️ İnsanlar neyin sebep olduğunu bilmedikleri büyük bir teklikedeler ve hayatta kalmalarının tek yolu asla gözlerini açmamak. Peşlerinde bilinmez yaratıklar varken gözlerini açmadan, gün ışığını görmeden hayatta kalmaya çalışıyorlar ve tahmin edileceği gibi bu hiç de kolay değil. ️Malorie ve iki çocuğu olayların başlangıcından 5 yıl sonra hayatta kalmayı başaran bir avuç insan arasındaydı ve nehrin kenarında terk edilmiş bir evde gün ışığını hiç görmeyen çocuklarıyla birlikte yaşıyordu. Ailesini daha güvenli bir yere götürmek için bir yolculuğa çıkmak zorundaydı ama gözlerini açmadan ve peşindeki yaratıklarla baş etmek hiç de kolay değildi...
️Josh Malerman'ın gerilim tarzı olan bu ilk kitabını ben beğenerek okudum, alıp okumaya değer bir kitap bence. (kırmızı piyanoyu almayın)
Filmi çekilse izlenir diye düşünmüştüm okurken ve sonra şuan çekimlerinin sürdüğünü ve başrolde Sandra Bullock'ın oynadığını öğrendim. Vizyona girmesini sabırsızlıkla bekliyorum .
Alıntı: ️...Yaşananlara "Sorun" deniliyordu. Toplum içinde kabul gören bir düşünceye göre, "Sorun" her ne olursa olsun kişinin bir şeyler görmesiyle başlıyordu...
️'Sen kötü bir annesin' diye düşündü.
Onlara gökyüzünün enginliğini öğretecek bir yol bulamadığın için. Bahçede, sokakta, boş evlerden ve eski arabalardan oluşan mahallede özgürce koşmalarını mümkün kılacak bir yol bulamadığın için. Ve gökyüzü siyaha dönüp de aniden harikulade bir şekilde yıldızlarla bezendiğinde uzaya bir kere dahi olsa bakmalarını sağlayacak bir yol bulamadığı için...
️Masanın etrafında oturup, Tamam çocuklar, derdi onlara.Gözlerinizi kapatın.
Kapatırlardı
Şu anda ne yapıyorum?
Gülümsüyorsun.
Doğru, Kız Nereden anladın?
Gülümsediğinde farklı şekilde nefes alıyorsun Anneciğim.
Zülfü Livaneli'nin Serenad'ını okumadıysanız muhakkak okuma listenize ekleyin. Böyle bir listeniz yoksa hemen oturup bir tane yapın ve bu kitabı da en başa ekleyin. Çünkü okumak böyle kitaplarla anlamlı... Livaneli her kitabında olduğu gibi hikayesini gerçekle yoğuruyor ve ortaya okurken insanı hem hüzünlendiren buruk bir aşk hikayesi hem de tarihin acımasız gerçekleri çıkıyor.
İkinci dünya savaşı ve yaşanan acılarla ilgili bir çok kitap okudum; toplama kamplarında yapılan zulmüleri, yaşanan acıları kalbimde hissederek göz yaşı döktüm. Acının dini, dili, ırkı yoktur, Savaş her dilde aynı acıdır; bunu öğrendim. Ama Çoğumuz gibi İkinci Dünya Savaşı sırasında kendi ülkemizde de bir zulüm yaşandığını ve en acısı da bizim hükümetimizin de bunda payı olduğunu bilmiyordum. Bu kitap sayesinde öğrendim. Utandım...
24 Şubat 1942'de Nazi zulmünden kaçan 769 yahudiyi bir felakete taşıyan Struma faciasını ve onları kaderine terketmekten ziyade ölüme yollayan katilleri içim acıyarak okudum. Kitaptan tek bir alıntı paylaşacağım;
️Hiçbir iktidar masum değildir.️
Savaş karşıtı görüşleriyle tanınan Stefan Zweig Severek okuduğum bu kitapta savaştan kaçan ressam Ferdinand'ın savaş karşıtı düşünceleri, vatanına karşı görev duygusu ve karısına duyduğu sevgi arasında sıkışıp kaldığını ve bir seçim yapmak zorunda oluşunu anlatır. Savaşın bir katliam ve esaret olduğunu ancak savaştan kaçmakla da özgür olunamayacağını söyler. Sonunda yaptığı seçim düştüğü çelişkilerden kurtulup benliğini bulmasına yardımcı olur...
Her satırda ne kadar cahil olduğumuzu ispatlayan kitap...........................................................................................................................................
Stefan Zweig'in beş kısa öyküden oluşan ve yazarın karamsar ruh halini her öykünün sonunda fazlasıyla hissettiren bir kitabı. Zweig bu öykülerde insanı insanlıktan çıkarıp en uç noktalara sürükleyen deneyimlerin izini sürerken, okuru da karekterlerin ruh çalkantılarının içine çekiyor. Beni içindeki öykülerden en çok Nişan ve Leporella etkiledi. Özellikle Leporellada yazarın Crescentia karakterini fiziksel ve ruhsal betimlemelerle okurun gözünde var etmesi olağanüstüydü. Kendine söyleyeni yapmaktan baska hiçbir şeyi umursamaz bir hizmetçiyken patronuna kölece bağlılığı yüzünden saplantili bir karaktere bürünme sürecini, öykünün başından sonuna kadar Crescentia'daki değişimleri ustalıkla okura aktarmasına hayran kaldım. Bir solukta okunan akıcı ve ilgi çekici bir kitap. Her zaman dediğim gibi Zweig okumak ayrıcalıktır...