Eğer çocuklarımızı Ebu Bekir, Ömer, Osman, Muhammed, Hud, Yunus, Salih, Şuayb gibi isimlerle isimlendiriyorsak, onları bu isimlerin gerçek varislerine yaraşır şekilde yetiştirmeliyiz.
Üstelik sevgilim beni güldürüyordu ve birkaç ay içinde sevgimizsözcük oyunları üreten bir makineye dönüştü; dilbilgisine ve yetişkinlerin konuşmasına meydan okumak için elbirliği etmişçesine otlağımız haline getirdiğimiz bir tuhaf deyimler, soytarılıklar makinesine. Duygularımızın büyüklüğü, onları yaygın dille ilgisi olmayanbir çığlık halinde dile getirme arzusu, bizi çocukça bir ses taklitleriri ve vurgulamalar jargonu icat etmeye itiyordu. Cinsiyetleri tersine çevirmemize, kadının ve erkeğin rollerini hiçe indirgememize olanak sağladığı için bize sevişmelerimizden daha yakın gelen,karman çorman cıvıldaşmalardı bunlar. Birbirini sevmek demek,tamamen masum budalalar olmak için birlikte olma özgürlüğü adına sözlüğü durmadan güncellemek demektir. Öyle güç beğenir kimseler değildik, en basit bir şeye, anlamdan çok saygınlık ve sevgiyüklenmiş sözcüklere gülüyorduk: Örneğin kendisine durmadantakma adlar yakıştırdığımdan uzun bir süreden beri Rebecca’ nın adı unutulur olmuştu: Tatlım, Çebiçim, Gözdem, Köftem, KundakBebeğim, Pisipisim, Püsküllüm, Karabem (adının evirmecesi), yoğun bir biçimde içlidışlılık ifadesi olan bir dizi gülünç lakap. Gülünçlüğü hissetmiyor, sadece küçültme eklerini hissediyorduk. Yada birbirimizin küçük kusurlarını dile getirecek Arapça sözcüklerkullanıyorduk: Rebecca’ nın, yazgıya boyun eğişi nedeniyle adı Matmazel İnşallah idi, durmadan, “Benim için fark etmez" diyerekkarar vermeyi reddettiği için Madam Farketmez de diyordum. Herzaman aceleci olan benim adımsa Bay Çabukol ve gözlerimi yoldangeçen her karaltıya diktiğim için Bay Çufidi. Bebek diliyle konuşuyorduk ve seslerin vurgularına ne kadar çocuksu bir hava verip,cümleleri ne kadar çeker, hecelerin sırasını altüst ederek sözcükleri ne kadar şekerleme gibi emersek mutluluğumuz da buna
"Dünyada ne yoksul kalacak gayri, ne de zengin. Hepimiz birbirimize eşit
olacağız.»
İnan olsun, ana ömründe böyle çılgınca konuşma işitmemişti! Kimin zengin, kimin yoksul olacağını Tanrılar buyurur, insanlar karışmazlar buna, ellerinden ancak kaderlerine boyun eğmek gelir. Ana bunu bildiği için şimdi korkuyla bağırdı:
- «Oğul, kötü kişilere kapılmamışsındır inşallah"
Sayfa 214 - Altın Kitaplar 4. Basım Ekim 1984·Kitabı okudu
❝
Dem çeken bir kumrunun sesiyle uyandım bu sabah. Hayırdır inşallah: Sevda kuşudur kumru. Yakınlardaki bir ağaçtan sihirli sihirli ötüyor, dem üstüne dem çekiyor. Dem vakti geldi artık, kumruların nağmeleri duyuluyor buralarda.
❞