inan ulusan

inan ulusan
@inanulusan
Cagdaş uygarlığın bu nedene sıkıca bağlı bir başka önemli özelligi daha vardır. Tüm uygarlığımız, karşılıklı kar sağlayan bir alışveriş düşüncesi, satın alma açlığı üze- rinde yükseliyor. Çağdaş insanın mutluluğunun temelini mağaza vitrinlerine bakmak, dilediği bir şeyi peşin ya da taksitle almak oluşturuyor. Kadın ya da erkek olsun, insan- lara aynı gözle bakıyor. Erkek için çekici bir kız -ve kız için çekici bir erkek-peşinde olduğu bir ganimettir. "Çekicilik" kişilik pazarında genellikle aranan ve peşinde koşulan bir süslü nitelikler paketi anlamına gelir. Kişiyi çekici yapan sey, fiziksel olduğu kadar düşünsel olarak da günün mo- dasına bağlıdır. 1920'lerde sigara ve içki içen, külhani ama seksi kızlar çekiciydi. Bugünün modasıysa, kızların daha evcimen ve nazlı olmalarını gerektiriyor. On dokuzuncu yüzyıl sonlarıyla bu yüzyılın başlarında, erkeğin çekici bir "paket" haline gelebilmesi için saldırgan ve hırslı olması gerekiyordu. Bugün ise hoşgörülü ve sosyal olması isteni- yor. Her ne olursa olsun, âşık olma duygusu kişinin kendi olanaklarını değiştokuşa sokabileceği bir düzeye ulaşması gibi sadece insan metasına bağlı olarak gelişti. Pazarlığa oturduğunda, nesne toplumsal değer olarak çekici olma- II, ayrıca benim görünen ve saklı kalmış değerlerimi ve potansiyelimi göz önünde tutabilmelidir. İki insan, ancak kendi değişim değerlerinin sınırlarını da hesaba katarak, piyasadaki en kullanışlı nesneyi bulduklarını hissettikleri an birbirlerine âşık olurlar. Sık sık sanki gerçek bir mülk alıyormuşçasına, geliştirilebilecek gizli potansiyeller de bu pazarlıkta rol oynar . Tüm yönelimlerin merkezini pazari oluşturduğu, maddi başarıların en önemli değer olduğ-
Aşk
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
bir genç kitabeyi güç bela okuyabildi. Günlerce bu manzum satırlar belki yüz defa hecelendi. Istanbullu bir şair olan Baki tarafından yazılmıştı. Bu vakfı yaptıranın adını, sanını ve rütbesini, köprünün tamamlandıği mutlu yılı (Hicrî 979) yazıyordu. Baki ahenkli hafif manzumeler yazarak, büyük anıtlar yaptıran veya onaran büyüklere sunardı. Onu yakından tanıyan ve kıskananlar, “Onun, üstüne yazı yazmadığı yalnız gök kubbe kaldı” derlerdi. Ama o da (iyi para kazanmasına rağmen) daima bir beddua gibi her şairin yakasına yapışan sefaletin pençesinden kurtulamıyordu.
Sayfa 73 - iletişim
Edebiyat
Kanada dan aldığı kalın gömlekleri, eski ayakkabı larni, kar külahını giyer, geyik başlı bastonunu kol- tuğunun altına sıkıştırır. Zulmedecek, kendi üstünlük hastalığını şehvet gibi tatmin edecek bir biçare insan arardı. Yüzü ve dudakları al al, bıyıkları kıpkırmızı olduğu halde bir yeşil gülümseme ile dört yanına bakar- di, üstü başı, omzu kıçı bir hizada korkunç bir mah- lüktu. Hiçbir hayvan, onun kadar çirkin olamazdı. ihtiyar çöpçü atları güzeldi. Uyuz eşekler güzeldi. Her tarafı yırtık, gözleri irinli hasta kediler güzeldi. Sokak köpekleri ne güzeldi! Hamamböcekleri, zinalar harikuladeydi. Bizim çirkin dediğimiz; yüzleri bilinmiş, tadılmış, resmi çizilmiş olmayan kendi halinde insancıklar güzeldi. Ama o, sıhhatli yanaklarına, beyaz dişlerine, kırmızı bıyıklarına, kumral saçlarına rağmen çirkin- di. Çirkinliğin en korkuncu ile çirkindi. O bu köyde bulundukça hani insanın üstüne kazara bir yerden bir pislik sürünür de insan neresinde olduğunu kestiremez,arada sırada birdenbire keskin ve öğürtücü bir koku duyar. İ şte onun köyde bulunduğu günleri Nevin, kokusundan, bu pislik kokusundan tanırdı.
Sayfa 14 - iş Bankası
Edebiyat
zincirlerinden kurtulunca karşıma geçti ve şöyle dedi prometheus: “İnsanlarla uğraşmayın yüce Zeus, tekin değil bu yaratıklar. Belki de sizden önce, yani Hera'dan, Poseidon'dan, Hades'ten. yani tüm tanrılardan, belki de bizden önce, yani Kronos'tan Rheia'dan, Gaia'dan, Uranos'tan, yani tüm titanlardan önce, onlar vardı. Belki de bütün şanlı titanlar, görkemli devler ve siz kudretli tanrılar, yani bütün ölümsüz varlıklar, insan denen o ölümlü varlığın hayalleriyiz. Belki de bizi yaratan onların zihinleridir, akıllarıdır, rüyalarıdır. Belki de onların inancı olmasa biz olmayız, belki de onların duaları olmasa gücümüzü kaybederiz. Küçümsemeyin onları yüce Zeus, gizemli bir yan var ,karanlık bir taraf" Kayıp tanrılar ülkesi sf 167
Sayfa 167 - yky·Kitabı okudu
Felsefe
Otelin lokantasında çok ilginç bir aile var. Baba uzunboylu, zayıf bir adam, siyahlar giymiş, dik bir yakalık takmış. Kafasının ortası kel, sağda ve solda gri iki saç tutamıvar. Küçük, yuvarlak, sert bakışlı gözler, ince bir burun,düz bir çizgi biçimdeki bir ağız ona iyi yetiştirilmiş birbaykuş havası veriyor. Lokantanın kapısına her zaman ilk o geliyor, siyah bir fındıkfaresi gibi ufak tefek karısınıngeçmesi için kenara çekiliyor, sonra hemen ardında gösteri köpekleri gibi giydirilmiş küçük bir erkek ve küçük bir kız çocuğuyla içeri giriyor. Masaya gelince karısının yerine yerleşmesini bekliyor, artık iki kaniş de sandalyelerine tüneyebilirler Karısına ve çocuklarına siz' diye hitap edi- yor; karısına nezaketle kötü sözler sarf ediyor, çocuklarıda da emirler yağdırır gibi konuşuyor: Nicole, muhteşem biçimde itici görünüyorsunuz!' Küçük kız ağlamaya hazır. Olması gereken de bu. Bu sabah küçük oğlan sıçan hikâyesi yüzünden çokheyecanlıydı. Sofrada bir şey söylemek istedi. 'Sofrada siçanlardan söz edilmez Philippe. Bu sözcüğü bundan böyle kullanmanızı yasaklıyorum.' ‘Babanız haklı,' dedi siyah fındıkfaresi. İki kaniş burunlarını mamalarına daldırdılar ve baykuş uygun bir baş hareketiyle teşekkür etti.
Sayfa 36 - can
Edebiyat