Zenginlik peşindesiniz çünkü arzularınız tatmin etmek istiyorsunuz. Güç peşindesiniz çünkü her şey sizin kontrolünüz altında olsun istiyorsunuz. Halbuki insan dünyaya , üzerinde bir kıyafet , cebinde para veya bir mevki sahibi olmadan gelir. Kaderinin ona sağladiğı şöhret ,güzellik, mevki gibi sahte mutluluk sebeplerinin tamamı ödünç olarak verilmiştir. Dünya bazen şımartırcasına cömert bir sekilde bu menfaatleri sunar. Bazen de acımasız bir cimrilik haliyle saldırır insana. Kader bir çarkıfelek gibi döner durur. Her zaman şans ve kazanç vermez insana. Bazen de kayıp ve keder verir, öyle ki sakin hayatını bir fırtına içinde bulursun. Çarkıfeleğin cömertliğine kanmak ne kadar sacma ise, cimriliğine kızmak da bir o kadar anlamsızdır, Çünkü insan dünyadan geldiği gibi göçer. Çıplak ve beş parasız olarak.
Günümüz insanlarının gün geçtikçe unuttuğu ana tema, insanlıktır! ‘’Peki ya insan olmak nedir?’’ Günümüz modern dünyasının, teknolojide günbegün yenilikler bularak hızla ilerlemeye devam etmesi, paranın en büyük güç haline gelmesinin yanı sıra bütün insanların bu güce sahip olma isteği, belki de "insan olmak nedir?’’ Sorusunu unutulmaya başlamasındaki en büyük etkendir. Günümüz insanları sanki bir kral ve iyiliğe dair ne varsa öldürüp havuzun içerisine atıyorlar.
Aristoteles için iyi insan, etkinliğinin sayesinde, aklın önderliği altında, insana özgü imkânlarını gerçekleştiren insandır.
Spinoza da der ki: "Güç ve erdem deyince aynı şeyi anlıyorum." Özgürlük ve mutluluk, insanın kendi kendisini anlamasından ve kendisinde imkân olarak var olan şeyi gerçekleştirme çabasından, "insan tabiatı örneğine gittikçe daha fazla yaklaşmasından" başka bir şey değildir. Spinoza'ya göre erdem, insanın kendi güçlerini kullanması, kötülük ise güçlerini kullanmayı başaramamasıdır; Spinoza için kötülüğün temeli güçsüzlüktür.
Gerçek şu ki başarılı olmak, mutlu olmak demek değildir. İnsan başarılı olur, sosyal hayatta özlediği gerin daha üstününüy bile alır da, mutlu olmayabilir. Servetin, güç ve şöhretin son noktasına varmış nice insan vardır ki, içi daima mutluluk dünyasının hasretiyle yanıp tutuşur. Gösterişli apartmanlarda, göz kamaştırıcı bir konfor ve lüks içinde yaşayan insanlar görürsün ki, bunların hepsini bir günlük mutlulukla değiştirmeye hazırdırlar.
Bir gün bana “Yaşamak öylesine güç ki!” demişlerdi.
Söylenişi de aklımda. Bir başka kez de biri “En
kötü yanlış acı çektirtmektir,” diye mırıldanmıştı. Her
şey bitti mi yaşam susuzluğu sönmüştür. Bu mudur mutluluk
dedikleri? Bu anılar boyunca ilerlerken her şeye
aynı sessiz giysiyi giydiririz, ölüm de renkleri soluk bir
tuval gibi görünür. Kendi kendimize döneriz. Sıkıntımızı
duyarız, böyle daha çok hoşlanırız kendimizden. Evet,
muduluk belki de budur, acımalı mutsuzluk duygumuzdur.