Saat dokuza çeyrek var. Artık müdürle kapıda karşılaşmaları olanaksız. İmza defteri de çoktan kaldırılmış olacak o daireye gittiğinde. Haşmet Hanım'ın karşısına dikilmesi gerekecek. Çizgi gibi incecik kaşları -kaşlarının yolunan yerleri hep kasap dükkanlarındaki iyi temizlenmemiş paket tavukları anımsatıyordu Recai Bey'e- ve ne kadar çok ruj sürse de büyütemediği incecik dudaklarıyla, karaya çalan sarı suratı, diplerinden akları fırlamış kıvır kıvır boyalı sarı saçlarıyla Haşmet Hanım, onu karşısında görmekten mutluluk duyacaktır.
"Ah ah ah.. Yine feneri nerde söndürdünüz Recai Bey?"
Suçlu suçlu gülümsemek zorunda. Bir gün, o ansızın patlayan karayel gibi öfkesi yükselip, suratının orta yerine tokadını indirinceye kadar. Er geç olacak bu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Yazarın görünürlüğü de değişti öyle değil mi? Eskiden okurlar yazarlara öyle kolayca ulaşamazdı.
İmza günleri bu yüzden değerliydi işte, bugün pazarlama aracına dönüştü, özü buharlaştı. Benim artık imza günü yapmayışımın nedeni bu. Okur bir kitabevine giriyor, bakıyor ortada bir masa, önüne kitaplarını dizmiş bir yazar. Hayata ekonomi penceresinden bakan okurun gözünde bu, kitabını satmak isteyen bir satıcı manzarası. Elbette sevdiği yazarlarla tanışmak, düşüncelerini paylaşmak isteyen nitelikli okurları tenzih ediyorum, onlar asla alınmasın ama okur kitlesinin çoğunluğu imza günlerinde bir alışveriş ilişkisi görüyor. Haksız da sayılmazlar, bazı imza günlerinin amacı tam da bu.
Eskiden okurlar yazarların yüzünü bilmezlerdi, hatta kadın mı erkek mi onu bile bilmedikleri ya da yanlış bildikleri olurdu. Selçuk Baran mesela, pek çok okuru erkek olduğunu sanırdı. Bazı tanıdıklarım Cağaloğlu'na giderler, yayınevlerinin önünde dolaşırlardı, belki sevdiğimiz yazara rastlarız diye. Ama bugün dünyanın devasa miktarda görsel imajlarla dönmesi, sosyal medya gibi yeni iletişim yollarının hayata hakim olması, okuru da yazarı da iletişim alanının aktörü haline getirdi. Okuryazar ilişkisi karşılıklı artık, okur tepkisini yazara anında ulaştırabiliyor. Bence bir yazar kitabının okur tarafından nasıl alımlandığını bilmediği ölçüde özgürdür. Eskiden bilmezdi. Benim anlayışıma göre bu iyi bir şeydi, okurunun ne beklediğini açıklıkla bilmediği için okurun istekleri yazarın aklını çelmezdi, yolundan döndürmezdi. Bugün özgür ve nitelikli bir edebiyatın peşinde olan yazarlar için okurun beklentisini bilmek baştan çıkarıcı olabilir.
Eğer insanın iç dünyasında nezaket, merhamet ve incelik varsa, bunun dışarıya da yansıdığına inanıyorum. Bence üslup yalnızca konuşma biçimi değildir; insanın taşıdığı ahlâkın dışa vurumudur. Çünkü kırıp dökmek kolaydır, asıl mesele incitmeden var olabilmektir. Bir Müslümanın sahip olması gereken en önemli hasletlerden birinin de nezaket olduğuna inanıyorum. İnsanlara karşı zarafetini koruyarak yürüyebilmek, belki de hakiki üslubun kendisidir.