynadıkları dramatik rolün gelecekte aktörler tarafından tiyatro sahnelerinde canlandırılacağından emindirler:
Hayata Dair
Julius CaesarWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20215,9bin okunma
Puan vermedi·372 syf.··
2026 5. kitabı
Eskiden insanlar genellikle en ucuz ürünü almaya çalışırken, günümüzde bazı ürünlerde daha kaliteli ve prestijli olanları seçiyorlar. Çünkü insanlar sadece ürün satın almıyor, aynı zamanda kendilerini iyi hissetmek, mutlu olmak ve çevrelerine belirli bir imaj göstermek istiyorlar. Örneğin bir kişi günlük ihtiyaçlarında tasarruf yapabilir ama çok sevdiği bir kahve markasına, telefona veya kıyafete daha fazla para harcayabilir. Çünkü o ürünün ona daha kaliteli, özel veya değerli hissettirdiğini düşünür. Kitapta şirketlerin de bu durumu fark ettiği anlatılıyor. Firmalar, insanlara sadece bir ürün değil; kalite, konfor, mutluluk ve prestij duygusu satmaya çalışıyor. Bu sayede daha yüksek fiyatlı ürünleri tercih eden müşterilere ulaşabiliyorlar.
Trading UpNeil Fiske · Mediacat Yayıncılık · 201917 okunma
Aşkın Ticari Gerçekliği, Toplumun Sahteliği
Puan vermedi·517 syf.··
2026 17. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 31 Mayıs 2026 23:48
Kitaba başlarken beklentim çok daha farklıydı. Martin’in hayatındaki o büyük dönüşümü izlerken daha sürükleyici, ilham verici ve başarıya ulaşıldığında okuyucuya da o tatmin duygusunu yaşatacak bir akış bekliyordum. Roman, beklentimin aksine beni ciddi anlamda yordu. Martin’in açlıkla, bitmek bilmeyen reddedilişlerle mücadelesi ve sayfalar süren felsefi iç monologları okuma sürecini ağırlaştırdı. Fakat kitabı bitirdiğimde fark ettim ki bu yorgunluk, romanın başarısızlığından değil; aksine yazarın o ağır, bunaltıcı ve çaresiz atmosferi okuyucuya birebir hissettirme gücünden kaynaklanıyordu. Gelelim kitabın içindeki olaylara;Martin her şeye Ruth için katlanmıştı; açlığa, uykusuzluğa, aşağılanmaya... Kafasındaki Ruth imajı onun yaşama tutunma sebebiydi. O imaj yıkılınca, uğruna savaştığı her şey anlamını yitirdi ve geriye sadece katlanılmaz bir yalnızlık kaldı. Martin Eden kendini geliştirdikçe trajik bir şekilde yersiz yurtsuz kaldı. Eski işçi arkadaşlarından koptu çünkü artık onlarla konuşacak ortak bir dili kalmamıştı. Ait olmak istediği zengin ve elit sınıfın ise ne kadar sahte ve sığ olduğunu görüp onlardan da iğrendi. Sonuç; muazzam bir yalnızlık oldu. Hem toplumun sahteliği hem de en güvendiği aşkın ticari gerçekliği yüzüne bir tokat gibi çarpınca, Martin kendini o trajik sona götürdü. Çünkü her şeyi uğruna feda ettiği o "ilk yakıt" tükenmişti ve geriye sadece katlanılmaz bir varoluşsal boşluk kalmıştı. Başarıya, aşka ve toplumsal sınıflara körü körüne inanan herkesin, bu illüzyondan uyanmak adına okuması gereken ağır ama sarsıcı bir deneyim.
1000Kitap
Martin EdenJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025135,2bin okunma
Put kuyusu
3/10
·107 syf.··
2026 51. kitabı
Kitabın son satırı şu şekilde; Roma: Put kuyusu Köy kahvelerinde takılan emmiler gibi tüm heykelleri put olarak gormek... Koca Roma şehrine bu şekilde bir sığ bakış açısı... Köyündeki tezek yığınları ile Ankara'yı birbirine benzetmek... Cumhuriyet kötü Osmanlı'da hersey güllük gülistanlık gibi bi imaj... Tüm Orta doğunun ve Afrika'nın umudu Türkiye'ymiş falan filan... Birbirinden kopuk ve daldan dala atlanınan bölümler.
Batı NotlarıNuri Pakdil · Edebiyat Dergisi Yayınları · 20141,688 okunma