inan ulusan

inan ulusan
@inanulusan
- Evlensin, kurtulur. -Universitede okuyor. - iyi ya, bıraksın okumayı falan, evlensin. Kızlarda sinir buhranları başladı mı evlendirmeli. Evli kadında başlarsa boşandırmalı. Birebirdir. Hani sen genellemelerden iğrenirdin? Genelleme değil ki bu. 'Daraltma' bile denebilir. Garsonu çağırıp bir şişe şarap daha istedi. Kalabalık meyhanede herkes bağıra bağıra konuşuyordu. Bardakları doldururken bir adam güldü. Yakınlarında birisi, '— Iyi etmiş. Bal tutan par- mağını yalar!' dedi. Arkasını işitemedi. Sadık sigara paketini ona uzatıp Ya sen? diye sordu. Görmeyeli neler yapıyorsun? Artık utanmıyordu. Söyleyebilirdi. - Ben çoğu geceler içiyorum, dedi. Şakağımdaki ağrıyı duy- mamak için, iştah açmak için falan diyorum ama değil, biliyorum. Bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. Belki kendi kendimden. Iki çeşit içen vardır. Biri, benim gibi, kurtu- luşu içkiden beklemenin utancıyla içer. Bir de şu çevrendekilere bak. Bunlar neden içiyorlar? Toplum içinde yaşamanın baskısını, yükünü hafifletmek için. Çekinmeden bağırmak, yüksek sesle gülmek için. Dışarda bağırmak, kahkaha atmak yasaktır. Sokak- ta hiç gülmemek için burda gülerler. Böylesi az içer. Ya ben? Içi- yorum da kurtulabiliyor muyum? Belki yalnız baş ağrısından... - Ya içmediğin zamanlar? O zaman ararım. - Hep arayacaksın sen. Ya resim, ya kitap... - Tutamak sorunu. Insanın bir tutamağı olmalı. - Anlamadım Tutamak sorunu dedim. Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz. Tutunacak bir şey olmadı mi insan yuvarlanır. Tramvaylardaki tutamaklar gibi. Uzanır tutunurlar. Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; ki- mi işine, sanatına Çocuklarına tutunanlar vardır. Herkes kendi
Sayfa 148
Düşünce
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İki saat sonra kalabalığın içinde, sinemadan bir dar sokaga çıkan sanki başka birisiydi. Düşünüyordu: "Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinema- dan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış . Salt çı- karını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor. Sokak sinema- dan çıkmayanlarla dolu; asık yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürü- yüşleriyle onu aralarına alıyorlar, eritiyorlar.” Saatine baktı: Dört buçuğa beş vardı. “Eve gidip okusam." Durağa yürüdü. "Bunla- rı kurtarmanın yolunu biliyorum. Kocaman sinemalar yapmalı. Bir gün dünyada yaşayanların tümünü sokmalı bunlara. İyi bir film görsünler. Sokağa hep birden çıksınlar..." Kafasından geçe- ne güldü. Duraktakiler dönüp baktılar. Kadının biri kaşlarını çattı. Sokakta kendi kendine sesli gülünemeyeceğini bilmeyen yoktu. "Ne adamlar be. Güldüysem güldüm, size ne?" Durama- di orda, yürüdü. Eve gitmeyecek. İçindeki 'sinemadan çıkmış ki- şi'yi öldürdüler. Sağ kalan sıkıntılı, kızgın. Hep ölçülü-biçimli mi davranmak gerek? Kim demiş? Başkaları onu eve gidecek sanır- ken o gidip bir meyhanede içecek. Yolun çivisiz yerinden karşıya geçti. Kayıp giden otomobiller duraksadılar. Bir şoför sövdü. O duymadı.
Sayfa 18
Edebiyat
Günlerden pazartesi. Yine vapurun alt kamarasindayım. Yine hava karlı. Yine İstanbul çirkin. İstanbul mu? İstanbul çirkin şehir. Pis şehir. Hele yağmurlu günlerinde. Başka günler güzel mi, değil; güzel değil. Başka günler de köprüsü balgamlıdır. Yan sokakları çamurludur, molozludur. Geceleri kusmukludur. Ev- ler güneşe sırtını çevirmiştir. Sokaklar dardır. Esnafı gaddardır. zengini lakayıt tır insanlar her yerde böyle yaldızlı karyolalarda çift yatanlar bile tek. Yalnızlık dünyayı doldurmuş sevmek bir insanı sevmekle başlar herşey burada her şey bir insanı sevmekle bitiyor güzel yer güzel yer Alemdağ şu saatte 15 metrelik ağaçları ile taş deleni ile yilanıyla
Sayfa 25 - iş Bankası
Araçların amaçların yerini almayacağı, amaçlarıyla tutarlı kalacak bir başkaldırının güçlüğünü bize en iyi gösteren 20. yüzyılın devrim hareketleri, farklı türden başkaldırılarıdır. Başkaldınlar amaçlarından çok kolay sapabilmek- te, değerleri korumayı amaçlarken değerleri yok etmeye, insanlari-insanlığı korumayı kurtarmayı amaçlarken insan öldürücülüğe dönüşebilmektedirler. İnsanlığı özgürleştirmeyi amaçlayan devrimler kolayca hinç ve zorbalığa kaya- bilmekte, intikam alma ve yok etme özgürleştirmenin yerini alabilmektedir. Ama amaçlarıyla tutarlı bir başkaldırının olanaklı olduğunu, olabileceğini göste- ren de yine yaşanan kimi başkaldırı örnekleridir. Önce Güney Afrika Cumhuri- yeti'nde ırk ayrımcılığına karşı, sonra Hindistan'daki İngiliz sömürgeciliğine karşı verdiği mücadeleyle Gandhi'nin eylemleri ve başka kimi sivil itaatsizlik eylemleri bu türden başkaldırı biçiminin örnekleri olarak görülebilir. Yine doğa- nın kirletilmesine karşı, insanın ve tüm canlıların gelecekte de dengeli bir çev- rede yaşamlarını sürdürebilmeleri için mücadele eden, ama şiddet kullanmayı kesinlikle reddeden çevreci hareketi böyle bir başkaldırının çerçevesi içine yer- leştirebiliriz. Küreselleşen kapitalizmin yol açtığı yoksulluk ve adaletsizliğe karşı yürütülen küresel başkaldırı eylemleri de bu tür eylemlerden sayılabilir.
Felsefe
O yıllarda, bekâr , yalnız memurlar ve askerler, taşra şehirlerine, yeni bir garnizona ilk geldiklerinde müsait kadınların nerede olduğunu öğrenmek, frengi ve belsoğukluğuna karşı dikkatli olmak, doktorlarla hemen arkadaşlıklar kurmak için özel dikkat gösterirlerdi. Taşraya yollanan ve tek düşleri bir an önce yeniden Istanbul'a dönmek olan subaylar, mutasarnıflar, memurlar kasabalarda hemen bulurlardı birbirlerini. Osmanlı bürokrasisi şehir şehir gezen ayrı bir memurlar milletiydi ve evlilik bu yalnızlık âlemine bir çözümdü. Kolağası yalnız evlilik konusu açıldığında değil, uçsuz bucaksız Osmanlı ülkesindeki bir bozukluğa, laçkalığa, çirkinliğe sahit olduğu zaman (çok olurdu bu) kederlenince de derin- den hissederdi yalnızlık duygusunu. Onun gibilerin görevi devlet gemisini yürütmekti ama gemi batiyordu ve batışı durdurmak neredeyse imkânsızdı. Gemi batinca da en zor duruma düşenler devletin bu kulları olacaktı. Bu yüzden tipkı pek çoğunun büyük Osmanlı haritasına bakamaması gibi, pek çok memur ve asker de Osmanlı Devleti'nin sonunu gözünün önünde canlandıramazdı. Orhan Pamuk ( Veba Geceler sf.87)
Sayfa 87