7/10
·192 syf.··
2026 47. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 18:30
Jack London diyerek başlayıp, Martin Eden diyerek devam etmiyeceğim çünkü Jack LONDON denilince Vahşetin Çağrısı ve Beyaz Diş gibi eserleriyle, vahşi bir hayvanın gözlerinden kah üzülerek kah sevinerek serüven yaşattığı hikayeler bende en çok etki bırakanlardı. Bunu yapabilen elbette bir çok yazar var lakin bu empati dilini bu kadar iyi kullananını daha okumadım bilmiyorum. Gelelim Adem'den Önce kitabımıza. Açıkçası evrim teorisi hakkında kulaktan duyma ve makalelerden öteye geçmeyen bilgiye sahibim. Başka bir yazar buna benzer bir eser kaleme alsa muhakkak "sen Darwinleri savundun!” eleştirisi alması günümüzde muhtemel. 1900’lü yıllardaki dar toplumsal görüş göz önüne alındığında (bakın burası çokomelli!) "Maymun" yakıştırması yapılmadan, ağaç veya ateş insanları şeklinde sınıflara bölünerek sunması hikayeye ön yargı ile yaklaşılmaması adına güzel bir incelik olmuş. Konu olarak ilk insanların önce barınabildikleri, beslenebildikleri ve yavaş yavaş iletişime geçerek bir sürü halinde toplumu meydana getirdikleri serüveni okura gülümseten ve düşündüren bir şekilde sunuyor. En beğendiğim eserleri arasında yer almadı ama okuması keyifliydi.
Edebiyat
Adem'den ÖnceJack London · Can Yayınları · 199426,1bin okunma
Bir Turan Peygamberi
7/10
·144 syf.··
2026 10. kitabı
Bir Turan Peygamberi…. Tarihimizin en kritik dönüm noktalarından, benim de araştırmayı, okumayı çok sevdiğim 1865 - 1919 yıllarına ait bu edebi eserleri okurken; siyasetin nasıl adım adım değiştiğine de şahitlik ediyoruz. Çok tatmin edici bir deneyim benim için. “AY DEMİR” de 1918 yılında, Müfide Ferit Hanım tarafından yazılmış, o yıllarda yeni yeni parlayan Türk Milliyetçiliğini, Turancılığı bize gösterecek bakalım. Kitabımızda “DEMİR” adında İstanbullu bir doktorun, aşkını ve vatanını ardında bırakıp Orta Asya’ya, Rusların esaretindeki Türk kavimlerini uyandırmaya, onlara unutmaya yüz tuttukları Türklüğü, Turan’ı anlatmaya gidişi konu ediliyor. Kitapta İstanbul’daki siyaset ortamıyla, Orta Asya’daki halkların durumlarıyla, Ruslarla, Müslüman Din adamlarıyla ilgili önemli tespitler var. Bunlara ayrıntılı olarak değineceğim. Ama öncesinde Türk Milliyetçiliği nasıl ortaya çıktı, Müfide Ferit ve kocası Ahmet Ferit kimdir bunları anlatmam gerek yoksa “AY DEMİR” gibi bir karakterin ortaya çıkışı yeterince anlaşılamaz. Şimdii, işte Reformlardı, Aydınlanmaydı, özellikle Fransız İhtilaliydi derken Avrupa’da milliyetçilik zaten vardı. Ancak bizimki gibi bir imparatorluğun içinde, milliyetçilik fikri tehlikeli olacağından uzun yıllar konuşulmadı. Osmanlı’da halk, milliyetlerinden ziyade dinlerine göre sınıflandırılıyordu. Müslimler, Gayri-müslimler şeklinde. Bugün andığımız Namık Kemallerin yer aldığı 1865’te kurulan Genç Osmanlılar bile vatan ve özgürlük vurgusu yaparken, yine Osmanlı olarak, şeriat kurallarıyla hareket edilmesini savunuyorlardı. Ayrı bir Türk milliyetçiliği, Turancılık kavramı yoktu. Taa ki Türk toprakları kaybedilmeye başlayana kadar. Kaybedilen topraklarda yaşayan Türk halkları, kalan topraklara doğru, anadoluya doğru geldikçe, gördükleri zulümün de
Ay DemirMüfide Ferit Tek · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022700 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
8/10
·119 syf.··
Beğendi
·
2026 84. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 13:31
“Şiir sevmeyen insan yoktur; sadece ruhundaki şiire denk gelmeyen insanlar vardır. Ve Denizin İncisi, benim ruhumun şiiri oldu. Sümeyye Taşer’in kalemi, insanın içine usulca işleyen bir dalga gibi… Her cümlesi, ruhun en derin yerine dokunan bir incelik taşıyor. Kitabı okurken yalnızca bir hikâye okumadım; kendi içimde saklı kalmış duygularla da karşılaştım. Bazı kitaplar okunur ve biter; bazılarıysa insanın içinde yaşamaya devam eder. Denizin İncisi benim için tam olarak böyle bir eserdi. Kalemiyle ruhunu yansıtan, duyguyu en saf haliyle hissettiren muazzam bir yazarla tanışmış oldum. Dipnot: Sümeyye Taşer’in başka eserlerini de büyük bir merakla görmek isterim. Ve içtenlikle söylemeliyim ki, bu güçlü kalemin bir romanını okumayı da çok isterim.”
Denizin İncisiSümeyye Taşer · Dls Yayınları · 20263 okunma
İyi hissetmek isteyenlere… /800. İnceleme (3 kitap hediyeli!)
9/10
·192 syf.··
2026 41. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 13:05
Herkese kendini anlatmak zorunda değilsin. Her ilişkiyi sürdürmek zorunda değilsin. Her yükü taşımak zorunda hiç değilsin. Şşş… Rahatla… Dünyanın bütün ağırlığını sırtlamana gerek yok! “Ben yapmazsam kimse yapmayacak,” “Ben olmazsam yürümeyecek,” diye her şeyin peşinde koşturmayı bırak! Yorgunsun biliyorum. Ruhun hayattan tiksinmiş durumda. Bir gün ölüp gittiğinde “yürümez,” dediğin her iş sensiz yürüyecek! Kırmaktan korkup, nazik yaklaştığın herkes seni yanlışlarınla anacak… Kendini tüketme bu kadar. Kimse seni anlamayacak. Aksine nasıl olsa taşıyabiliyor diye bütün yükleri senin sırtına yüklemeye başlayacaklar. “Sürekli yorgun hissediyorsan, sürekli içinde bir kasvet varsa, sürekli neşeli olamıyorsan belki de bunu kendi kişiliğine yüklemeden önce çevrene bakman gerekiyor. Çünkü bazen üzgün, yetersiz ya da yorgun değilsindir; sadece yanlış insanların etrafındasındır.” Biliyor musun, hoyratlık değil de incelik yakıyor canımı, diyor Şükrü Erbaş ve devam ediyor, “İncelik... sensin bütün zamanların açık yarası.” Cahit Zarifoğlu, “Bir incelik gösterin, incinmesin yüreğim.” Oysa dünyada en çok ince insanlar kırılıyor. “Ah kimselerin vakti yok durup ince şeyleri anlamaya,” diyerek son sözü söylüyor Gülten Akın ve Dünya hassas kalpler için gerçek bir cehennem! derken ne kadar haklı Alman yazar Johann Wolfgang Von Goethe“Ne olacağını bilmiyorum ama ne olursa olsun, bir şekilde yola devam edebileceğimi biliyorum.” Kişisel gelişim zırvalıklarına inanmıyorum! Samimiyetsiz, uydurma, çokça kalıp ifadeler kullanan, kâğıt israfı diyebileceğim çalışmalar birçoğu… Lakin Beyhan hoca başka! İçimizden biri gibi sanki… Kitabı okurken, seninle aynı yollardan geçtiğini, aynı hatalara düştüğünü görüyor ve okuduğun kitap hayatını değiştirmese bile yaralarına iyi geldiğini hissediyorsun. “Bana iyi
Kendini Tüketmeden YaşaBeyhan Budak · Kronik Kitap · 202683 okunma
Puan vermedi·272 syf.··
2026 4. kitabı
Evet gerçekten de bir şey olduğu yok. yalnızca iki çocuk muzip bir şekilde yanıyor ve Lillian rus evlerinden hallice olan körpe yaşam alanından çıkıyor, bu iki çocuğa bakmaya girişiyor, aslında taşındığı şirin evin az ötesindeki malikanede de bir lise aşığı kalıyor ama bu da dert değil. Tamam, belki içinde çok çok ufak insani bir incelik olabilir, o kadar. "Bir Şey Olduğu Yok" şu ana kadar okuduğum en garip kitaplardan. kitap öfke kokuyor aslında. ama belki de Lillian daha fazlasını beklemediği için, belki kimse ona daha fazlasının olabileceğini söylemediği için, belki de yılların pörsümüşlüğünün onu asla bırakmayacağına inandığı için sadece kayıtsız kalıyor. bir yerden bir yere umutla değil, sadece olduğı yerden kaçmak için gidiyor ve ne hikmet ki bu yaşına kadar kendini bir şekilde taşımış. Açıkçası, bana sonlara doğru kitabın o muzip ve kayıtsız havası kaybolmuş gibi geldi. bir anda yazar duygusallaşmış ve aynı kaderi paylaşanlara yönelik sempatinin hayatı değiştirme gücü civarında konulara sapmaya karar vermiş gibi. ama yine de, kitabın çoğunluğuna hakim olan, size hikayenin teneke kutularla dolu ufak bir masada ve gözleri kızarmış bir çatlak tarafından yazıldığı hissini veren o çekici kaygısızlık için kesinlikle okunur bir kitap. ayrıca, kim alev alan çocuklara bakan yarı alkolik bir kadının hikayesini okumak istemez ki?!?!?!
Bir Şey Olduğu YokKevin Wilson · Domingo Yayınevi · 20211,020 okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 22. kitabı
·
13 saatte okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 08:38
Ayşe Eser’in Neden Neden’i 80 sayfalık ince bir kitap — ama bu incelik hem gücü hem de zayıflığı. Yazar, modern insanın “neden?” diye sormayı nasıl bıraktığını, otoritelere, dogmalara ve “asıl hayat birazdan başlayacak” avuntusuyla nasıl uyuştuğunu anlatıyor. Bu tez, doğru ve yerinde. Sosyal medya çağında hazır anlatılara yaslanmanın ne kadar kolay, sorgulamanın ne kadar zahmetli olduğunu herkes bir şekilde hissediyor — Eser bunu dürüstçe ve akıcı bir dille kâğıda döküyor Eleştirel bir gözle bakıldığında ise kitabın zaman zaman vaaz sınırına yaklaştığı hissediliyor. “Neden?” sorusunu sormak özgürlüktür mesajı, bazı sayfalarda o kadar doğrudan tekrarlanıyor ki okur bunu kendisi keşfetmek yerine söylenmiş buluyor. Kişisel gelişim türünün genel tuzağı bu zaten: okuru düşündürmek yerine zaten düşündüğünü onaylamak. Eser’in en güçlü olduğu yerler, bu tuzaktan kaçıp somut ve kişisel gözlemlere indiğinde açılıyor. Yine de kitabın varlığı kendi başına anlamlı. Türkiye’de kişisel gelişim raflarına bakıldığında motivasyon klişeleriyle dolu kitaplar arasında, sorgulamayı merkeze alan bir ses bulmak sık rastlanan bir şey değil. Neden Neden bir solukta okunuyor, zihin açıyor ve bazı sayfalarda gerçekten duraksatıyor. Daha uzun, daha riskli, daha derinden yazılabilirdi — ama var olması, olmaktan iyi.
Neden NedenAyşe Eser · Elma Yayınevi · 2026121 okunma