O kendisi, Dostoyevski, bizi kendisine yaklaştırmak konusunda asla elini kıpırdatmamıştır. Çağımızın diğer büyük ustaları iradelerini açığa vurdular. Wagner eserinin yanına programlı bir açıklama, polemik dolu bir savunma koydu; Tolstoy gündelik yaşamının bütün kapılarını sonuna kadar açtı, her meraklı girebilsin, her soru cevabını bulsun diye. Ama o, Dostoyevski, gayesini açıklamadı, taslaklarını yaratıcılığın korunda yakıp kül etti.
Ömür boyu suskun ve çekingen kaldı; varlığının bedensel, dışsal özelikleri hakkında çok az inandırıcı bilgi vardır. Sadece gençliğinde arkadaşları vardı, yetişkin adam yalnızdı: Kendini bireylere vakfetmek bütün insanlığa duyduğu sevgiyi küçültmek gibi geliyordu ona. Mektupları da sadece yaşamsal ihtiyaçlarını, işkence çeken vücudunun acılarını ele verir, hepsinin dudakları mühürlenmiş gibidir, bunlar ne kadar çok feryat ve imdat çağrısı olsa da. Hayatının birçok yılı, bütün bir çocukluğu karanlığın gölgesindedir ve bugün de hâlâ öyledir, içinde bulunduğumuz zamana hâlâ ateşli bakışlarla bakar gözleri, ama insani olarak tümüyle uzak ve kavranılamaz bir şey haline gelmiştir, bir efsane, bir kahraman, bir azizdir.
Sayfa 85 - İş Bankası Kültür Yayınları, 24. Basım, Eylül 2020 (Çeviren: Nafer Ermiş)·Kitabı okudu
"Aynı zamanda umutsuzlukların korkunç kederini de hissedeceksiniz. Belirsizlikler içinde kaybolmuş, boğulmuş halde çırpınıp duracaksınız. Dört bir yana, 'İmdat!' diye bağıracaksınız ve kimse cevap vermeyecek. Kollarınızı uzatacak, yardım almak, sevilmek, avutulmak, kurtarılmak için sesleneceksiniz ve kimse gelmeyecek.
Neden böyle acı çekiyoruz? Kuşkusuz ruhun icaplarına göre yaşamaktan çok maddenin icaplarına göre yaşamak için doğduğumuzdan; ama düşünülürse, gelişmiş zekamızın durumu ile hayatınızın değişmez koşullan arasında bir orantısızlık oluşmuş.
Sıradan insanlara bir bakın: Başlarına büyük felaketler gelmedikçe kendilerini mutlu sayıyorlar, ortak mutsuzluk onları etkilemiyor. Hayvanlar da bunu hissetmiyor."
Anladım. Bunu anlamak bütün hayatı kavramak demekti. Böyle hastalığın ilacı olamazdı. Sen, bedenim satırla doğranır, kanım küçük bir kamışla ağır ağır emilir gibi benden gidecektin. Bana düşen
O sahne ve uluma belki altmış küsur sene evvel olmuştu fakat ben hala o sarı köpeğin imdat isteyen, adeta çarmıha gerilmiş insan gibi etrafından imdat dileyen zavallı gözlerini bugünkü gibi görürüm. Bazen bir insan, bazen bir kurt gibi uluyup ağlıyordu. Lala bu sahneye güldü, yanımızdaki erkek çocuk köpek bağırdıkça ona nişan alıp taş yağdırıyordu.
İnsan cinsinde zaman zaman hasıl olan korkunç insiyakın kolektif ve canlı alameti işte budur. Bazen beni insan olmaktan utandıran sahnelerin birincisi bu hadisedir. Ondan sonra öğrendim ki hiçbir hayvan, işkencenin ve vahşetin verdiği zevke dayanarak başka hayvanları parçalamamıştır. Hayvanlar, bekaları için her türlü canavarlığı yapabilirler fakat hiçbir zaman bu, sadece bir eğlence değildir.